Röportaj Haberleri

Röportaj

“Yaşam tarzı edebiyata yansıdı”
12 Aralık 2016 08:10

Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr Saim Sakaoğlu, “Halk edebiyatımızın dünüyle bugünü arasında bazı değişmeler, gelişmeler ve bozulmalar birlikte yaşanılmıştır. Halk edebiyatının konuları elbette içinde bulunulan zamana göre değişime uğrayacaktır” dedi

“Yaşam tarzı  edebiyata yansıdı”

Konya’nın değerli kültür adamlarından bilim ve halk edebiyat dünyasında akla gelen ilk isim Prof. Dr. Saim Sakaoğlu ile Halk edebiyatındaki yolculuğu ve Konya’nın kültürü üzerine keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Sadece Konya değil, tüm Türkiye’nin kültürüne eserleriyle ışık tutan gelecek nesillere çok sayıda eser bırakan değerli bilim adamı Sakaoğlu’na keyifli sohbeti için çok teşekkür ediyoruz.

Hocam, öncelikle sizi tanımak istiyoruz. Kendinizi tanıtır mısınız?

20 Mart 1939 tarihinde Konya’nın merkez Meram ilçesine bağlı Fahrünnnisa Mahallesi’nde doğmuşum. Babam, hattat ve hafız Mehmet Efendi, annem Zeliha (Köseoğlu) Hanım’dır. Hâkimiyeti Milliye İlkokulu’nu (1946-1951), Konya Lisesi’nin orta kısmını (1951-1955) ve lise kısmını (1955-1959) bitirdikten sonra, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’den ve Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’ndan mezun oldum (1965). İlk görev yerim Tokat Gazi Osman Paşa Lisesi’dir (1965-1967). Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde, önce asistan (1967-1971), sonra asistan doktor (1971-1977) ve doçent doktor (1977-1988) unvanlarını aldım. 1988 yılında Konya Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne profesör olarak atandım. İki dönem Eğitim Fakültesi Dekanlığında bulundum. (1988-1994). 1994’ten sonra bölümüme döndüm. Emekli oluncaya kadar bölüm başkanlığını da yürüttükten sonra 20 Mart 2006 tarihinde yaş haddinden emekli oldum. Asya, Avrupa ve Amerika kıtalarında çeşitli bilimsel toplantılara katılıp bildiriler sundum. Türk Dil Kurumu’nun 1983-2001 yılları arasında Bilim Kurulu ve 1995-2001 yılları arasında Yürütme Kurulu üyeliklerinde bulundum. American Folklore Society’e üyelik tarihim 1974’tür. Kitaplarım, makalelerim ve bildirilerim İngilizce, Almanca, Fransızca, Makedonca ve Japonca olarak yayımlandı. Basılı atmış bir kitabım vardır. Üç kitabım da basıma hazır olup makale, bildiri, tanıtma ve derleme türü basılı çalışmalarımın sayısı bin 500’ün üzerindedir. Eserlerimden seçilen bazı örnek metinler de ilköğretim Türkçe ve lise edebiyat ders kitaplarına alınmıştır

Sizi halk bilimine yönlendiren sebepler nelerdir?

Benim okumamı yönlendiren etmenlerin başında ders kitaplarım gelir. Tabii Türkçe ve edebiyat kitaplarım... Ortaokul kitaplarımdaki Karaca Oğlan ve Sümmanî’nin şiirleri, Nurullah Ataç’ın denemeleri ile Ömer Seyfettin’in hikâyeleri beni âdeta bu alana yönlendirmişti. Gazete ve dergilerdeki tefrika romanları okuyor, özellikle Sedat Simavi’nin 7 Gün dergisindeki yaşıma uygun yazıları keyifle okuyordum. Özellikle 50 Türk Büyüğü dizisi beni Türk kültürünün dil, edebiyat, tarih ve sanat gibi dallarının zirve adlarıyla tanıştırıyordu. Rahmetli cici babaannemin anlattığı masallar da bir yerden sonra yetişmemde etkili oluyordu. Nitekim onun anlattıklarından bazılarını daha sonraki yıllarda yayımlayarak halk bilimi ile çocukluğum arasında bir bağ kuruyordum. Çok ilgi çekici bir hatıramı burada dile getirmek istiyordum. Babamın ve ağabeyimin iş yerleri Aziziye Camii’nin hemen yakınındaydı. Bu pazarın bir tarafı çok eski tipte, hatta barakamsı bir görünüşteydi. Oranın mütevellisi olan zat o hizadaki bütün dükkânları yıktırıp yerine yenilerini yaptırma kararı almıştı. Bizimkiler de geçici olarak, günümüzde eski canlılığını ve işlevini kaybeden, Kayıklı Kahve semtinin batısındaki Ferah Çarşısı’nın üst katındaki otele çıkılan merdivenin altındaki yeri kiralamışlardı. Otelin alttaki giriş kapısının hemen sağındaki manifaturacı komşumuz aynı zamanda köylerde satılan halk kitaplarını da desteler halinde pazarlıyordu. Âşık Garip, Nasreddin Hoca, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Derdiyok ile Zülfüsiyah benzeri kitaplar manifatura ürünlerinin yanında satılıyordu. Ben de müşteri olmadığı anlarda o kitapları okuyordum. Ben, bu kitapların on yıllarca sonra benim hayatıma girecek ve inceleme alanınım ürünlerini oluşturacağını nereden bilebilirdim ki.

O yıllarda âşıklar bayramı türü etkinlikler yoktu. Ama, Konya’mızın ünlü Âşık Memedâ’sı (Mehmet Ağa) bizim yaz aylarında mahalle komşumuz olurdu. İkindi vaktinden bir süre sonra kapımızın önünden geçerek bağ evinin yoluna devam ederdi. Okumasa yazması olmayan bu âşık, aynı zamanda babamın da dostu idi. Geceleri kafasında tasarladığı şiirleri ertesi sabah bizim eve uğrar ve babama yazdırırdı. O yılların Ekekon gazetesinde yayımlanan bazı şiirleri kesip sakladığımı söylemeliyim. Bunca yardımcıdan sonra ancak halk ilimi araştırıcısı olunur değil mi?

Bir konuşmanızda eserlerinizin çalındığından söz etmiştiniz. Bu konuda biraz bilgi verir misiniz?

  Son günlerde orta öğrenim kurumlarındaki öğrencilerimizin değerlendirilmesi gazetelerimizi yeterince işgal etti ve tartışmaları da beraberinde getirdi. PİSA denilen bu değerlendirmeyi bir de üniversite hocalarımıza uygularsak acaba nasıl sonuç alacağız? PİSA uygulaması kopya çekmeye, aşırmaya (intihal) uygunsa başarı oranı yüksek olur, ama kopya çekilemeyecekse durum kötü olacaktır. Pek çok üniversitemizde, benim aşırgan diye Türkçeleştirdiğim intihalciler, ne acıdır ki korunuyor. Koruyucular taa rektörlerinden başlıyor Beni en çok üzen ise kendi öğrencilerimin benden aşırdıklarına hayalî kaynaklar icat ederek kendilerini koruma (!) altına almalarıdır. Bir açıklama… Bu öğrencilerim şu anda Konya’da değiller ve hiçbir zaman da Selçuk Üniversitesi’nde görev yapmadılar. Bu durumdan Selçuk Üniversitesi’nde aşırgan yok anlamı çıkarılmamalıdır. Ancak bazı olaylar kesin kararlara bağlanmıştır. Bir hatıra… Dekan olduğum dönemde katıldığım Üniversite Yönetim Kurulu toplantılarından birinde bir doçente üç üye üç ila on beş satır arasında olumlu rapor yazarak bilimin yüzüne kara çalmışlardı. Oysa öbür iki üye ise neredeyse yirmişer sayfa rapor yazarak adayın yabancı kaynaklardan yaptığı aşırmaları birer birer ortaya koymuştu. İkiye karşı üç olumlu oy kabul görmemiş ve profesör adayı beklemeye alınmıştır. Ancak hakkında herhangi bir işlem yapılmamıştır. Devamını açıklamak istemiyor, takdirlerinize bırakıyorum. Bir süre önce Niğde’de yayımlanan Akpınar dergisinde yer alan  “Üniversitelerimizin Kirli Çamaşırları” (11 (66), Kasım-Aralık 2016, 3-6) başlıklı yazımda da belirttiğim üzere, üniversitelerimizde yapılan yüksek lisans ve doktora tezlerinin devlet üniversitelerinde yüzde 28’i, özel üniversitelerde ise yüzde 33’ü intihal bulaşığı tezlermiş.

Ben bağırmayayım da kimler bağırsın!

Halk edebiyatında geçmişinden günümüze kadar ne gibi değişiklik oldu? Bir uzman olarak bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

 Halk edebiyatımızın dünüyle bugünü arasında bazı değişmeler, gelişmeler ve bozulmalar birlikte yaşanılmıştır. Halk edebiyatının konuları elbette içinde bulunulan zamana göre değişime uğrayacaktır. Ancak bu değişim normal bir değişim olursa ona bir diyeceğimiz olmaz. Ama bu değişim bir yozlaşmaya doğru yönelirse elbette kabul edemeyeceğiz. Artık ne eski masal anaları kalmıştır, ne de onlardan masal bekleyen torunlar. Onlar dönülmez bir yola koyulmuşken yerlerini başkaları kapıvermiştir. Bir karikatürde mümessil bir ara sınıftan ayrılan öğretmene tekmil verirken şöyle diyordu: “Öğretmenim, hiç kimse konuşmadı, herkes bilgisayarıyla oynadı.” Bunu yadırgamamak gerekir. Çocuk oyunlarında, yemeklerimizde, komşuluk faaliyetlerimizde eskinin izlerini bulabiliyor muyuz? Doğup büyüdüğüm  mahallenin neredeyse bütün insanlarını tanırken günümüzde sitelerin değil apartmanların sakinlerini bile doğru dürüst tanıyamıyoruz, Elbette bu yeni yaşama tarzı edebiyata yansıyacaktı, bu bir kaçınılmaz son olacaktı.

Konya’nın bugünkü kültür faaliyetlerini nasıl buluyor ve değerlendiriyorsunuz?

Konya büyüdü, alabildiğine büyüdü. Benim lise son sınıf öğrencisiyken üç arkadaşımla birlikte çıkardığımız Özlem dergisi belki de elli binlik bir şehrin dergisiydi. Günümüzün gocaman Konya’sının kültür etkinliklerini takip etmemiz kolay olmayacak. Bazen bir cumartesi günü öğle sonu, hemen hemen aynı saatlerde birkaç konferansın olması iyi de, ya takip edemezseniz. Şehrimizde boyalı ticari dergilerin dışında acaba kaç sanat, edebiyat, kültür, tarih dergisi yayımlanıyor? Fakülte ve enstitülerin yayımladıkları dergilere ulaşmak bir âlem. Artık son zamanlarda buradaki yazılar da puan aşkına yazılır oldu. Üstelik cahil, art niyetli hakemlerin okumadan rapor verdiği dergiler var, yürekler acısı… Hasılı Konya’nın kültür faaliyetleri biraz da kurumların kafasına göre şekilleniyor. Dergi adı verip de düşman kazanmak istemiyorum

Bugüne kadar pek çok gazete ve dergide yazılarınız yayımlandı. Bu alana girmek isteyen gençlere neler önerirsiniz?

Önermesine öneririm de acaba kaç hevesli gencimiz bu satırları okuyup kendine göre bir pay çıkaracaktır? Biz yine de söyleyelim. Benim ilk yazım bir hikâyedir ve İzmir’deki bir dergide yayımlanmıştı. Yaşım 18 idi. Sonra Konya’daki gazetelerde denemelerim, mensurelerim yayımlandı. Ama ben testiyi su ile doldurmazsanız içecek suyunuz olmaz. Herkesin görüşüne göre gazete yayımlanıyor. Ama bu gazeteler sadece bilgi sahibi olmak için okunmamalı, nasıl yazılmış, nelere dikkat edilmiş, biraz da onlara bakılması gerekir.  Vallahi eski düzenin mürettiplerinin dizgi ortamları bizleri yetiştirmişti. Ama günümüzde bilgisayarın başına oturup kalkmasını bilmeyen kuşaklar nereden ve kimden ilham ve ders alacaklar acaba?

aaaaa-008.jpg

Konya’nın kültürel hayatında önemli yerleri olan kişiler var, onlardan yeterince yararlanılabiliyor mu?

Kısmen… Bazılarından belki yeterince yararlanıyoruz da bazılarını unutmuş gibiyiz. Aklıma gelen bazı adları sayarak birkaç aydınlatma fişeği fırlatmış olabilir miyim acaba? Son 15-20 yıl içinde Konya’da yaşayıp da kendilerinden yeterince yararlanamadığımız adları bir bir saymak istemem. Kitap, makale, bildiri,  konferanslarıyla ilgimizi çekenlerin kimler olduğunu aşağı yukarı bu alanı izleyen herkes bilecektir. Üniversitelerimiz tam kapasite ile çalışmıyor. Öyle öğretim elemanları var ki Konya kültürüne katkı sağlamayı düşünmüyor bile. Özellikle öğretmen kökenli emeklilerin bu alandaki çabaları ise daha etkili oluyor. Kurumların yayımladıkları az sayıda kitapla boyalı dergi sayfaları arasında kaybolup giden kültür yazıları ise derde deva olacak boyutta değildir, biline…

Bugüne kadar kaç eseriniz yayımlandı?

Bugüne kadar 61 eserim yayımlandı. Bunların bazıları öğrencilerimle, bazıları ise arkadaşlarımla ortak imza ile yayımlanmıştı.

Yayımlanmak üzere sırada bekleyen eserleriniz nelerdir? Kısaca tanıtır mısınız?

Yayımlamayı planladığım bazı çalışmalarım var. Bunların başında internete yazılmış hatıralarım ve günlüklerim geliyor. Karşı karşıya kaldığım haksızlıkların suçlularının cezalandırıldığı olaylar var. Seyahat yazılarım var. Kısacası daha epey işimiz var. Bunları zamana yayarak kitaplaştırmayı düşünüyorum. Bu yazlarımı hiçbir kurum, kurul vb. yerler basmak istemez. Ben de kendi imkânlarımla ve ömrüm yettiğince yayımlamayı düşünüyorum. O güzel sözde de denildiği gibi, ya kısmet. İşte ilki matbaada olan birkaç kitabım:

                   1. Ansiklopedi Maddelerim: II /İstanbul Üzerine Maddeler,

                   2. Erzurum Üzerine Yazılar

                   3. Konya Yazıları

                   4. Masal Araştırmaları II

( Melek Sarıtaş)

Yorumlar (0)

Gazeteler