1. YAZARLAR

  2. Ömer Faruk Apaydın

  3. KIZILELMA
Ömer Faruk Apaydın / Köşe Yazarı

KIZILELMA

İki cihan güneşi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) Taif’de ayak takımı tarafından taşlanırken O’na dayanma gücü veren neydi? Ya da Bedir günü yaklaşık üç yüz kişi olan sahabelerin kendilerinden üç kat daha fazla olan müşrikler karşısında durabilmesinin sırrı… Uhud savaşını canlandırın gözünüzde, Rasülullah’ın stratejik olarak yerleştirdiği okçular tepesinin terk edilmesi ve devamında gelen büyük sıkıntılar, Hz. Hamza ile birlikte 70 kadar sahâbi’nin şehit edilişi. Peki ya devamı… Bu kadar sıkıntıya rağmen asr-ı saadet toplumunun o kutlu insanlarının daha yaraları iyileşmeden Hz. Peygamberin emriyle gerisin geri dönüp müşrikleri takip etmeleri…

Hz. Peygamber (s.a.v)’e ve Ashabı kiram efendilerimize bu azmi ve bu gücü veren şey iman kuvvetiydi. İlâyı Kelimetullahtı. Yani Allah’ın dinini yüceltme amacıydı. İslam sancağını hep en yukarda, en tepede görme arzusuydu. Onlar yılmadılar, yıkılmadılar İslam sancağını hep bir adım öteye götürmenin derdinde oldular. Bu arzu ve istekle İstanbul önlerine kadar geldiler. Hatta daha ötelere Çin’e kadar ulaştılar. İnsanlığın, ebedi kurtuluş yolu olan İslam ile şereflenmesi için çırpındılar.

★  ★  ★  ★  ★

Fatih Sultan Mehmet Han, Trabzon Rum İmparatorluğu üzerine sefere çıkmıştı. Dağlık ve ormanlık bölgelerden geçiliyordu. Yolun müsait olmadığı bir yerde Fatih’in atı kaydı. Fatih, bir kayaya tutunmak için uğraşırken elleri kanadı. Bu hâli gören beraberindeki Uzun Hasan’ın annesi Sâra Hatun, tam fırsatı olduğunu düşünerek:

“–Oğul! Han oğlu hansın! Koca bir hükümdarsın! Trabzon gibi küçük bir kale için bunca zorluğa katlanmaya gerek var mıdır?” dedi. (Uzun Hasan, Trabzon Rum İmparatorluğu ile akrabalık bağları kurmuş ve bu yüzden annesini, seferden vazgeçirmek için Fatih’e ricacı olarak göndermişti.)

Fatih, elleri sıyrıklarla dolu olduğu hâlde doğruldu ve dedi ki:

“–Ey ihtiyar ana!.. Sen zannetme ki, çektiğimiz bunca zahmet, kuru bir toprak parçası içindir. Bilesin ki bütün gayretimiz Allah’ın dinine hizmettir. İnsanları hidayete kavuşturmaktır. Yarın huzur-i ilâhîde, yüzümüz kara olmasın diyedir.

Osmanlı bu niyetle asırlarca taşıdı o şanlı sancağı. Şeref buldu, şereflendi, müjdelere nail oldu. Dünyaya İslam’ın güzelliği, nezaket ve zarafetini taşıdı. Gerçek fethin gönüller kazanmak olduğunun bilincinde olarak sancağı götürdüğü hiç bir yerde insanların dinine ve diline müdahale etmedi.  Bugün adlarını hürmet ve tazimle andığımız Fatihler, Yavuzlar, Kanuniler o kutlu yolda hiç durmaksızın ilerlediler.

★  ★  ★  ★  ★

İslam’ın o kutlu sancağı bu günlere kadar geldi. Kıyamete kadar da o sancak hep var olacak. Biz bugün o şanlı sancak için ne yapıyoruz. Atalarımızdan, dedelerimizden devraldığımız bu onurlu mirası taşıyabiliyor muyuz? Ümmetin ve milletimizin geleceği için ne yapıyoruz? Neslimiz ile ilgili gençliğimizle ilgili bir dert taşıyor muyuz? Bu yükü taşımaya namzet gençliğimiz ne durumda?

Sahi nedir bu Kızılelma?

Cevaplar için yer kalmadı. İnşallah gelecek yazıda devam edelim. Selam ve Hürmetlerimle…

Bu yazı toplam 1002 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer YazılarıTümü
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Anadolu'da Bugün | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
© Copyright 2017 İDEA GROUP İletişim ve Reklam Hizmetleri San. Tic. A.Ş