Röportaj Haberleri

Röportaj

“Eğitim milli olmalıdır”
5 Aralık 2016 08:27

Konya eski Milli Eğitim Müdürü ve Yazar Mustafa Kemal Yılmaz, “Öğretmenler, akademilerde yetiştirilmelidir. Programlar; Türk milli eğitim sistemine göre düzenlenerek gözden geçirilmeli taklidi eğitimin hızı mutlaka kesilmelidir” dedi

“Eğitim milli olmalıdır”

Ömrünü iyi nesil yetiştirmeye adayan çeyrek asır aşan eğitim hayatına pek çok mücadeleyi sığdıran, prensiplerinden asla taviz vermeyen, dürüst, mücadeleci Konya Eski Milli Eğitim Müdürü Mustafa Kemal Yılmaz ile geçmişten günümüze yaşadıklarını konuştuk.

 

Mustafa Kemal Yılmaz kendinizi tanıtır mısınız?

1933 yılının nisan ayında Bozkır ilçesinin Yelbey köyünde doğdum. İlkokulu Bozkır’da okudum. Ancak son yılı Çumra’nın Apa köyünde bir okulda tamamlayarak diplomamı buradan aldım. Daha sonra İvriz Köy Enstitüsü okulunu bitirdim. Çünkü başka bir okulda okuma imkânım olmadı. Buradan mezun olduktan sonra ilk görev yerim Hatunsaray’ın Detse (Yeşildere) köyüne tayin oldum. Daha sonra Hatunsaray merkeze geldim, şimdi düşünüyorum da herhalde o sebepten burada kayınpederim Nahiye Müdürü Abdurrahim Bey’in kızı Emine Hanımla evlendim. Ardından memuriyet hayatım zor ve çetin şartlarda İlkokul öğretmenliği, ilkokul başöğretmenliği, ortaokul öğretmenliği, ortaokul müdürlüğü, meslek okullarında müdür başyardımcılığı, lise öğretmenliği, lise müdürlüğü ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü olarak yurdun çeşitli yerlerinde devam etti.25 yıllık meslek hayatımda 18 yer değiştirdim. Milli şuur gençlerin yetiştirilmesi devletin bekası kusurum oldu.

q.jpg

İmkânsızlıklar içinde okumaya çalıştınız, bu zorluklar size ne öğretti?

Babam eğitim noktasında bizleri çok destekledi. Okul çağına geldiğimizde bulunduğumuz yerde okul yoktu. Babam, beni ve kardeşimi Bozkır’da bir okula kayıt ettirdiğinde 5 yıl boyunca camında perdesi olmayan izbelerde yaşadık. Düşünün o yaşta bir çocuk her şeyi kendi yapıyor. İşte bu mücadele ve sorumluluk hayatım boyunca ben de devam etti. Yine İvriz Enstitüsü’nde okula ilk gittiğimizde yemekhaneden bakır tabaklarda çay içtik. Çünkü bardak yok.15 günde bir banyo sırası gelir. Ama musluklardan akan sıcak su öyle hoş ki insan ancak zor şartlar bazı şeylerin değerini anlıyor.

O zamanki yılları günümüze baktığınızdan nasıl değerlendiriyorsunuz?

O yıllarda mevcut olayların işareti vardı. 1960-64 yılları arasında ordu evinin önünde bir subay öldürüldü. Neden vuruldu, şimdi neden vuruluyorsa o zamanda o yüzden vuruldu. Ankara Etimesgut’ta tankçı taburunda yedek subay öğrencisi olarak altı ay vatani görevime başladıktan sonra Diyarbakır Beşinci Tank Taburu’na keşif takım komutanı olarak gönderildim. Askerdeyken taburumuzda bir tüfek çalındı biz alelade bir hırsızlık zannettik ancak işin içinde sen ben kavgası varmış sonradan anladık. Cumhuriyetin kurulmasından itibaren Doğudaki vatandaşa daha yumuşak davransaydık, parantez açıyorum eli silahlı eşkıyalar benim düşündüğüm dışında bunlar hep olacak. O yöre halkını kendimize daha yakın görseydik. Oraya sürgün vali, kaymakam, müdür veya yeni mezun memur göndereceğimize tüm insanları kucaklayan şu veya bu ideolojiyi savunmayan Türkiye diyen hizmet aşkıyla dolu insanlar gönderseydik. Acaba her şey daha farklı olabilir miydi?

Bozkır’a lise açma çabanızı anlatır mısınız? Nelerle karşılaştınız?

Üzümlü’de 1966-1967 ders yılında çalışırken Bursa Çekirge Kurucu ortaokulu müdürlüğü teklifini aldım. Fakat bu sırada Bozkır Ortaokul Müdürü’nün tayini İstanbul’a çıkmış içime bir ateş düştü. Bozkır benim doğup büyüdüğüm, yoksulluklar içinde hayat mücadelesi verdiğim bir yerdi. Benim çektiğim zorlukları başkaları çekmemeliydi. İlk düşüncem Bozkır’a ortaokul müdürü olarak gideceğim ve orada liseyi açacağım oldu. Genel müdüre gittim durumu arz ettim hemen düğmeye bastı ve “aklı başına gelmeden kararnamesini getirin” dediler. Yine kararnameyi elden aldım ama Milletvekili Necati Kalaycıoğlu’nun buraya bir başka öğretmenin müdür olması için çalıştığını öğrendim. Ancak bu arkadaşımız da benim yerime Üzümlü Ortaokulu’na müdür oldu. Bozkır Ortaokulu Müdürlüğüne geldim. Hayallerimi gerçekleştirmek için çok çalışacağım. Okulun ihale duvarını yapar bitiririz Atatürk büstünü Eskişehir’den getiririz. Okula laboratuarlar kurulur, kitaplıklar yaptırılır. Öğrenciler, veliler hepimiz mutluyuz. Dev Genç ve Dev Sol’un TÖS’ün tahriklerine ve eksik öğretmen kadrosuna rağmen bir önceki ders yılının eğitim düzeyini yükseltecek öğretmenler de bunu iyi değerlendirecektir. Sınava katılan öğrencilerden 21’i yatılı okul sınavını kazanarak okul tarihinde rekor kıracaklardır.

 Türkiye’nin eğitim sistemini nasıl tarif edersiniz?

Okuyan, öğrenen, araştıran, eleştiren, kendini ifade edebilen ve söylediklerinin arkasında durabilen nesillere ihtiyacımız var. Ancak biz ezberci bir sistem üzerinde bir şeyleri öğretmekte ısrar ediyoruz. Eğitimin dört yönü vardır; müspet ilim, teknik, güzel sanatlar ve ahlaki yönüdür. Ama en önemlisi de ahlaki yönüdür, bu unsurun eksik olması kesinlikle kabul edilemez.

Türk eğitim sisteminde eksik olan nedir? Kitabınızda önerdiğiniz eğitim sisteminden söz eder misiniz?

Milli Eğitimin Aydınlamadaki Yeri Alınan Sonuçlar ve Yeniden İnşası kitabımda Türkiye’ye yepyeni bir sistem öneriyorum. Öncelikli olarak öğretmenler, akademilerde yetiştirilmelidir. Toplama öğretmen olmamalıdır. Programlar; Türk milli eğitim sistemine göre olmalıdır. Bu yüzden yeniden gözden geçirilmelidir. Taklidi eğitimin hızı kesilmelidir. Okullar birliği kurulmalıdır. İlin, ilçenin coğrafi ve ulaşımına göre her yeni açılan yerde bir okullar birliği oluşturulmalıdır. Öğrenciler kenardan merkeze doğru akacağı devlet kendi eliyle organize ve disiplin edeceği bir düzen oluşturulmalıdır. Bir okular birliğinde ne varsa diğerinde de o olacak devlet eğitim de fırsat sunma eşitliğidir. Eğitim programlarına mutlaka Kuran-ı Kerim eğitimi konacak. Laikliği dinsizlik olarak algılanmanın bir anlamı yok. Çünkü Kuran-ı anlarsak bizi kimse aldatamaz. Türkiye’de son zamanlar yaşananlar hep bunun kanıtı biz ileri gericiliği kıyafette aradık, beyinde aramadık. Bizim hasretimiz insan yetiştirmektir.

Konya’da ilk öğretmenevinin açılması yönünde çabaları gösterirken ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

1975’de Konya Milli Eğitim Müdürlüğü’ne tayin oldum. Kendime özgün ne yapabilirim diye düşündüm. İlköğretim müfettişlerini ilk toplantıya çağırdım. Açılış konuşmasının ardından öğretmenler arasında bölünmeye parçalanmaya sebep olan eğitimin her kademesinde zararlı hale gelen dernekçilik yerine öğretmenin ordu evi gibi öğretmen evi çatısı altında toplanmasını öğretmenler ve Türk milli eğitimi için bir kurtuluş olarak gördüğümü belirttim. Konya’da TÖS’ü kuran ilköğretim müfettişleri bu teklife itiraz ettiler çünkü onlar madem öğretmenleri bir çatı altında toplayacaksınız en çok üyesi olan en güçlü öğretmen örgütü olan TÖB DER çatısı altında toplayın dediler. Buna itiraz etmedim onlara içinde sizin de bulunacağız bir komite oluşturun ancak komite olarak ÜLKÜ-BİR i de ziyaret edin dedim. Kesin olarak buna da karşı çıktılar. Ama daha sonra bunun kesin bir talimat olduğunu ve öğretmenlerinde orduevi gibi öğretmen evi çatısı altında birleşeceğini söyledim. Çünkü kişiler ya da kurumlar ne kadar güçlü olursa olsun birlik ve beraberlik sağlanamadığında asla başarılı olamazlar. Dev adımlar atabilmek için birlik ve beraberlik şarttır. Tabii bu süreçte Hakkâri Yüksek Ova’ya ihtilal sonrası Milli Eğitim Bakanı Hasan Sağlam bu fikirlerin üzerine öğretmenevini kurdu.

Bakanlık müşavirliğine neden getirildiniz?

Milli Eğitim Bakanlığı’na açık mektup yazıyorum, gazeteler aracılığıyla bu nedenle pasifize edilmem gerekiyordu. Eğer partiye ya da bir derneğe üye olsaydım, çok farklı yerlere gelebilirdim. Ancak kabul etmedim. Benim meselem vatan borcunu ödeyebilmekti. Çünkü her insanın bir bedeli vardır, ortaya koyduğu anda dünyası da ahreti de biter. ‘İki ayda bir tayinini çıkartıp burnundan getireceğiz’  dediklerini öğrendim. Yıllık izindeyken bir kararname daha adresime postalanır. ‘Aciz, yetersiz, kıyımcı, ellerine kelepçe taktırıp Ağır Ceza Mahkemeleri’nde yargılayacağız’ dedikleri Milli Eğitim Müdürü Yılmaz, Milli Eğitim Bakanlığı Müşavirliğine atanmıştır. Hem de sürgün olarak işte çarpık düşünce ve düşüncenin sahibinin yaptıkları yeni görev yerimiz bakana yardımcı olmak şeklinde olsa ama hukuken böyleydi. Milli Eğitim Bakanı Hasan Sağlam Emekli generaldir emri bir kere verir. Bizim tayinimiz de eski adıyla Devrim ortaokulu Türkçe depo öğretmenliğine atanır. 2 yıldır Konya Ankara arasında gidip geldim çünkü evim Konya’daydı. Daha sonra Konya rehberlik merkez müdürlüğüne uzman yardımcılığına atandım. Ama bunu Milli Eğitim Bakanlığı kabul etmeyince bu kez Konya Anadolu Lisesi Türkçe öğretmenliğine atandım. Burası bana yabancı değildir eski adı ile görev yaptığım Maarif Kolejidir. Tabii bu arada bizi ağır cezada ellerimiz kelepçeli olarak yargılayacaklarını iddia edenler boş durmamış sürekli şikâyet etmişlerdir ağır cezalarda olmasa da mahkemelere gittik ama onların dediği gibi ellerimiz kelepçeli olarak değil ayrıca avukatta tutmadık kendi hakkımızı kendimiz savunduk. Derken 12 Eylül ihtilalı oldu.

basliksiz-1-017.jpg

Siyasete hangi dönemde atıldınız ve neden kısa sürdü?

Eğitim mücadelemiz kendi inandığımız yolda milli eğitim ve ülke adına doğrulardan taviz vermeden asla eğilmeden bükülmeden hukukun çerçevesi içerisinde hep devam etti. Acı tatlı ve zorlu bir süreç oldu. Eğitim camiasına 25 yıl emek verdikten sonra 1983 yılında emekli oldum. Dostların daveti bizim de idealistliğimizden dolayı bağımsız milletvekili aday adayı oldum. Ama siyasette de nasip buraya kadarmış. Uzun sürmedi yine orada da başka hesaplar vardı. Adaylığım veto edildi, sadece ben değil benimle beraber 532 kişiye veto yazısı gönderildi.

Türkiye’nin son durumunu bir eğitimci olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Elbette Türkiye gelişiyor, büyüyor. Ancak fizik olarak değişiyor, ruh olarak ölüyor. Manevi değerlerimiz örseleniyor. Bu ülkede yaşan herkesin kendini sorgulaması gerekiyor. Gelinen noktada herkesin kendi payını sorgulaması gerekiyor. Önyargılardan kurtulmak gerekiyor, Türkiye’nin hiçbir ülkenin medeniyetine ihtiyacı yoktur. Kendi medeniyeti, kültürü tarihi, değerleri kendine yeter. Önemli olan bunlara sahip çıkmaktır.(Melek Sarıtaş)

Yorumlar (0)

Gazeteler