Röportaj Haberleri

Röportaj

Bürokratların terzisi “ Güneş”
14 Kasım 2016 08:33

“Dünyaya yine gelsem terzilik mesleğini seçerdim” diyen bürokratların terzisi Celal Güneş Konya’da dolu dolu geçen 55 senelik meslek hayatını ve anılarını anlattı

Bürokratların terzisi “ Güneş”

Konya’nın gelmiş geçmiş tek bürokrat terzisi Celal Güneş ile dolu dolu geçen meslek hayatını dair keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Şimdilerde evinde dinlenmeye çekilen Güneş, 55 senelik yorgunluğunu atmaya çalışıyor

Celal Güneş, sizi tanıyabilir miyiz?

Konya’nın Hadim ilçesinin Kaplanlı köyünde 1948 yılında doğdum. 1960 yıllarında terziliğe başladım. 1962’li yıllarda İstanbul’da Hüseyin Korkmaz ile birlikte çalıştım. Uzun bir süre İstanbul’da çalıştıktan sonra 1970’li yıllarda tekrar Konya’ya gelerek kendi iş yerimi açtım.1977 yıllarında ise Milano, Paris ve Londra’da fuarlara gittim. Kendimi yetiştirmek, ufkumu genişletmek mesleğimde iyi olmak adına kurslara gittim.

Terzilik, baba mesleği mi? Bu mesleği neden seçtiniz?

Bizim zamanımızda imkânlar dâhilinde okumak çok zordu. Okuma şansım olmadığı için terzilik mesleğini seçtim. Mesleğim için daima elimden gelenin en iyisini yapmaya gayret gösterdim. Her zaman da en iyisi yaptığıma inanıyorum. Dünyaya yine gelsem terzilik mesleğini seçerim.

basliksiz-1-009.jpg

Meslek hayatınızda kendinizi nasıl yetiştirdiniz? Tarzınız çizginiz ne oldu?

1960 yılında terziliğe başladığımda o zaman gazetelerde bir ilan gördüm. İstanbul Terzilik Tekabülü’nün çıkardığı Metot isimli derginin dağıtımı yapılıyordu. Haftalığımı aldığım zaman bu dergiyi 12 liraya satın alıyordum. Türkiye genelinde Terziler Federasyonu’nun düzenlediği moda fuarlarına katılıyordum. Moda konusunda yeniliklere daima açık oldum. Yapılan her şeyi yakından takip ettim. Yurt dışı seyahatlerimde araştırdım, öğrendim, kurslara gittim. Kendimi iyi yetiştirebilmek adına daima güzel adımlar attım. Çünkü ufkunuzu ne kadar geniş tutarsanız, o derece güzel beslenir, başarılı olursunuz. Eğer mesleğiniz önem verir, yeniliklere açık olunursa zaten  o işte başarı kaçınılmazdır.

Uzun bir süre İstanbul’da yaşadınız. Orada kalmayı düşünmediniz mi?

Bizimki tipik Anadolu çocuğu durumu annem ve babam ısrarıyla geri döndük. Allah rahmet eylesin vefat ettiler. Ama tabii pişman mısın, değilim ama keşke 50 yaşına kadar İstanbul’da kalsaydım. Her şey daha da farklı olabilirdi.

İlk giydirdiğiniz vali kimdi?

1977 yılında Konya Valisi Lütfü Tuncel Beyi giydirdim.

basliksiz-1-010.jpg

Valilerin terzisi olarak yıllarca bilindiniz ve anıldınız. Bunu nasıl başardınız?

Kendimi özgü bir taktiğim vardı. Konya’ya gelecek valinin Ankara’da tayini çıktığı an ben valiyi takip ederim. Bütün atanan valiler, Konya’ya ilk geleceği zaman makamına gelmeden önce Anıtkabir’de Ata’yı ziyarete gider.  Vali bey Anıtkabir’de saygı ziyaretindeyken benim çiçeğim vali beyin masasına konur. Masada üç çiçek olur; biri bakanlıktan gelir, biri geldiği ilden gelir, diğeri benim çiçeğimdir. Yaklaşık 10 gün sonra da randevu talep eder, ziyarette kendimi tanıtırım. Eğer vali bey bana iadeyi ziyarette bulursa ölçüyü alırım. Bununla alakalı bir anım var, ondan bahsedeyim. Kemal Katıdaş o dönemde yeni vali olarak atandı. Yine tabii benim çiçekler önden gitti. Fakat bana bir dönüş olmadı. O zamanlar Mustafa Bülbül adında bir iş adamı vardı. Ona farklı bir tarihte kıyafet diktim, çok farklı modellerde bu Dallas dizisinde Ceyar’ın kovboy kıyafetlerine benzeyen şekilde sırtında robası arkasında kuşak vardı. Kıyafeti diktim, teslim ettim. Vali bey yaklaşık 10 gün sonra beni aradı. Başta işletiyorlar zannettim ancak gittiğimde Mustafa Bülbül’de oradaydı. Vali Kemal Katıdaş Mustafa Beye diktiğim kıyafetleri çok beğendiğini söyledi. Ben de hemen orada vali beyin ölçüsünü aldım.

 Konya’da kimlere kıyafet diktiniz?

Kimleri giydirmedim ki 1975 yılından bugüne kadar birkaç vali hariç tüm valileri ben giydirdim. Defterdarları ve maliyenin bütün birimlerini, garnizon komutanlarını, hava üs komutanını giydirdim. Yani hemen hemen bütün bürokratların giydirdiğimi söyleyebilirim. Yine son olarak eski Vali Muammer Erol’u da giydirdim.

Kıyafet dikerken kadın erkek ayrımı yaptınız mı?

Hayır, böyle bir ayrım  hiçbir zaman söz konusu olmadı. Aynı zamanda çok güzel kadın kıyafeti de dikerim. Valilerin ve paşaların eşlerini de giydirdim.

Yurt dışından da müşterileriniz var mıydı?

Çok fazla müşterim vardı. Eskilerden söz edecek olursak Paris’te birtakım elbise neredeyse araba fiyatına satılıyordu. O kadar çok pahalıydı, şimdi tabii durum değişti. Ankara’da müşterim çok fazla vardı. Sizin araştırma gazeteciliğiniz var, benim de araştırmacı terziciliğim var. Her gittiğim yerde araştırma terziciliği yapıyordum.

Yılların tecrübesi olarak sizce bir terzinin olmazsa olmazı nedir?

Çok şık olacak, temiz olacak. Bu kesinlikle şart, tabii sadece terzilikte değil. Her meslek dalında böyle ancak terzilikte ayrıca özen gösterilmelidir. Terzi yeniliğe daima açık olup kendini geliştirecek.

Terziliği artık tamamen bıraktınız mı?

Ben 01.01.1960 yılında terziliğe başladım, 01.01.2016 tarihinde bıraktım. Kesinlikle artık elime iğne iplik almayacağım. Şimdi Meydan Larousse’nin “Yaşasın Yaşlılık” adında bir kitabı var. Kitapta yaşlılık o kadar güzel anlatılmış ki insanın yaşlanası geliyor. Ben de tam o kitaptaki yaşlılığı yaşamak istiyorum. Sabah geç kalkıyorum, bir telaşım yok. Aile, çocuklar, torunlar hayat bundan sonra bu şekilde devam ediyor. Arada elbette kıyafet diktirmek isteyenler oluyor ancak onları da uygun gördüğüm ustalara gönderiyorum. Ancak gözetim yaparım, onları zaman zaman ziyaret ederim.

Unutamadığınız bir anınızı anlatır mısınız?

Rahmetli gazeteci arkadaşım Mehmet Gazel ve Kemal Soylu ile Samsun- Karşıyaka maçı için İzmir’e gittik. Ben kahverengi parlak kendi diktiğim güzel bir takım elbise giydim. Çok şıkkım. Gazel’in sağ omzunda çantası, sol omzunda fotoğraf makinesi var. Tam Alsancak stadına giriyoruz. Bana, ‘buyurun’ dediler geçtim. Kemal, o zaman çok uyanık bir çocuk, benim fotoğraflarımı çekiyor. Her halinden belli gazeteci olduğu ona bir şey demediler. Gazel’e ‘dur bir dakika’ dediler. Üstelik Gazel’in o zaman uluslararası basın kartı da var. Gazel’i önce içeriye almadılar. Çok gülmüştük. Ama işte diyeceğim o ki kıyafet her zaman önemli tabii insan önce kendisine saygısından dolayı özenli olmalı.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Hayatıma sıfırdan başladım bugünlere kadar dolu dolu yaşayarak geldim. Mutlu bir aile hayatım var çok şükür. İyi dostlar edindik. Netice itibariyle her şey için şükür şükür…(Melek Sarıtaş)

 

Yorumlar (0)