1. YAZARLAR

  2. Mehmet Yaman

  3. SAYIN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN ESASTA DOĞRU, USULDE YANLIŞ YAPTI.
Mehmet Yaman / Köşe Yazarı

SAYIN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN ESASTA DOĞRU, USULDE YANLIŞ YAPTI.

   Ülkemizi parçalamaya yönelik dış güçlerle, onlarla işbirliği yapan ülke içindeki şer şebekelerinin ortak çalışmaları, son günlerde gizlenemez bir biçimde yükselişe geçmiştir. Çeşitli vesilelerle ihanet odakları, bürokrasi, siyaset, yargı ve matbuat alanındaki imkanlarını, koordineli bir biçimde kullanmaya ve ülke üzerine bir karabasan gibi çöreklenmeye başladılar.

   Bilindiği gibi, ülkemizin milli menfaatleri neyi gerektiriyorsa, milli devlet ve hükümetlerimiz de onun gereklerini yerine getirmek zorundalar. Bu zorunluluğun bir gereği olarak, “devlet sırrı” kapsamında değerlendirilen, ülkemizin ikinci bir Çanakkale’si niteliğini taşıyan ve bizim önemli bir ön karakolumuz bulunan Türkmen Dağı’nı, ihanet odakları ve ülkemiz parçalayıcılarına karşı silah ve mühimmatla takviye kararının uygulanması aşamasında, görevlendirilen MİT ve elemanları (ki, asker-sivil birlikte görev yaparlar) Adana civarında, devletimizin içine çöreklenmiş koordineli ihanet odaklarınca, görülmemiş bir biçimde ve adeta düşman askerlerine yapılan bir uygulamayla rezil-ü rüsvay edilmişler ve gönderilmek istenen bu malzemeler de geriye getirtilmişti. Oysa bu, devletimizin menfaati gereği yapılan ve devlet sırrı olarak kalması gerekli bir eylemdi. Devletini ve milletini seven her kamu görevlisinin de buna yardımcı olması gerekirdi. Bu sevkiyata ilişkin tüm belgeler hazırlanıp, ilgili komutanlara verilmişti. Ama gelin görün ki, resmi antetli, resmi mühürlü bu belgeler ve görevlendirilmeler, devlete sızmış bulunan organizeli ihanet şebekesinde, hiç mesmua alınmamış ve yetkili üst düzey subaylar da, adi bir suçlu gibi yerlerde süründürülmüşlerdi. İşte bu aşamada, İhanet şebekesinin basın kanalı da yaygaraya başlamış ve ihanet düğmelerine sistemli bir biçimde basmışlardı. İşin burasında görev üstlenen, Cumhuriyet gazetesi yetkilileri de, basın hürriyeti adı altında, bazı odaklarla işbirliği halinde, bu olayı çarpıtmada, efkar-ı umumiye yi yanıltmada başarılı bir rol aldılar. Vakta ki, bu çoklu ihanet organizasyonu hakkında ciddi değerlendirmeler yapılarak, bunların anti yasal ve zaman zaman “ihanet-i vataniye” kavramıyla da örtüşecek davranışları yasal takibata alınıp, adli organlarca haklarında gerekenler icra edilmeye başlayınca, bu şebeke, çeşitli mahfillerden aldıkları organize güçlerle, basbas bağırmaya ve ülkeyi ifsada devam ettiler.

   Bu faaliyetler zümresinden olarak, Can Dündar ve arkadaşı, haklarında yürütülen ciddi bir suçlamadan dolayı soruşturma altına alınmışlar, C. Başsavcılığı, toplanan deliller ve gelinen noktayı da dikkate alarak, bunların suç delillerini karartmak ve yurt dışına kaçmalarını önlemek için, (ki, emsalleri görüldüğü gibi, çoğu yurt dışına kaçmışlardır) ceza değil, bir tedbir olarak tutuklanmasını talep etmiş ve ilgili mahkeme de bu iddia ve talebi ciddi bularak, tutuklamıştı. Yasal olarak, bunlar hakkında gereken soruşturma ikmal edilecek ve suçlu oldukları hakkında ciddi bulgular olursa, haklarında iddianame tanzim edilerek, ilgili mahkemede, müsnet suçlardan dolayı dava açılacaktı. İddianame, ilgili mahkemeye gelmiş ve mahkeme bu iddianameyi inceleme aşamasında idi. Uygunsa kabul edilecek, değilse gerekçeleri de gösterilerek, yeniden gözden geçirilmesi için gönderen mercie iade edilecekti. Olay henüz bu aşamadayken, Anayasa Mahkemesi, usulsüz ve kuralsız bir biçimde devreye sokulmuş ve Anayasa maddeleri başta olmak üzere tüm yargılama mevzuatı allak bullak edilerek, sanıkların tahliyesi sağlanmıştır, aynı şartlarda, bu sanıklardan çok daha fazla sürelerde içerde yatan sanıklar olmasına rağmen.

   Neden, “kuralsız bir biçimde allak-bullak edildi mevzuat” dedik? Gerekçesi işte:

  

   Konumuzla ilgili Anayasa maddeleri:

   1 – Madde-148/3 : …Başvuruda bulunabilmek için, olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

   2 – Madde-148/4  : Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.

   Anayasanın 148. maddesi bu kadar açıktır. Bireysel başvuru için ancak, iddianamenin kabul edilmesi, yargılamanın mahkemede bitirilip ceza verilmesi, Yargıtay’ın onaması ve böylece olağan kanun yollarının tümünün tüketilmesinden sonra, Anayasa Mahkemesi yolu açılır. Bu maddeye göre başka türlü Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Yukarda özetlediğimiz gibi, olayımızda, sanıklar hakkında iddianame incelemesi var, kabul edilirse, yargılanacak mahkemede. Karar verilecek, Yargıtay’dan geçip kesinleşecek ve ondan sonra Anayasa Mahkemesine sıra gelecek. Ve 4. fıkraya göre de, bu anlattığımız yol ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi, inceleme bile yapamaz.

   Demek ki, Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 148/3. ve 4. fıkralarını alenen ihlal etmiştir.  

Bu maddeler ihlal edilerek verilen bir karar ise, keenlemyekundur. Yani geçersizdir, yürürlükteki Anayasaya göre.

   3 –  Madde- 153/1 : …İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.

   4 – Madde-153/2 : Anayasa Mahkemesi,.. kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm, tesis edemez.

   Anayasa Mahkemesi Başkanı, gerekçeli karar yazılıp üyelerce imzalanarak resmi bir karar haline gelmeden, sonucu açıklayarak, 153. maddeyi de ihlal etmiştir.

   O zamandan beri yazılı ve görsel medyada çıkan şunca bilgilerin etkisi altında kalmadan, bir hukukçu olarak, şimdi sormamız gerekir, “emsal pek çok kişi varken, sizin önünüze gelmesi için şu kadar yasal zorunlu yollar varken, bütün bu yolları çiğneyip yok farz ederek, Anayasaya aykırı bu geçersiz kararı, alelacele nasıl aldınız ve kimler buna sebep oldu?.. Ve neden gerekçeli kararı yazmadan hemen açıklayarak, yine bir Anayasa ihlali yaptınız?.. Türk hukuk tarihine usulsüz, yersiz ve yanlış bir veri sundunuz?..” Bu karar yıllar boyu tartışılacak bir karardır.

   Sayın Erdoğan’ın esasta haklılığını yazarken, bu yanlış kararla ilgili olarak Anayasa’nın hangi maddelerinin ihlal edildiğini, huzurlarınıza getirdik.

   Sayın Erdoğan’ın nasıl bir usul hatası yaptıklarına gelince, kendileri bu işin uzmanı değiller. Bu konuyla ilgili bir sürü uzman danışmanları bulunduğunu biliyoruz. İlk tepkisel ve duygusal refleksi bir kenara bırakıp, uzmanlarına konuyu acilen inceleterek, eline alacağı Anayasayı da açarak, madde madde bunları suhuletle anlatıp ortaya koysaydı ve “bu kararı tanımıyoruz ve uygulamıyoruz da” deme yerine, yukardaki usulsüzlüklerden dolayı geçersizliğini, “usulün esastan mukaddem olduğu” nu beyan etseydi, zaten iyice gerilmiş bir toplumda, yanlış siyaset yapan insanlara fırsat verilmemiş olurdu. Dinleyenlerin kahir ekseriyeti kendilerine hak verirler hale gelirdi. Zaten Cumhurbaşkanının bu kararın uygulanmasıyla ilgili bir görevi de yoktu ve o makamı hiç te ilgilendirmiyordu, uygulama bakımından. “Uygulamıyoruz” denerek, düşmanlıkların artırılması ve “diktatör” suçlamasında hatalı algılamalara fırsat verilmiş oldundu. Bundan sonraki faaliyetleri sırasında, kendilerinin bu ve emsali olaylarda, ilk duygusal tepki yerine, bilgiyle ve belgelerle ortaya konulmuş hazırlıklar yapmalarının, daha rahatlatıcı, daha huzur verici ve daha bilinçli kılıcı, milletinin kahir ekseriyetinin tasvibine mazhar bir model olduğunu, kendilerine ve danışmanlarına hatırlatma gereği hasıl olmuştur.

   Saygılarımızla!...

Bu yazı toplam 510 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer YazılarıTümü
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Anadolu'da Bugün | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
© Copyright 2017 İDEA GROUP İletişim ve Reklam Hizmetleri San. Tic. A.Ş