Röportaj Haberleri

Röportaj

“Tek beklentimiz vefa”
29 Ağustos 2016 10:28

Konya’yı hem ulusal hem de uluslararası kültürel anlamda temsil eden yaşayan son Kaşık Ustası Mustafa Sami Onaylı, mesleğini Sanat Sokağı’nda küçük bir dükkânda sürdürmeye çalışıyor.

“Tek beklentimiz vefa”

Konya kültürüne katkı sağlamak için yaptıklarının karşılık bulmadığını ifade eden Onaylı, yakında bu mesleği bırakacağını söyledi

Konya’nın yaşayan son Kaşık Ustası Mustafa Onaylı, Sanat Sokağı’nda açtığı dükkânında yarı zamanlı çalışarak mesleğini sürdürmeye çalışıyor. Sadece kaşıkçılık mesleğiyle geçimini sağlayamayan Onaylı, gündüzleri saat 14.00’ten sonrada başka bir işte çalışarak hayatını sürdürmeye çalışıyor. Konya için bir değer olan semazen ve son kaşık ustası Onaylı,  kaşığın yapılışından tasavvuf ilmi için önemine kadar bilinmeyenleri anlattı. Yani kaşık deyip, geçmemek lazım…

 

Mustafa Sami Onay sizi tanıyabilir miyiz?

1960 Konya Hacıfettah Mahallesi’nde Kaşıkçılar ailesinin bir ferdi olarak dünyaya geldim.

İlk orta ve lise tahsilimi Konya’da tamamladım. İmam hatip mezunuyum. Güney Sınırı’nın Bardas köyünden 1928 Konya’ya gelmişiz. Kaşıkçılık mesleğini dedem ve babamdan öğrendim. Kaşıkçılık konusunda Rıza Efendi ve Mehmet Vehbi Efendi gibi ustaları örnek aldım.1993 yılına kadar bu mesleği sürdürmeye çalıştım. Ancak demir kaşığın hâkim olmasından dolayı bu mesleği tamamen bırakmıştım. Eli işi ve halı kilim imalatıyla uğraştım.

Daha sonra Kültür Bakanlığı’nın 2012 yılında “Ölmeye Yüz Tutmuş Mesleklerin Yaşayan Ustaları” kapsamında yapılan projeyle beni buldular. Bu vesileyle tekrar başladık.

Kültür Bakanlığı’nda kayıtlı sanatçıyım. Aynı zamanda semazenlikte yapıyorum.

Fiziksel engeliniz önceden var mıydı? Daha sonra mı oldu?

Ortapedik engelliyim. Daha sonradan oldu. Aniden bir emboli (kanla taşınan yabancı bir cismin damarı tıkaması durumudur) rahatsızlığı geçirdim. Ondan dolayı ayağım kesildi.

Elhamdülillah, bundan bir şikâyetim yok. Bu halimle hala bir gayret içerisindeyim. 22 yıl oldu, Cenab-ı Hakkın manevi nimetlerinden faydalanıyoruz. Kim bilir bu ayak beni ne günahlara götürecekti. Daima şükür ediyorum.

Konya’da kaşıkçılığın eski dönemlerde bu kadar çok meslek olarak tercih edilmesinin nedeni neydi?

Konya ormanlarla kaplı bir alan olmamasına rağmen burada kaşıkçılık çok tercih edilmiş. Bunun sebebi Konya’daki Mevlevi dergâhlarının yoğun olarak bulunmasından kaynaklanıyor. Eskiden Mevlevi dergâhlarına müracaat eden öğrencilere sadece uhrevi ilimlerle değil aynı zamanda dünyevi ilimlerle de uğraşmasını sağlamışlar. Öğrencilere matematik, geometri gibi ilimlerin dışında el becerisinin ortaya çıkması ve sabrı öğrenmesi için bakırcılık, taş oymacılığı, keçecilik, kaşıkçılık gibi el sanatlarını da öğretmeyi ihmal etmemişler. Hoca Ahmet Yesevi ve Tapduk Emre gibi âlimler medrese hocasıdır ama kaşıkçı dede olarak da anılır.

Tasavvuf ilminde kaşıkçılığın önemli bir yer almasının nedeni nedir? Bir kaşık nasıl yapılır?

Ağacı dalından kesersin, kurumasını beklersin. O ağacın bir feryadı var, kendi kendine kuruyor. Ağaca ilk darbeyi vurup ikiye ayırdık. Zaten feryadı vardı. Başlıyoruz, onu terbiye etmeye şekil olarak ne yapacağımız karar verdikten sonra ilk darbeyi kaşığın boğazına vururuz. Niye? Akıl ve nefsin arasına bağlantıyı inceltmek için. Kaşığın içini boşaltırız. Tabii bütün bunları dualarla yapıyoruz. Kuru gürültü keser vurmak değil, elim keser vuruyor da peki ruhum ne yapıyor? Her vuruşumuzda Allah kelimesini dile getiriyoruz. Ağacı terbiye etmeye çalışıyoruz. Usta kendini doğru anlatırsa ürününde farklılık olur. Bazen de sen ağacı terbiye ettiğini zannedersin ağaç seni terbiye eder. Ağacı yanlış yerinde vurursun, kurtarayım kaşık yapıyım derken uğraşır durursun. Bu sana bir çile veriyor demektir. Küçücük bir hatadan ağaç seni terbiye eder. Çünkü hatayı kabul etmiyor. Ağaçtan kuru gürültüyle bir kaşık çıkartamazsınız. Tasavvuf ilminde kaşıkçılık da dâhil olmak üzere diğer el sanatlarının önem kazanmasının nedeni de budur. İnsana çileyle sabrı öğretir. Kaşık bir tasavvuf kültürüdür.  Her ilmin olduğu gibi bu ilminde bir derinliği vardır. Aynı durum Eşrefoğlu Camiinde bulunan ağaçlardan terbiyeden geçmiştir. Oradaki ağaçlar kesiler bir şelalenin önüne atılıyor. Burada 8 ay bekliyor.Ağaçlar döndükçe içindeki suyunu, reçinesini dışarıya atıyor. Sadece kabukla öz arasında su birikir. Suyu da kabuğunu soyduktan sonra çıkartılmıştır. Son olarak ağaç durgun suya atıldıktan sonra terbiyeden geçme işlemini tamamlamıştır. Yani işin özü; bir sır vardır dil ile söz arasında, bir vardır kabukla öz arasında, bir sır vardır göz ile gönül arasında, bir sır vardır sırlar arasında Cenab-ı Hak hepimize bu sırlara vakıf olmayı nasip etsin.

Kaşıkların üzerine vernik yerine reçine sürmeyi tercih ediyorsunuz. Reçineyi nasıl elde ediyorsunuz?

Ağaçların gövdesinden akan sakızlara reçine diyoruz. Sakızları da orman köylülerinden temin ediyorum. Kırmızı çam sakızı ve kayısı çam sakızı bunların içinde en makbul olanıdır. Bunların içine tatlı badem ve keten tohumu yağı belirli bir oranda atarak suyun içerisine ikinci bir kazan koymak suretiyle kaynatıyoruz. İlk kaynatma süreci kısık ateşte 38 saat sürer. Ama asla tüpte değil, odunda kaynatıyorum. 38 saat sonra eriyen reçineyi tülbentten süzerek 8 saat daha kaynatıyorum. Elde edilen reçineye, bu aşamalardan sonra rugan diyoruz. Ruganı fırçayla değil, elle 7 kat sürüyoruz. Bunların insan sağlığına zararı yoktur. Yaptığım kaşıklarda kesinlikle vernik yoktur. Her şeyi özüne uygun yapıyoruz. Vernikle sadece dekorotif amaçlı yaptığımız kullanılmayan ürünlerde kullanıyoruz.

Farklı malzemelerden kaşık yaptınız mı?

Fildişi, boynuz ve deniz kaplumbağasının alt göğüs kemiğinden kaşıklar yaptım. Bu kaşıkların üzerlerini inci, mercan ve altınla süsledim. Bunlara sarayi kaşıklar diyoruz. Tabii bunları daha çok koleksiyonerler tarafından talep edildi, sipariş üzerine yaptım.

Kaşıkları hangi ağaçlardan yapıyorsunuz? Konya geniş ormanlık alanlara sahip değil, ağaçları nereden temin ediyorsunuz?

 Her türlü ağaçtan kaşık yapılıyor. Ama en iyisi şimşir ağacıdır. Daha sonra armut ve dut ağacı gelir. Ben sadece şimşir ağacından yapıyorum. Orman ve Su İşleri Bakanlığı her yıl senede 2 defa ormanı temizlik ve budama işlemini gerçekleştirir. Bu esnada budanmış ağaçları da köylüye ormandan ağaç kesmemesi için verir. Adana Antalya bolu gibi illerden tanıdığım orman köylüsü hem ağaç hem de reçine konusunda bana yardımcı olur.

En son katıldığınız Uluslararası Sanat Festivali’nden neler yaptınız?

İstanbul’da gerçekleşen Uluslararası Sanat Festivaline 61 ülkenin sanatçıları katıldı. Türkiye’den 80 ustamız vardı. Refakatçilerimizler birlikte bu organizasyonda yer aldık. Uygulamalı olarak kaşığın nasıl yapıldığın anlattık. Benim katıldığım organizasyonlarda edindiğim misyonum sadece orada kaşık yapmak değil, aynı zamanda Konya’yı en iyi şekilde nasıl tanır, anlatırım bakış açısıyla hareket ediyorum.

Sanat Sokağını nasıl değerlendiriyorsunuz? Beklentiniz karşılandı mı?  Mesleğin yok olmaya yüz tuttuğunu düşünüyor musunuz?

Bu sokak yeniden yapıldığından çok farklı beklenti ve umutlarımız vardı. Zannetti ki ney, keçe, kalaycı, bakırcı, taş oymacı gibi tüm el sanatları bu sokakta birleşecek. Ancak 6 yıldır, buradayım hiçbir ilerleme kaydetmedi. Sokağın için restaurant ve nargilecilerle dolu, ayrıca güvenlik açısından bile sıkıntılı bir yer haline geldi. Kimseden maddi ve manevi bir destek görmüyoruz. Evet, Kültür Bakanlığı’nın, Kültür İl Müdürlüğü’nün ve Selçuklu Belediyesi’nin bizden zaman zaman talepleri oluyor. Hediye vermek üzere siparişte bulunup, bazen de hal hatır soruyorlar. Ancak onun dışında maddi ve manevi desteği geçtim. Yaptığım başarılar bile takdir bulmuyor. Kimseden bir şey beklemiyoruz. Ama vefa çok önemlidir.  Gittiğim organizasyonlarda ne kadar zorluk çekiyorum. Öyle ki engelliyim valizimi taşıyacak, kimsem bile yok. Şu ana kadar Konya’yı tanıtmak ve sanatsal kariyer adına en iyisini yapmaya çalıştım. Yaptıklarımız karşılığını bulmadığı için artık ben de çok yakın zamanda elimdeki ağaçları bitirdikten sonra bırakacağım. Yok olmaya yüz tutmuş sanatlar diyebiliriz çünkü kimse artık ilgi gösterip öğrenmek istemiyor. Kültür bakanlığının bu konuda mükemmel çalışmaları var. Ancak hayat geçmesi konusunda sıkıntılar yaşanıyor.

Geleneksel el sanatlarında sanatçıya bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Geleneksel el sanatını icra eden kültür sanatçılar, olarak bizden sahneden şov yapmamızı beklemesinler. İnsanların bu konuda üslup ve tavırlarını doğru bulmuyorum. Bize, usta gelirken şunları getir demeleri doğru değil. Zaten gerekeni yaparız. Bu yaklaşımın doğru olduğunu düşünmüyorum. Çeşitli programlar düzenleniyor, o dönemlerde telefonlar susmuyor. Ancak daha sonra ne arayan var ne soran bu konuda duyarlı olmalarını bekliyoruz.

Ödüllerden kısaca bahsedelim?

Kültür Bakanlığı sanatçısı unvanı verdiler. UNESCO “Yaşayan Kültürel Miras Taşıyıcı” unvanı verdiler. 2015 yılı Gümrük Ticaret Bakanlığı tarafından “Yılın Ahisi” unvanı verdiler. Merkezi Amerika’da olan bir kurum tarafından Dünya Geleneksel El Sanatları’nda bir ödül verdiler. Antalya’da Uluslararası Sanat Festivalleri’nde birincilik ödüllerim var. Yerel de aldığımız ödüller var.(Melek Sarıtaş)

Yorumlar (0)