1. YAZARLAR

  2. Mehmet Yaman

  3. ÖNEMLİ BİR TARİHİ HATA
Mehmet Yaman / Köşe Yazarı

ÖNEMLİ BİR TARİHİ HATA

ÖNEMLİ BİR TARİHİ HATA : “OSMANLI İMPARATORLUĞU” DİYE BİR DEVLET, TARİHTE HİÇ OLMADI.

Bilindiği gibi “Orta Çağ” ve “Yeni Çağ” larda oluşan Avrupa Devletleri,  imparatorluk devletleridir. “Büyük Britanya İmparatorluğu”, “Cermen İmparatorluğu”, “Felemenk İmparatorluğu”, “ Avusturya-Macaristan İmparatorluğu”, “Prusya İmparatorluğu” ve “Rusya İmparatorluğu” gibi imparatorlukları hatırlayarak, yukardaki değerlendirmemizi somutlaştırmamız mümkündür.

Bu imparatorlukların tümü, bir taraftan birbirleriyle didişirken, bir taraftan da, özellikle Dünyamızın diğer kıtalarına ulaşarak, oraların yerli halklarının ülkelerini talan edip, tüm mallarını ve zenginliklerini ele geçirerek kendi ülkelerine taşımak, sağ kalanlarını da esir alarak, Avrupa pazarlarında köle olarak satmak gayesiyle, tüm varlıklarını bu yolda harcamışlardır.

Tüm bu devletler, işgal ettikleri memleketlerde taş üstünde taş bırakmamış, yerel medeniyetlerin tümünü yerle bir etmiş ve esir aldıkları bu zavallı insanları da, hayvanlara bile reva görülmeyecek derecede eziyetlerle, tesiri yüzlerce yıllar boyu sürecek gayr-ı insani davranışlar sergilemişlerdir.

Bu nedenle o devletler kendilerini imparatorluk devletleri olarak tavsif ettikleri gibi, yaptıkları eylem ve işlemler de, imparatorluğu hatırlatan eylem ve işlemler olmuştur.

Bir dönemin ibretengiz televizyon dizileri arasında bulunan bir filimde, diğer kölelerle beraber, “Kunta-Kinte” adlı meşhur kölenin başına gelen olayları heyecanla seyreden vatandaşlarımız, sanırım anlatmaya çalıştıklarımızın canlı tanıkları olarak hayattadırlar.

İmparator ve imparatorluğu hatırlatan eylem ve işlemler derken neyi kastediyoruz?.. Bunu algılamak için önce, “İmperializme” ve “imparatorluk” deyimlerinin ne anlama geldiğini görmemiz gereklidir. En basit bir sözlüğü elimize alıp bu deyimlerin anlamlarına baktığımızda, aynı kökten türeyen bu kelimelerin, bünyelerinde unsur olarak sömürü, işkence ve kötülükleri barındırdığını görürüz. Yani bu devlet biçimleri sömürüyü, emperyalizmi, baskının her çeşidini, işgal ettiği ülkelerin yerli halklarının bir kısmını öldürüp, kalan kısmını da köle olarak Avrupa pazarlarına taşıyan, taşranın mallarını ve zenginliklerini ülke merkezine talanla getiren devlet biçimleridir. Ve yukarda ismi yazılan devletlerin tümünün yönetim biçimlerinin, bu emperyalist unsurları taşıdığını ve eylemsel olarak ta, tüm dış devletlerle olan icraatlarında, bunları fiiliyata döktüklerini görürüz. Ayrıca yukarda birkaç örneğini verdiğimiz bu devletler, kendi isimlerini de böyle koymuşlar ve gerek yöneticileri ve gerekse, zamanın bilim insanları, devlet tariflerini yaparken, “imparatorluk” deyimini iftiharla yazıp kullanmışlardır. Zira onların kültürü, mantalitesi, hayata ve sosyal olaylara bakış tarzları böyle idi. Temel kriterleri de bu tarz bir anlayış olacaktı, referanslarına uygun olarak.

Sonuç olarak, yukardaki imparatorluklar, hem yazılı yönetim kurallarında, hem ülke içi yönetim tarzlarında  ve hem de başka devletlerle uluslar arası ilişkilerinde yaptıkları uygulamalarda, ayrı ayrı emperyalist unsurlu imparatorluklar olarak, tarih sahnesine çıkmışlardır.

Oysa Osmanlı Devleti öylemiydi?.. Devleti oluşturan temel felsefesi, insanı köle yapan değil, insanı erdemleştiren, insana ve topluma hizmeti esas alan,  “insanı yaşat ki, devlet yaşasın” anlayışına sahip, “yaratılanı hoş gör, yaratandan ötürü” felsefesini hayat anlayışının temeli haline getirmiş, hem ülke yönetiminde, hem sosyal uygulamalarında ve hem de uluslar arası ilişkilerinde, hep insana değer vererek onu sistemin merkezine yerleştirmiş, insanın onurunu korumuş ve kime karşı olursa olsun, adalet ilkelerinden bir an olsun şaşmamıştır.

Toplumsal ve uluslar arası ilişkilerinde bu nedenledir ki, kendileriyle aynı dinden ve kültürden gelmeyen yabancıların söyledikleri, “Bizans’ta kardinal külahı görmektense, Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederiz”, “ Vistül Nehri kıyılarında Osmanlı atını suladığı müddetçe, biz rahat ederiz (ezilmeyiz, adaletsizliğe ve zulme uğramayız)” sözleri, batıda halk arasında kulaktan kulağa aktarılırken, tarih kitaplarında da yerini almıştır.

OSMANLI İŞGAL ETMEMİŞ FETHETMİŞTİR. YANİ O YÖRELERİ SULHE, ADALETE, İNSANLIĞA, SOSYAL BİLİNCE VE SORUMLULUĞA AÇMIŞTIR. KENDİYLE SAVAŞANLARIN DIŞINDA, ASLA VE ASLA ORA HALKINI İMHA ETMEMİŞ, KÖLE EDİNMEMİŞ, SÖMÜRGE OLARAK KULLANMAMIŞ, ZULMETMEMİŞ VE ORANIN YERLİ ZENGİNLİKLERİNİ MERKEZE, PAYİTAHTA TAŞIMAMIŞTIR. Yani Osmanlı, taşradan merkeze değil, merkezden taşraya aktarım yapmıştır. Ora halkından ve devletinden aldığı vergileri de, oranın imar ve ihyası için kullanmıştır. Hatta yetmediğinde zaman zaman payitahttan oraya takviye intikaller de sağlamıştır. YANİ İMPERYALİZMİ HATIRLATACAK HİÇ BİR İŞLEMİNİ VE EYLEMİNİ BULAMAZSINIZ, OSMANLI’NIN. Bu nedenle de imparatorluk yapmamıştır.

Yabancı yazarlar, Osmanlı Devleti’ni de kendi bakış açıları, Dünya görüşleri ve literatürleriyle kelime alışkanlıkları içinde “imparatorluk” deyimiyle ifade ettiklerinden, bizimkiler de onları taklit ederek “Osmanlı İmparatorluğu” demektedirler. Bu yazım yöntemi ve söylem biçimi, hem devletimize, hem tarihimize ve hem de halkımıza karşı büyük bir bühtandır. Tarihimizi yazanlar, çoğunlukla “Hammer” adlı bir yabancının ya da bir başka yabancı müsteşrikin yazdığı tarih kitaplarını esas aldıklarından, bu hatayı yıllar boyu hep yapa geldiler. Hatta saygıdeğer Halil İnalcık beyefendi bile, ilk zamanlardaki yazımlarında hep bu deyimi kullanırdı, sonraları bu deyimden vaz geçer oldu. Sanırım gördü yanlışını.

OSMANLI DEVLETİ, GEREK ÜLKE YÖNETİMİNDE VE GEREKSE ULUSLAR ARASI İLİŞKİLERİNDE, KENDİ ADINI DA ASLA “OSMANLI İMPARATORLUĞU” OLARAK İSİMLENDİRMEMİŞTİR. HİÇBİR YERDE BU DEYİMİ KULLANDIĞINI GÖREMEZSİNİZ. Tarihi belgelere ve kaynaklara baktığımızda, “DEVLET-İ ALİYYE-İ OSMANİYYE” = “YÜCE OSMANLI DEVLETİ” ismini kullandığını görürüz.

Aşağıda gördüğümüz örnek, bu gerçeklerin basit bir göstergesi olarak dikkatlerinize sunulmuştur:

Efendim burada, önemli bir anekdotu da arz etmeden geçemeyeceğim. Toprağı bol olsun, Cumhuriyet gazetemiz kıdemli yazarlarından merhum, Dr. Mustafa Şerif Onaran Beyefendiyle, bize yaptıkları ziyaretlerinde geliştirdiğimiz bu ve benzeri sohbetlerden sonra, duvarımızda asılı bulunan  eski bir resmi yazıyı gösterdiğimizde, kendilerinin bu yazının başında bulunan, Osmanlıca harflerle yazılı orijinal, “DEVLET-İ ALİYYE-İ OSMANİYYE” ismini görünce (ki, kendileri Osmanlıca’ya iyi vakıftılar) hemen dikkat kesilerek, yüksek sesle, “evet!.. Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye!.. ne demek bu biliyor musunuz?.. İşte isim bu!..  İşte devlet bu!.. Osmanlı İmparatorluğu deyimi bu ismin yerini asla tutamaz!..” diye gerçekçi ve doğaçlama bir serzenişte bulunmuş ve böylece kültür emperyalizminin üzerimizdeki etkinliğine de bir kere daha itiraz etmişti.

Mesela şimdi mensubu bulunduğumuz devletimizin adı, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” dir. Bu ismi nereden aldık?..  Anayasamızın başında devletimizin adı ve özellikleri yazılıdır. Anayasamız ne ismini vermişse, tüm bürokratik ve uluslar arası yazışma ve işlemlerimizde bu ismi kullanmak zorundayız ve öyle de yapıyoruz. Biz böyle yaptığımız gibi, bizden sonra da tarihimiz bu isimle yazacak, devletimizin adını. Aynen bunun gibi, biz de “Osmanlı İmparatorluğu” değil, “Yüce Osmanlı Devleti” olarak isimlendirmeliyiz, Osmanlı Dönemi’ni. Bu isimlendirme, bizim Osmanlıcı ya da hayalperest olduğumuzdan değil, tarihi gerçeklere uygun bir tarih yazma objektivitesine inanmamızdan kaynaklanmaktadır. Bunlar bir gerçektir. Bu yazım hatamızdan bir an önce dönmeliyiz. Hem tarih yazarlarımız, hem aydınlarımız ve hem de başta Milli Eğitim Bakanlığı görevlilerimiz olmak üzere, tüm eğitim sorumlularımız ve hatta tüm yazılı ve görsel medya ilişkisi içinde bulunan insanlarımız, bu tarihi hatayı bir an önce düzeltmeli ve tarihi bilgilerimizi gerçeklere dayandırma zorunluluğumuzu inançla ve yüreklilikle yerine getirmeliyiz. Artık üzerimize iyice sindirilmiş bulunan zillet ve meskeneti atmalı, kendi gerçeklerimizi tanımalı, kendimize olan öz güvenimizi geliştirmeli, özellikle eğitim alanında başımız dik ve kendimize olan güvenimiz tam olmalıdır.

Bağımsız ve şahsiyetli bir devlet olma yolunda önemli yapı taşlarından biri olan bu konuda, iktidarımızla-muhalefetimizle, devletimizin tüm kurumlarının, sosyal ve kurumsal tüm kuruluş ve varlıklarımızın, gereken hassasiyeti göstermesi ve bu tarihi hatadan dönülmesi dileklerimizi saygıyla arz ederiz.

Bu yazı toplam 1445 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer YazılarıTümü
    ABK Grup
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Anadolu'da Bugün | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.