Röportaj Haberleri

Röportaj

“Oruçta insanlığımızı hatırlamaya çalışalım”
12 Haziran 2017 11:10

Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Fikret Karapınar ile Ramazan ayı ve oruçla ile ilgili merak edilenleri konuştuk.

“Oruçta insanlığımızı hatırlamaya çalışalım”

Fikret Karapınar kimdir?

1969 yılında Zonguldak/Devrek'te doğdu. İlkokulu Kozlukadı Köyü'nde (1980) tamamladıktan sonra Almanya'ya gitti. Ortaokulu Almanya/Hamm'da (1984)'de tamamladı. 1989'da Devrek İmam-Hatip Lisesi'nden 1994’te Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı yıl mezun olduğu fakülteye Hadis ABD Araştırma Görevlisi olarak atandı. 1995-1997 yılları arasında Ürdün/Amman'da, 2003 senesinde 6 ay Almanya'da araştırmalarda bulundu. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne bağlı olarak 1999 senesinde yüksek lisansını, 2006'da da doktorasını tamamladı. 2 Mart 2010'da Yardımcı Doçentlik kadrosuna atandı.8 Nisan 2010'da da Doçent oldu.10 Haziran 2015 tarihinde Profesör oldu. Halen Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde Öğretim Üyeliği ve Uluslararası Rumi Medeniyetler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcılığı görevini sürdürmektedir.

Ramazan ayının fazileti nedir?

Kur’an ayı olan Ramazan, Kur’an ile kendimizi manen ve ruhen arındırma ve temizleme ayıdır. Bu mübarek ayda sadece midemize değil nefsimize elimize gözümüze dilimizi ve bütün uzuvlarımıza oruç tutturmalıyız vereceğimiz zekat ve filtreler ile de malımızı temizlemeliyiz. En yakınımızdan en uzağımıza doğru duyarlılık göstermeli dargınlıkları gidermeli, akrabalık ilişkilerini ve birlik beraberliğimizi güçlendirmeliyiz. Oruç bireysel bir ibadet olmakla birlikte yansımaları bakımından toplumsal bir ibadettir. Müslümanların birbiriyle dayanışma ve kaynaşmalarının arttığı bir aydır. Varlıkların varlıksızları, tokun açın halinden anladığı bir aydır. Oruç İslam’ın temel ibadetlerinden biri yani beş şartından biridir.

Ramazan ayı ile birlikte farklı konularda gündeme geliyor. Hadislerin doğruluğu çok tartışılıyor bu konuda ne düşünüyorsunuz?

“ (Ramazan ayı) öyle bir aydır ki Allah size oruncunu (Kur-an’da) farz kıldı. Ben de (teravihle geceleri) ihyasını sünnet kıldım” (Ahmet b Hanbel, Müsned 1, 191,195; Nesai sıyam 40)

Bu rivayetten de anlaşıldığı üzere İslam ve Kur’an ve Hz. peygamberin sünneti olmak üzere temel iki kaynağa dayanmaktadır. Dinin sahibi olan Allah Kur-an’ı gönderirken peygamberini de bu dinin insanlar tarafından nasıl anlaşılacağını göstermesi için görevlendirilmiştir. Binaenalyh her ramazan ayında birileri tarafından ayet ve hadisler üzerinden gündeme getirilen içi boş tartışmalar anlamsızdır. Böyle bir tavırla birileri sanki dinin içini boşaltmak istemektedir. Hadis karşıtlığı yapmaktadır. Oysa hakikat bu rivayetten de anlaşılacağı üzere Kur’an ve sünnet birlikteliğidir. Oruç ayı kendi egolarını tatmin için ön plana çıkmak isteyenlerin dini meseleleri kamera önünde tartıştıkları, gündeme getirdikleri vitrine oynadıkları ve şöhret bulmak istedikleri bir ay değildir. Yok hilal göründü görünmedi yok bir veya iki saat fazla oruç tuttum, tutmadım vs… kendimize gelmeye insanlığımızı hatırlamaya çalışalım. Oruç tutmayan kardeşlerimize nasıl ulaşacağımıza kafa yoralım. Elimizi oruç tutandan, camiye gelenden çekelim artık.

Ramazan ayını nasıl geçirmeliyiz?

Efendimiz (s.a) diğer aylardan farklı olarak Ramazan ayında, her zamankinden daha fazla ibadet eder ve daha fazla cömert olurdu. Dolayısıyla bizler de Ramazan ayının gecelerini, manasıyla birlikte çokça Kur’an okumanın yanı sıra zikir, ibadet ve namazla değerlendirmeliyiz. İftarlarımıza ihtiyaç sahiplerini fakirleri davet etmeliyiz. Maalesef son zamanlarda sofralarımız fakirlere değil kendimiz gibi hali vakti yerinde ailelere dostlara açıktır. İftarlarımızda israf, lüks riya gösteriş ve kibir hâkimdir. Oysa Allah bunları yasaklamıştır mazlumların fakirlerin ve yoksulların davet edildiği sofralar hâkimdir.

Tüm ameller Allah için yapıldığı halde Allah orucu neden kendisine izafe etmiştir? Orucu diğer ibadetlerden farklı kılan nedir?

Oruç ameller arasında Allah’ın kendine nispet etmesiyle özel bir yere sahiptir. Oruç cemaatle yapılan bir ibadet olmadığı gibi beden hareketi olmaksızın yerine getirilen bir ibadettir yani gizli yapılan bir amellerdendir. Oruçlu yemez, oysa Allah “o yedirir, fakat kendisi yemez” (En’am:14) ayetinde de buyurduğu gibi bu vasıfla kendisini nitelendirmiştir. Sanki oruçlu, yemeyerek, içmeyerek Allah’a mahsus sıfatlarından bir sıfat ile beşere uygunluğu kadarıyla vasıflandırılmıştır. Zira yemek ve içmekten müstağni olmak, kemali Rububiyete en layık olan Allah Teala’ya mahsustur. Kulda ondan beşeriyet miktarına bağlı olduğu kadar bulunur. Durum böyle olunca Allah’ın orucu kendisine nispet etme hususiyeti de anlaşılabilir. Oruç kalkandır. Oruç yalan veya gıybet gibi yasak fiilerle ihlal edilmedikçe cehennem ateşine kalkandır. Oruç bedenin zekâtıdır. “ Her şeyin zekâtı vardır. Bedenin zekatı oruçtan başkası değildir” (İbn Ebi Şeybe Musannef, (9001) İbn Mace Sıyam 44; Tebarani Kebir VI,193) kuran da da belirtildiği gibi zekat, malı temizler. Zekâtın malın fazlalığını azalttığı gibi oruç da şehvet fazlalığı gibi bedenin fazlalıklarını azaltır ve nefis ile kalbin gücünü artırarak ahlakı yüceltir.

Ramazan orucu kimlere farzdır? Ramazan oruncunu tutamayanlar ne yapmalıdır?

 Ramazan ayının girmesiyle beraber akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve oruç tutmasına engel bir mazereti olmayan kadın ve erkek her Müslüman’ın Ramazan orucunu tutması farzdır. Dinimiz, kişileri güçleri nispetinde sorumlu tutmuş, güçlerini aşan veya sıkıntıya yol açan durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Ramazanda oruç tutmakla yükümlü olmayıp daha sonra kaza etmelerine veya yerine fidye vermelerine bazı mazeretler gösterilmiştir; hastalıkta, Ramazan ayı içersinde oruç tutamayacak derecede hasta olanlar ile oruç tuttuğu takdirde hastalığının artacağından endişe edilenler oruç tutmayı ertelerler. Yolculukta, seferîliğin ölçüsü en az 90 kilometrelik bir mesafeye yapılan kısa yolculuklardır. Yolculuk sebebi ile tutulamayan oruçlar, Ramazan ayından sonra gününe gün kaza edilir. Hamilelikte, hamile kadınlar da doğacak çocuğun gelişmesinden endişe edilmesi halinde oruç tutmazlar. Daha sonra tutamadıkları oruçları gününe gün kaza ederler. Çocuk emzirme döneminde kadınlar, tıpkı hamile kadınlar gibi, süt emen çocuğun gıdasız kalmasız kalma kaygısından dolayı oruç tutmayabilirler. Ramazan ayından sonra tutamadıkları oruçları gününe gün kaza edilir. Yaşlılıkta, orucunu tutamayacak kadar yaşlı ve düşkün olan ve kalan ömründe oruç tutma imkânı bulamayan kimseler oruç tutmazlar. Onlar tutmadıkları her gün için bir fıtır sadakası miktarı fidye verirler. Bunların dışında; zor ve meşakkatli işlerde çalışma, dayanılmayacak derecede açlık ve susuzluk çekme, geçici olarak aklını yitiren veya Ramazan ayının tamamını baygın ya da aklı başında olmaksızın geçiren kimselerin oruçlarını ileri bir tarihe erteleyebileceğine dair fetvalar da verilmiştir.

Bu sene verilecek olan fidye miktarı nedir?

Oruç fidyesi, oruç tutmaya gücü yetmeyecek derecede yaşlı veya tedavisi mümkün olmayan hastaların, oruç tutamayıp bu oruçları kaza etmekten de ümit kesmeleri halinde, oruçsuz geçirilen her gün için ödedikleri fidyedir. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, 2017-2018 yılı için ramazan ayında sağlık ve diğer nedenlerden dolayı oruç tutamayacak kişilerin günlük olarak en az 16 lira fidye vermeleri gerektiğini bildirdi. Ancak bu fitre/fidye miktarı oruç tutamayacak derecede hasta olanlar ve iyileşme ihtimali bulunmayanlar için geçerlidir. İleri düzeyde yaşlılık ve aşırı hastalık dışındaki hayız, nifas, yolculuk gibi meşru mazeretlerden biri sebebi ile tutulamayan oruçlar için fidye söz konusu değildir. Bu gibi durumlarda, söz konusu mazeretin ortadan kalkması ile tutulamayan oruçların bizzat yükümlü tarafından kaza edilmesi gerekir.

Kaza oruçları ne zaman tutulmalıdır? Aralıksız tutmak şart mıdır?

Ramazan ayından sonra ister ara vererek isterlerse ara vermeden istedikleri günlerde oruçlarını kaza edebilirler.

Bayram günü oruç tutulur mu?

Ramazan Bayramı’nın birinci günü ile Kurban Bayramı’nın dört gününde oruç tutmak tahrimen mekruhtur. Bu günlerde oruç tutmanın haram olduğu görüşünde olanlar da vardır.

İtikâf nedir? İtikâfa nasıl girilir? Herkes itikafa girebilir mi?

İtikâf, bir mescidde ibadet niyetiyle ve belirli kurallara uyarak inzivaya çekilmek demektir. Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretten sonra her yıl ramazanın son on gününde itikâfa çekildiği, hanımlarının da genelde Resûl-i Ekrem'le birlikte itikâf yaptığı nakledilir. İtikâf, bir ibadet türü olduğundan itikâfa girenin mükellef olması, itikâfa bir mescidde girmesi ve niyet etmesi gerekli görülür. Hanımlar ise evlerinin bir odasında itikâfa girerler. İtikâf a girmek isteyen kişi, itikâf niyetiyle mescid veya mescid hükmündeki bir yerde kalmaya başlayarak itikâfa girmiş olur. Vaktini namaz, Kur’ân tilâveti, dua, zikir ve tefekkür gibi ibadet ve taatlerle veya dinî bilgi ve kültürünü artıracak sohbet ve okumalarla değerlendirir. Doğal ihtiyaçlarını gidermek için mescidi meşgul etmeyecek ve kirletmeyecek şeyleri mescide getirebilir. Mescidde yer, içer ve orada istirahat eder. Mescidin içinde giderilmesi mümkün olmayan zarurî ve doğal ihtiyaçları için dışarıýı çıkabilir. Ancak ihtiyacını giderdikten sonra hemen itikâf mahalline geri döner.(Melek Sarıtaş)

Yorumlar (0)

Gazeteler