1. YAZARLAR

  2. Ali Demirayak

  3. SURİYELİ OLMAK VE EKMEK!
Ali Demirayak / Köşe Yazarı

SURİYELİ OLMAK VE EKMEK!

Tali yoldan ana yola çıkıyordum.

Yavaşlamıştım

Biri el kaldırdı, arabaya doğru yaklaştı.

Şöyle bir baktım, beli biraz eğilmiş, dağınık sakalları olan, üzerinde eski elbisesi ile kirli bir görüntüsü vardı.

Elinde kıvrım kıvrım doladığı naylon çuvalı sıkı sıkıya tutarak, çekingen bir hal ile cama doğru yaklaştı. Titrek bir sesle ben gelmek derken eliyle de arabanın içini gösterdi.

Bir an duraksadım.

Arabaya alıp almamakta karasız kaldım.

Benim bu halimi fark etti, geri çekildi.

Mahzunluğu yüzünden okunuyordu,

Bitkin bir hali vardı.

Bir cesaretle kapıya eğildim, açtım ve gelin dedim.

Şükran dedi.

İki dakika içinde Allah ifadesini sıkça kullandığı dualar etti bana.

Bir yandan da tedbir olsun diye göz ucumla sürekli hareketlerini takip ediyordum.

Bir kart çıkardı cebinden,

Bu, bir aşevi kartı idi.

Buraya gideceğini söyledikten sonra yine yarı Arapça yarı Türkçe lisanla ayaklarını göstererek acıyor dedi.

Yürüyemiyorum,

Neden arabaya binmek istediğini anlatmaya çalıştı.

Geldiği yeri söyledi ki tam iki saat yürüme mesafesi bir yer.

Aşevinden yemek alacak ve aynı yolu yürüyerek tekrar geri gidecek.

Yarın yine aynı,

Diğer gün yine aynı.

Yürüyerek o yolu geçmek zorunda.

Hafiften ağlamaya başladı ve evde yedi kişi olduklarını bir kızının mağdur olduğunu anlattı.

Ben o eve ekmek götürmek zorundayım dedi.

Ben bir babayım, ama şu halimden utanıyorum dedi.

Çocuklarıma ve aileme karşı mahcup oluyorum, onlara yetemiyorum diye başını öne eğdi.

Başını dik tutmaya çalışarak göz yaşlarına hakim olmaya çalıştı.

Gurunun incindiği her halinden belli oluyordu.

Arapça bilmiyordum.

Onun derdine derman olacak sözler söylemediğim için kendime kahrettim.

Yutkundum.

Ancak sabır, Allah vekil diyebildim.

Ne zor bir durum yarabbi.

Kendimi düşündüm,

Üç gün arka arkaya evime ekmek götüremediğimi hesap ettim.

Bir baba olarak çocuklarımın karşısında nasıl bir eziklik yaşayacağımı kendi üzerimde hissettim.

Zorlandım.

Kendisine yaptığım katkının yüz misline denk gelecek dua ile ödedi zar zor aldığı ekmek parasının bedelini.

Arabadan indi.

Beli bükük ağır ağır aşevine doğru yürümeye başladı.

Arkasından bakakaldım.

Bir babanın yorgun ayakları üzerinde, çocukları için nasıl ayakta durmaya çalıştığı gerçeğini, canlı canlı izledim.

O, Aşevine,

O, aşevine yardım edenlere,

Ve orada çalışıp yorgun babalara, vakarlı annelere hizmet edenlere dua ettim.

Belki kapıya gelenlerden daha ziyade, aşevlerine yardım etmek gerektiğini düşündüm..

Hani, keşke ihtiyaç sahiplerinin kapılarına kadar o yemekleri götürebilseydik diye içimden geçirdim.

İşte o zaman;

Babalar ağlamazdı belki,

Babalarını bekleyen çocuklar, babalarına bakarak yutkunmazlardı.

Yarın bizde imkanlarımızı bir değerlendirelim.

En yakın aşevine bir uğrayalım.

Hayatın öteki yüzünü görelim hiç olmazsa.

Bizimde yapacağımız bir şeylerin olduğunu anlayacağız mutlaka.

Bu yazı toplam 683 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer YazılarıTümü
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Anadolu'da Bugün | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
© Copyright 2017 İDEA GROUP İletişim ve Reklam Hizmetleri San. Tic. A.Ş