1. YAZARLAR

  2. Mehmet Yaman

  3. GERÇEK AYDIN DURUŞU
Mehmet Yaman / Köşe Yazarı

GERÇEK AYDIN DURUŞU

Bugünlerde Osmanlıca ile ilgili ideolojik ve siyasal yargılarla, uluorta herkes bir şeyler yazıp söylemektedir. Bu konuyla ilgili olarak şunu belirtelim ki, Osmanlıca yabancı bir devletin, başka bir milletin dili ve yazım biçimi değil, bizim, yani hepimizin, yani mensup olduğumuz milletimizin  85 sene önce yaptığımız konuşma ve yazdığımız dildir. Yani benim öz babamın (1892 d.lu) sizin de, öz dedenizin yazım biçimi ve kullandığı dildir. Ve ne acı ki, bugün ben öz babamın yazdığı cümleleri anlayamıyor, aktaramıyor ve okuyamıyorum. Ama bir İngiltere’de, ortaokul öğrencisi, bundan beş yüz sene evvel yazılmış bir İngiliz romanını rahat okuyup yazabiliyor. Bunlar bizim acı gerçeklerimiz. 

Ve yine milli arşivlerimizde ve kütüphanelerimizde, bizlerden çok Avrupalı ve Amerikalı araştırmacıların, Osmanlıca yazılmış bulunan ecdadımızın eserlerini, rahat rahat okuyup gereken notları aldığını, bu arşivleri ziyaret eden hemen hepimiz görüyoruz. Tabii arşivlerimizi, kütüphanelerimizi inceleme zahmetine katlanabilenlerimiz… Çoğumuz yerlerini bile bilmiyoruz, maalesef. 

Yurt içinde böyle olduğu gibi, yurt dışında da, durum aynı. Şarkiyat araştırmacıları hep yabancılardı. Bu yılın mart ayı başında İrlanda gibi, uzak bir taşra ülkesine yaptığımız ziyarette gördük ki, onlar İngiltere’nin kendilerine yaptıkları zulmü protesto ettikleri zaman (mesela,penceresi olan resmi binalardan bile, “güneş vergisi” almışlar da İrlandalılar, bu vergiyi vermemek için, resmi binalarını taşlarla örmüşler,..), İngiltere İrlanda’yı ablukaya almış ve medeni dünya ile ilişkilerini kesmişler. Ekonomik sıkıntılar ayyuka çıkmış, açlık ve perişanlık ülkenin her tarafını sarmış. Hatta, oluşan savaşta esir alınıp beyaz köleler olarak İngiliz pazarlarında satılmışlar. Bu sırada onlara kim yardım etmiş biliyor musunuz, “Yüce Osmanlı Devleti= Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye”. Padişah Abdülaziz’in gönderdiği yiyecek gemileri, İngiltere limanlarına bile sokulmamış ve bu gemiler, ikmal yapmadan doğrudan İrlanda’ya gitmek zorunda kalmışlar, uzun bir yolculuktan sonra. Ta o zamandan beri İrlandalı aydınlar, Osmanlıları severler ve Osmanlı araştırmaları yapan bilim adamları bulunmakta. Ve bu bilim adamları, Osmanlıca’yı da gayet iyi biliyorlar. Onların karşılarında mahcup olmamak için kendimizi zor toparladık. 

Biz bu tartışmalarla birbirimizi yesek bile bunlar, evet bunlar bizim dışımızda Dünya gerçekleri… 

Bu girişten sonra, Sayın Zülfü Livaneli’nin 13.06.1994 tarihli Sabah gazetesinde yazdığı bir yazıyı, noktasına ve virgülüne dahi dokunmadan aynen huzurlarınıza getiriyoruz. Osmanlıca hakkında başkaca konuşup yazmamıza gerek kalmaksızın sözü, Sayın Livaneli’ye bırakalım. Hükmü O veriyor, yazısının sonunda: 

“Yıllar önce bir makale çevirirken güçlükle karşılaşmıştım. Makalede “demiurgus” deyimi yer alıyordu. Ve ben bu deyimin karşılığını bilmiyordum. Sözlüklere baktım ve demiurgusun, “Dünyayı sanatkarane bir biçimde yaratan” anlamına geldiğini öğrendim. Ne var ki böyle uzun bir tanımlama, o metne uygun düşmüyordu. Türkçe’de demiurgusu karşılayan bir deyim bulmalıydım. Ne kadar uğraştımsa da böyle bir karşılık bulamadım. Çünkü Türkçe’de böyle bir kavram yoktu. Bunun üzerine Osmanlıca sözlüğe başvurdum. Demiurgusun karşılığında, “sani-i kainat” yazıyordu. Deyim karşılanmıştı.
 
Bir örnek te, Atatürk Reformlarından vereyim. Yıllarca okullarda ezberlediğimiz, kimi zaman Atatürk Reformları, kimi zaman Atatürk Devrimleri, son yıllarda da Atatürk İnkılapları dediğimiz kavramda büyük bir kargaşa yaşanıyor. (Bazen televizyon spikerleri, “ı” yı incelterek okuyor ve böylece de kelime ne yazık ki, kelpleşme anlamına geliyor.) 

Ben reform kelimesinin, “re-form”, yani yeniden biçimlenme anlamına geldiğini, yıllar sonra düşündüm. Oysa kelimeyi bu biçimde çözümlemek, yapılan işler hakkında da kavram kargaşasını ortadan kaldırmak demekti. Atatürk, var olan bir şeyi yeniden biçimlendirmek istemişti. 

ŞİMDİ BEN DE KENDİ HAYATIMI YENİDEN BİÇİMLENDİRMEK AMACIYLA, BU YAŞTAN SONRA OSMANLICA’YI DAHA İYİ ÖĞRENMEK İSTİYORUM. ÇÜNKÜ BATI DİLLERİYLE KARŞILANAMAYACAK VE BU ÜLKENİN RUHUNA KILCAL DAMARLARA KADAR NÜFUZ EDEBİLECEK SEZGİLER, ANCAK BU KELİMELER ARACILIĞIYLA SAĞLANABİLİYOR. ELBETTE BİR DE ESKİ METİNLER SORUNU VARDIR. 

KENDİ ÜLKESİNİN YÜZ YIL ÖNCEKİ METİNLERİNİ OKUYAMAYAN BİR AYDIN KUŞAĞININ, AYAĞINI YERE NE KADAR SAĞLAM BASTIĞI TARTIŞMA GÖTÜRÜR… 

SİYASET AYRI KONU AMA, KÜLTÜR BAKIMINDAN NE TAM BATILI, NE TAM DOĞULU, NE TAM AKDENİZLİ OLMAK, YANİ ORTALARDA YUVARLANIP DURMAK, SİZİ DAHA YORMADI MI?..”  (Ülkemizi Çevreleyen Tehlikeler-Mehmet Yaman: 5. Baskı, 18.07.2005, sh:26-27) 

Sayın Livaneli’nin, 20 yıl evvel yazdığı bu yazıyı lütfen, tarafsız ve iz’anlı bir aydın gözüyle ve siyasal polemikleri bir kenara bırakarak, bir kere daha okuyup, değerlendirebilir misiniz?.. 

Saygılarımızla!.

 

Bu yazı toplam 753 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer YazılarıTümü
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Anadolu'da Bugün | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
© Copyright 2017 İDEA GROUP İletişim ve Reklam Hizmetleri San. Tic. A.Ş