Röportaj Haberleri

Röportaj

Çocuklar otizmi yenebiliyor
2 Ocak 2017 08:48

Pedagog İshak Orhan, “Çocukluk çağı hastalıklarında erken teşhis çok önemlidir. Özellikle otizm belirtisi gösteren çocuklar tedavi edilerek normal yaşantısına dönebiliyor. Yapmanız gereken tek şey çocuğun gözlerinin içine sevgiyle bakarak konuşmak” dedi.

Çocuklar otizmi yenebiliyor

İshak Orhan sizi tanıyabilir miyiz?

1960 Konya Doğanhisar Yenice köyü doğumluyum. İlkokulu ve ortokulu Doğanhisar’da okudum. Daha sonra Çankırı’da Sağlık Koleji’ni kazandım. Okulu bitirdikten sonra Konya Sağlık Müdürlüğü bünyesinde görev başladım. Aynı yıl Yabancı Diller Yüksek Okulu İngilizce Bölümü’ne başladım. 1983 yılında Konya Sağlık Meslek Lisesi’nde İngilizce öğretmeni olarak görev yapmaya başladım.1990 -98 yılları arasında Konya Sağlık Eğitim Enstitüsüne öğretim görevlisi olarak atandım. 1998 yılında okulun kapanmasıyla birlikte Niğde Üniversitesi’ne geçtim. Aynı yıl akademik çalışmalara başladım. pedagojik formasyon konularında alanında eğitim programlarında çalışmalarım devam etti 2004 yılında orayı bitirdim. Ardından bazı nedenlerle Niğde Üniversitesi’nden emekli oldum. Emekli öğretim görevlisiyim. 10 sene Ankara’da çalışmalar yaparak danışmanlık hizmetleri verdim. Son 2 yıldır da burada görev yapıyorum. Konya’da pedagog hizmeti yoktu. Memleketime gelerek burada hizmet etmeye başladım. İnternetten daha büyük kitlelere hitap etmeye çalışıyorum. Avrupa’dan whatsapp vasıtasıyla görüşmelerimiz var. Türkiye’nin her yerinden insanlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Sadece çocuklar için değil, aynı zamanda depresyon bipolar ankisiyete, panik atak, obsesif bozukluklar gibi pek çok rahatsızla ilgili terapiler yapıyoruz. Terapilerimizde söylediğim şey ‘bana bir defa gelin, sonra kendinize gelin’ oluyor. İnsan kendine gelebildiği zaman hiç başka bir yere gitmeye gerek kalmıyor. Benim çalışma sitilim bu eğitim taraftarıyım.

Konya’da bu bir ihtiyaç mıydı? Psikolog bu ihtiyacı gideremez mi? Psikolog ve pedogog arasındaki fark nedir?

Elbette ihtiyaçtı. Psikolog ve pedagog arasında çok büyük fark var. Pedagog psikolojiyi de içine alan geniş bir kavramdır. Eğer psikolojiyi bilmezseniz, pedagogluk yapamazsınız. Pedagog çocuk eğitimi demektir. Her çocuğa özgü eğitim planlamasının yapılmasıdır. Her çocuğun gelişimi birbirinden farklıdır. Ortak gelişim alanlarının yanı sıra özel alanları vardır. Bunların mutlaka bilinerek çocuğa bir yol çizmek gerekir. Her çocuk aynıdır, zihniyetinde artık kurtulmak gerekiyor. Bizim okullarımızda ‘her çocuk aynıdır’ şeklinde düşünülerek bir plan müfredat hazırlanıyor. Müfredatın dışına hala çıkılamıyor.

Öğretmenler pedagojik eğitim alıyorlar mı?

Öğretmenlerimiz; pedagojik gelişim için eğitim felsefesi, rehberlik, psikolojik danışmanlık, materyal tasarımı, ölçme ve değerlendirme gibi konularda dersler alıyorlar. Ancak masa başında öğretmen yetiştirilmez. Öğretmenlerimiz son yıl uygulamalara gidiyorlar. Öğretmen adaylarının son yılda yaptıkları bu çalışmalarda maalesef verimli değildir. Dört dörtlük dediğimiz öğretmenlerimiz var, yeni adaylarda bu öğretmenlerin yanında yetişmelidir. Sahada dört yıl boyunca çalışmalıdırlar. Yani okulu bitirir bitirmez öğretmen olmalıdırlar. Öğretmen olmak ayrı bir şey öğretmenlik yapmak ayrı bir şeydir.

Pedagojik formasyon ailelere de verilmeli midir?

Tabii ki verilmelidir. Pedagojik formasyonda tüm annelerin babalarında eğitim almaları lazım ki tek kanatlı kuş uçmaz, o zaman çok daha güzel bir eğitim olur. Hem aile hem öğretmen dengeli bir şekilde yaklaşırsa çocuk çok daha güzel yetişir. Bazen aile bazen öğretmen eksik kalır bu durumda çok dikkatli olunması gerekir.

Ailelerin en büyük sorunlarından biri çocuğun ders çalışmaması bu durumda ne yapılmalı?

Çocuklar değer verildiklerini hissettikleri anda çok güzel değişirler, cevap verirler. Ancak anne ve baba burada hep çatışmayı tercih ediyor. Sürekli çocuğa ‘ders çalış’ şeklinde ikazlarda bulunuyor. Bu şekilde çocuk ders çalışmaz çocuğa ders çalıştırma yolları vardır. O yolları bulursanız çocuk kendiliğinden ders çalışacaktır. Bu konuda elimizden geldiğince hem çocukları hem aileleri birlikte terapiye alarak sorunları ortadan kaldırıyoruz.

Çocuk eğitiminde en önemli yaş aralıklarından söz eder misiniz? Aileler çocuk eğitiminde hangi yaşlarda nelere dikkat etmeli?

                        Bu süreç doğum öncesi başlar. Annenin öncelikli olarak psikolojik ve biyolojik olarak durumunun iyi olması çocuğun dünyaya sağlıklı olarak gelmesini sağlayacaktır. Her yaşın bir özelliği vardır. 0-1 yaş arası temel özgüven kazanma dönemidir. Bu dönemde çocuğun temel ihtiyaçları sevgiyle giderilmelidir. 1-3 yaşa arası çocuk yürümeye başladığı özgürce hareket etmesi gerektiği dönemdir. Bu dönemde çocuk dökecek, dağıtacak özgür bırakılmalıdır, ‘dur, otur, yapma’ gibi baskıcı hareketlerden kaçınmalıdır. 3-6 yaş arası çocuk mutlaka kreşe gitmelidir. Çünkü bu dönemde dil gelişimi çok önemlidir. Yeterince konuşamazsa kendini ifade edemezse geri kalır sosyalleşme dönemi fark etme dönemleridir. Özellikle 6. sınıftan sonra erinliğe daha sonra ergenliğe giriyorlar. Hızla büyüme var. Bu süreçte çocukta sakarlıklar gelişiyor. Bu dönemden önce çocuğun çok iyi bir şekilde takip edilmesi gerekiyor. Ders, arkadaş, öğretmen bütün bunlar çok önemli faktörlerdir. Ders dışında spor, resim, müzik benzeri özel yetenekleri doğrultusunda aktifleştirilmesinin sağlanması gerekiyor. Böyle olmadığı takdirde sorunlar ortaya çıkabiliyor. Çocuk sigar, alkol, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklarla kontrol edilmediğinde bu dönemde tanışır. Dolayısıyla çocuk asla boş bırakılmamalı mutlaka bir sanat dalı ya da sporu kendine hobi edinmelidir.

                       Çocukluk döneminde rastlanılan rahatsızlıklar nelerdir?

Bu dönemde tabii en fazla karşılaştığımız sorunlardan biri ilkokul 1. sınıfta öğrenme güçlüğü zekâ geriliğidir. Dolayısıyla çocukta öncelikli olarak bunun tespit edilmesi ve ona göre eğitim verilmesi gerekir. Çocuk asla yaşıtları gibi öğrenmeye zorlanmamalıdır. Aksi halde okul fobisi oluşur. Yine başka bir hastalık disleksi (özgül okuma güçlüğü) çocuğun anlayışı çok iyidir, zekidir. Okumaya gelince okumaz, bu özel bir durumdur. Her 700 çocukta görülür. Uyanık anne ve babalar bunu fark edebilir. Bu hastalığın tedavisi var ancak ilaçla değil. Çocuk 1 sene içinde düzelebiliyor. Çocuk çok iyi yerlere gelebiliyor, hiçbir sıkıntı yaşamıyor. Çocuklarda görülen bir diğer rahatsızlık ise 1,5 yaşlarında başlayan otizmdir. Ailelerin bu konuda çok duyarlı olmaları gerekir. Çocuk bu yaşa kadar normal ancak daha sonra bir oyuncakla akşama kadar oynamaya başladıysa, seslendiğinizde tepki vermiyorsa bu çocuk otizm belirtisi gösteriyor demektir. Çocuk çevresiyle iletişimi koparmıştır, kendi içinde iletişimi vardır. Bu çocuk düzelir ancak sevgiyle, yapmanız gereken tek şey gözlerinin içine sevgiyle bakıp konuşmaktır. Baskı yaptığınız takdirde ya da geç kaldığınızda aynı dislekside olduğu gibi zeka yüzde 20 geriye gidiyor. Çocuklar tedaviyle düzelebilir ve normal yaşantılarına devam edebilir.

İnternet bağılılığı çağımızın hastalığı diyebilir miyiz? Nasıl kontrol altında tutmak gerekir? Bu konuda tedavi olmak isteyenler oluyor mu?

İstanbul Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde İnternet Bağımlılığı Polikliniği’nin ilki açıldı. Düşünebiliyor musunuz tıpkı uyuşturucu bağımlılığı gibi bir etkisi oluyor.  Elbette bu konuda yardım almak isteyen kişiler oluyor. İnsanlar kendini eğitme ve geliştirme taraftarı değil, sadece ellerinde telefonlarla oynuyorlar. Teknolojiyi iyi kullanmak gerekir. Çocuklar konusunda şu anda en çok akıllı telefonlardan şikâyetçiyiz. Elbette kısıtlanması taraftarıyım. Günde sadece 1 saati yeterli buluyorum. Televizyonda çok önemli TRT çocuk dışında çizgi film izlemelerini önermiyorum. Hatta 4 yaşına kadar çocuklara televizyon izletilmesini doğru bulmuyorum. Toplum olarak aile olarak bilinçli davranmak gerekiyor. Bu çocuklar, hepimizin sahiplenmek gerekiyor. Çocuk yetiştirirken sabırlı, anlayışlı en önemlisi de bilgili olmak gerekiyor.(Melek Sarıtaş)

Yorumlar (0)

Gazeteler