Röportaj Haberleri

Röportaj

“En büyük başarı insan olabilmektir”
25 Nisan 2016 10:48

İlham Enveroğlu, “İnsanlık hatırına sanatımdan taviz vermişimdir. Başkalarının iyiliği, rahatı üçün kendimden, sanatımdan feragat ettiğim çoktur. Çünkü insan o kadar değerli bir cevher ki, onun için hiçbir şeyi feda etmek doğru değil” dedi

“En büyük başarı insan olabilmektir”

İnsani değerleri her şeyin üstünde tutan, insan olabilmenin en güzel başarı olduğunu getiren resim alanında uluslararası önemli eserlere imza atan değerli sanat ve bilim insanı Doç Dr. İlhan Enveroğlu ile sanata ve hayata dair keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

İlham Enveroğlu kimdir? ( HALİL BU KUTU İÇİNDE GRİ ZEMİNDE VERİLECEK)

1970 yılında Azerbaycan Ağcabedi’de doğdu. 1995’te Azerbaycan Devlet Mimarlık ve İnşaat Mühendisleri Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi’den mezun oldu. Yüksek Lisans eğitimini Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Resim Eğitimi Ana Bilim Dalın’da yaptı. 2005 yılında SÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümüne yrd. doç. dr. olarak atandı. 2009-2010 yılında Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölüm Başkanı ve Heykel Bölüm Başkanlığı görevini doç. dr. olarak sürdürüyor.

Ödüller

2008  “Kempinski Sanat Günleri”  Birincilik Ödülü, Kempinski Hotel-Bodrum

2010 II. Balaton-Szalon Küçük Hacimli Çalışmalar Bienali Büyük Ödülü, Vonyacvashegy, Macaristan

2011 “II. VoVa Mini Art Miniaturak Nemzetközi Biennaleja” Bineal Birincilik Ödülü, Vonyarcvashegy-Macaristan.

Sanatın sizin çağrınız olduğunu ilk kez ne zaman anladınız?

5-6 yaşlarımda diyebilirim. O yaşlarda tuhaf bir his beni sürekli bir şeyler yapmağa itiyordu. Sanki resim, heykel ve mimarlığın karışımı bir şey yapacaktım ve görenler hayrete düşecekti. Bazen hayallerimde onların hareket ettiğini görüyordum. Rüya gibi bir şeydi… Bu dürtü 20’li yaşlarıma kadar beni terk etmedi.

Sanatı seçmenizin bir yanılgı olarak gördüğünüz anlar oldu mu?

Bazen kendimden şüpheye düştüğüm anlar-zamanlar olmuştur. Bu da daha çok yaşadığım olumsuzluklar, ümitsiz anlarımda ortaya çıkan bir şey. Ama genel olarak hayatımın her döneminde sanat kaygılarım olmuştur.

Hayatta ve sanatta hangi ilkelerden hareket ediyorsunuz?  Bu ilkeler her zaman örtüşüyor mu?

Bu soruya yanıt vermek biraz zor… Ama genel olarak hem hayatta hem de sanatta benim aradığım şey; ahenk-harmoni hissidir. Bana öyle gelir ki ahenk-harmoni hissi,  ilahi kanunlara, güzelliklere çağıran ışıklar veya güzellik-hakikat dünyasını yansıtan aynalardır. İster doğada ister insan eliyle yapılmış olsun.

Kendi sanatınızın anlam ve hedefini nasıl tanımlardınız?

Millilik ve muasırlık… Yani kökleriyle kadim ve zengin medeniyetimizden beslenen aynı zamanda çağdaş söylevi olan bir sanat düşlemişim her zaman. Klasik müziğimizin, halk türkülerinin, halı ve minyatür sanatımızın, masal ve efsanelerimizin, tadını veren çağdaş bir sanat arayışı da denebilir. İçerik olarak da, Doğu mistisizminin, tasavvuf düşüncesinin, divan edebiyatımızın renklere biçimlere dönüşmesini istiyorum bir yandan. Mevlana’nın, Yunus’un, Fuzuli’nin şiirle nakşettirdiklerin ilahi sevgini, renklere-desenlere yansıta bilmek imkânsız aşkımdır.

Yeni bir eser nasıl doğuyor? Duygulardan mı, ilginç bulduğunuz nesnelerden mi veya ilginç insanlarla görüşmeden mi?

Çoğu zaman duygulardan… Özellikle hüzünlü-kederli anlarımda yaratıcılık hissim tetikleniyor. Bazen de gayrı-ihtiyari, kendiliğinden doğuşlar oluyor. Böyle anlarda uzun süre çalıştıktan sonra yaptıklarım kendime de ilginç geliyor. Sanki başkasının yaptığı esere bakar gibi; “burası iyi olmuş, şurası olmamış, şöyle olsa daha iyi olurdu” gibi sözler sarf ediyorum.

Sanatçı dünyası ve gerçek dünya, sizin iç âleminizde bu iki dünya diyalog halinde mi yoksa çatışıyor mu?

Aslında çatışma bana göre değil… Bana göre kendi manevi âleminde hakikati-gerçeği arayan insanın dış dünyayla fazlaca işi olmaz. O dış dünyada arayıp da bulamadığı nizamı, ahengi kendi iç dünyasında arayıp bulduğunda mutlu olabilir ancak. Hele duyumsadığı, iç yaşantısını renklere, seslere, sözlere yansıtabildiğinde asıl sanat başlamış oluyor. Ben daha çok diyalog insanıyım, savaşçı değil. Benim hakikatlerim başkalarıyla örtüşmüyorsa savaşmam mı gerekiyor? Bu durumlarda şöyle söylemeyi tercih ediyorum: “Benim penceremden bu olay böyle görünmüyor?”

Siz sanatın insanlar üzerinde olumlu veya olumsuz etkilerine inanıyor musunuz?

Tabii ki… Çünkü tarihte ve günümüzde de bir kitap, bir resim eseri, bir beste ile hayatı değişen çok sayıda örnek vardır. Sanat eseri bazen umut ışığı gibi zor zamanlar yaşayan insanlara can simidi gibi olabiliyor. Günümüzde müzik-tedavi, renk-tedavi gibi alanlar yaygınlaşmaktadır. Albert Einstein, “Olasılık teorisini bulduğum için Dostoyevski’ye borçluyum” demiştir. Bu sanatın bilime dahi etkisini gösterir.

Sanat uğruna neleri feda ederdiniz?

Uykumu, zamanımı, maddi imkânlarımı… Ama çoğu zaman insanlık hatırına sanatımdan taviz vermişimdir. Başkalarının iyiliği, rahatı üçün kendimden, sanatımdan feragat ettiğim çoktur. Çünkü insan o kadar değerli bir cevher ki, onun için hiçbir şeyi feda etmek doğru değil.

Gençliğinizde hayal ettiğiniz düşlerinize, hedeflerinize ulaşabildiniz mi?

Tümüne değilse bile birçoğuna ulaştığımı söyleyebilirim. Ama sanat öyle bir şey ki, sonu yoktur. Son zirve diye baktığın bir başkasının başlangıcı bile olabilir. Güzelliğin, sevginin, hakikatin sınırı olmadığı gibi sanatın da sonu-sınırı olamaz. Bu iyi manada doyumsuzluktur.

Hayatta en büyük başarı nedir sizce?

En büyük gaye, en büyük başarı bana göre iyi bir insan olabilmektir. Başkalarına faydalı olabilmektir. Bütün eylemler bu amaca hizmet ediyorsa anlamlıdır. Para, şöhret, nefis tatmini içinse sonu hüsrandır.

Öğretmen kimliğiniz nasıl ortaya çıktı? Akademik hayat sizi sanattan alıkoyuyor mu?

Aslında beni yakından tanıyan arkadaşlarım beni “doğuştan muallim” sayıyorlar. Çocukken bile dedem bana “Ustacan Ahmet” lakabını takmıştı. Bilgiçliğimden tabii… Her kese ilgin olayları anlatmak, bilmesem bile olayları, nesneleri başkalarına izah etmek gibi huylarım vardı. Belki bu yüzden öğretmenliği seviyorum. Ayrıca ailemin büyük etken olduğunu söyleyebilirim. Babam üniversite hocası, annemse ortaokul öğretmenidirler. Ayrıca öğretmenlik de, sanat gibi ayrı bir yetenek istiyor. İyi bir sanatçı olmanız iyi bir hoca olacağınızı kanıtlamaz. Fazlaca özveri, feragat isteyen bir meslektir hocalık…

Sanatsal yetenek doğuştan mı olması gerek, yoksa kazanılabilir bir özellik mi?

Bazı yeteneklerin, melekelerin doğuştan olması şart. Fakat emek olmadan, çalışılmadan, kendini eğitmeden bu yetenek atıl kalabilir. Bu yüzden yetenekli insanların daha çok çalışması lazım.

Hayatta cevabını bekleyen sorularınız var mı?

Tabii ki var, hem de çok fazla. Çünkü hayata, kâinata, kendimize dair sorularımız bizi defineler adasına ya da aşk ve hakikat deryasına çağıran işaretlerdir. Sorusu olmayan insan arayışı olmayan âdemdir. Mesela siz deminden beri bana sorular sordunuz ve az buçuk beni tanıdınız. Teşekkür ederim sorularınız için…( Melek Sarıtaş)

 

 

 

 

Yorumlar (0)