1. YAZARLAR

  2. Ramazan Yüce

  3. Depomuzu doldurma zamanı
Ramazan Yüce / Köşe Yazarı

Depomuzu doldurma zamanı

"Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennem azabından kurtuluş" diye bildiğimiz  on bir ayın sultanı Ramazan geldi. Hoş geldi, sefalar getirdi. Maneviyat depomuz boşalmıştı, tam da imdada yetişti.

 

On bir ay boyunca nefsimiz epey bir beylik yaşadı. Aklımızı, vicdanımızı, beynimizi esir almıştı. Daha fazla dünyalık düşünmeye başlamıştık. Nefsimize, bedenimize ağır gelen namaz ve oruçla başlayacağız boşalan depomuzu doldurmaya. Nefsimizden dizginleri yeniden ele alacağız. Kendimizi daha fazla ibadete, Kur'an okumaya vereceğiz, hayır-hasenatımızı yapacağız. Zekat, sadaka ve fitremizi vereceğiz gönülden.  17  saati aşkın yemeden, içmeden kesilip, şehevi arzulardan uzak duracağız. Hacı bekler gibi bekleyeceğiz iftarın olmasını. Camileri dolduracağız, daha az konuşacağız. Yalandan, talandan, laf taşımaktan uzak duracağız.  Tartışmalardan kaçınacağız. Nefsimizi terbiye etmek için elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Rızasını kazanmak için tüm samimiyetimizi ortaya koyacağız. Hazır Şeytanlar zincire vurulmuşken tüm kozlarımızı oynayacağız. Ahirete daha fazla azık hazırlayacağız. Sabredip derviş olacağız murada ermek için. Ya da nefse dizginleri kaptırıp "Yakıtı insanlar ve taşlar olan nâra"  azık olacağız. Bir ay boyunca ibadetle yatıp,  ibadetle kalkacağız, iyice dolduracağız maneviyat iklimimizi. Sonunda hak ettiğimiz bayramımızı yapıp eş, dost ile bayramlaşacağız.

 

Ya bayram sonrası? Ne olacak durumumuz? Maneviyat iklimimiz ne şekilde değişecek? Bir ay boyunca yaşadıklarımız, yaptıklarımız, yapmaya çalıştıklarımızı buzdolabına koyup yeniden eski günlerimize mi döneceğiz? Daha Ramazan arifesinde teklemeye başlıyoruz. Çünkü bundan önceki ramazanlara da hızlı girdik, dört elle sarıldık depomuzu doldurmaya. Nedense bayram sonrasında bitiveriyor o depomuz birden. Bu depo niçin erken bitiyor? Yoksa ramazanlık mı bizim yaşantımız? Belli günlere mi hasrettik bu manevi hayatı? Tıpkı diğer önemli günleri bir güne hapsettiğimiz gibi… Okuduğumuz Kur'an'ı bir ayda bitirmek için çabalarız. Acaba bu Kur'an sadece bu ayda mı okunuyor? Özellikle teravih namazlarını camide cemaatle kılıyoruz kalabalık bir şekilde. Nedense arife günü yatsı namazında cemaat yine eski sayısına iniyor. Namazları karşılaştırmak doğru değil ama nedense teravihe gösterdiğimiz özeni farz olan namaza göstermiyoruz. Amacımız dini yaşayarak hayatımıza yön vermek midir, yoksa bir geleneği ihya etmek mi?

 

Ramazandaki manevi iklimimiz diğer on bir aya da sirayet etsin, daha arife akşamı yakıtı biten araç gibi yakıtımız bitmesin, okuduğumuz Kur'an'ı hazmederek okuyalım, rutin işimize devam edelim, gece kâim, gündüz nâim olmayalım, acıkıp susayalım,  orucu uykuya tutturmayalım, iftar menülerini abartmayalım, sahurlarda başımızda davullar çalmasın, biz kendimiz kalkarız sahurumuza. Eğer uyur kalır da sahur yapamazsak vebali bize. Kaldırmadıkları için asla gönül koymayız. Çünkü insanımızın çalışma mesaileri farklılaştı. Senin uyku halin benim iş zamanım, senin uyanık halin benim istirahat zamanım olabilir. Ne olur gölge etmeyin. O vurduğunuz tokmak, davula değil başımıza vuruluyor hem de beyinlerimizi  zonklatırcasına.

 

Yaptığımız ibadetlerin ihsan derecesinde olmasını, bu uzun Ramazan günlerinin bizlere sabırlar getirmesini,  kardeşlik hukukumuza anlam katmasını; huzur, barış, rahmet ve bereket getirmesi dileklerimle... Ramazanımız mübarek olsun. 

Bu yazı toplam 456 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer YazılarıTümü
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Anadolu'da Bugün | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
© Copyright 2017 İDEA GROUP İletişim ve Reklam Hizmetleri San. Tic. A.Ş