Mehmet GÜNDOĞDU Yazıları

Mehmet GÜNDOĞDU

KONYA’NIN FÎ TARİHİ- 51
6 Ekim 2017

Mehmet GÜNDOĞDU

PAYLAŞ
Yorum yaz
A

SİLLE’DEN MUSALLA MEZARLIĞI’NA UÇUŞ

 

 

 

1980 sonrasında oy malzemesi yapılıp “yerli uçak yapacağız, yaptık, yapıyoruz” denilerek yeni bir gündem yaratılırken; Konya’da iki usta 1965 yılında yerli uçağı çoktan yapıp denemişlerdi. Bu Konyalı iki ustanın yaptığı pervaneli uçak Sille’den Alâeddin Tepesine uçtu ve Musalla Mezarlığı içine düştü. Uçağın yapımcıları olan pilot ile yolcusunun oraları buraları kırıldı ama ölümden döndüler ama ne gam?

Hazerfen Çelebi 17.yüzyılda kanatlanıp Galata Kulesi’nden Üsküdar’a kadar uçar da, Konyalı geri kalır mı? Konyalıda “camız bo.. gibi kat- kat akıl var” derler ya! Kimden geri kalırız? Bizim neyimiz eksik? Artık pilav zerdesi miyiz?

At arabası yapan Şükrü usta komşularıyla “ben uçağı bile yaparım” diye iddiaya girer. “Yaparsın, yapamazsın” diye inatlaşırlarken dükkân ortağıyla birlikte bir uçak yapmaya karar verirler. Kavak ağaçlarından ince tahtalar kesilip iyice kurutulur, boydan boya çadır bezi çekilerek açık yerler kapatılır, motosikletin motoru sökülüp uçağa takılır. Bir de pervane… İşlem tamam! Sıra gelir deneme uçuşuna. Uçak bir arabaya yüklenip Sille’ye götürülür. Şükrü usta motosiklet kullandığı için deneyimli, az çok motordan da anladığından pilot olur, ortağı da yolcu. Uçağa binerler, Sille’nin yamaçlarından salınan uçak uçmaya başlar, motor çalıştırılınca uçak daha da yükselerek gökyüzünde süzülmeye başlar. Uçak bir iki saat Konya semalarında dolaşır. Motorun benzini bitmek üzereyken iki kafadar Alâeddin Tepesi üzerine inmeye karar verip, böylece Konyalıların ilgisini çekerek ünlü olmayı düşünürler. Pilot Şükrü usta motoru durdurur, uçak yere doğru süzülürken kontrolden çıkıp kendi halinde dolaşmaya başlar. Uçağın pilotu Şükrü usta ne kadar uğraşırsa uğraşsın motoru çalıştıramaz ve uçak Musalla Mezarlığı içine düşer. Pilot Şükrü ve ortağı yere savrulurlarsa da bu çılgın maceradan sağ olarak kurtulurlar.

Bu olay baştan sona doğrudur. İşte 1965’de yaşanan bu olay hem ilk oldu hem de son oldu. Bunca teknolojiye karşın bir babayiğit çıkıp uçak yaparak uçmayı denemeyi akıl edemedi.

Yaşı uygun olan yerli Konyalılar bu olayı bilirler. Ben de Sayın Kamil Uğurlu’nun yazıp yayımlanması için bana verdiği bir yazıdan öğrendim. Önce inanamadım, yerli Konyalılara sorup olay doğrulanınca; 27 Mart 1997 tarihli Yeni Meram gazetesinin Kırkambar sayfasında yayımladım.

 

AYDIN ÇAVUŞ (AYDIN AYDINÖZ)

Konyalı olmadığı halde Konya’ya 44 yıl hizmet ederek, Meram tepelerindeki koruluğa ismi verilen, aydın ve öncü bir ziraatçı olan Aydın Çavuş; 1896 yılında Kosova’nın Taşlıca şehrinde doğmuştur. Annesi Hanife, babası Hacı Bey’dir.

Ailesi toprak sahibi olup, aile üyeleri tarımla uğraşırlardı. Aydın Çavuş ilköğretimini tamamladıktan sonra Avusturya’da ziraat okulunda öğrenim gördü.

Öğrenimini tamamladığı yıllarda Taşlıca; önce Avusturya Macaristan İmparatorluğu’na, sonra Karadağ krallığı’na, daha sonra Sırbistan Krallığı’na geçer. Bu topraklarda yaşayanlar karışıklık içindedirler. Müslümanlar üzerinde büyük baskı ve şiddet uygulanmaktadır. 1921 yılında Karadağlılar korkunç bir Müslüman katliamı yaparlar. Müslümanların büyük bölümü öldürülür. Aydın Çavuş’un kardeşi Abdullah da öldürülmüştür. Kaçıp sağ kalmayı başarabilenler, toplanıp silah zoruyla Hıristiyan yapılmak için kiliselere gönderilirler. Canlarını tesadüfen kurtarabilenler ise; İslam Direniş Komitesi adı altında bir örgüt kurarak mücadele başlatırlar. Bu örgütün içinde Aydın Çavuş da vardır. Örgüt bir suikast düzenleyerek Sırbistan Genel Valisi’ni öldürür. Örgüt üyeleri hakkında idam kararı verilir. Örgüt üyelerinden yakalayabildiklerini birer ikişer öldürürler. Aydın Çavuş kaçarak Yunan Krallığı’na sığınır ve koşulların değişmesiyle bir süre sonra serbest bırakılır.

Aydın Çavuş 1925 yılında İstanbul’a gelir. Serbest göçmen olarak İstanbul’da kalan ailesiyle buluşur. Yeniden bir düzen kurmak için tarımla uğraşmaya karar verir. Arazi satın almak için, arkadaşlarıyla birlikte Adana çevrelerinde incelemeler yapar. Buraları güvenli bulmayarak İstanbul’a geri dönmek için, arkadaşlarıyla trene binerler. Tren Konya’ya yaklaştığında tanışları olan bir paşayı ziyaret etmeye karar verirler. Konya’da paşayı makamında ziyaretleri sırasında Konya Belediye Başkanı Kazım Gürel ile karşılaşırlar. Sohbet sırasında Aydın Çavuş ve arkadaşlarına belediye bahçıvanlığı teklif edilir. Aydın Çavuş teklifi kabul etmez. Uzun süren zorlamalarla bahçıvan yetiştirmesi için bir süre Konya’da kalmaya razı edilir. Belediye Başkanı, Aydın Çavuş’un arkadaşlarına da iş verir. Altı ay sonra Aydın Çavuş gitmeye kalkışırsa da Vali izin vermez. Böylece tam 44 yıl Konya’nın ağaçlandırılması ve yeşillendirilmesi için çalışır çabalar. Meram’ın çıplak tepelerini yeşillendirmeyi ideal edinir ve bu idealini gerçekleştirir. Tavus Baba Türbesi’nin, ağaçlandırılan üst yanlarına belediye tarafından Aydın çavuş’un adı verilir.

Neden Konya için bu kadar çalışıp çabaladığını soranlara hep şöyle demiştir: “ Ben güzel Konya’mıza hizmet etmek için yaşıyorum. Selçuklu payitahtına çok fazla, çok güzel eserleri kısa ömrüme sığdırmak lazım. Benim beş evladım var. Ama benim için her ağaç, her çiçek bir evlattır… Acaba bu kadar çalışmak ile aldığım maaşı helal ettirebiliyor muyum?”

Soyadı kanunu çıkınca Aydınöz soyadını alan Aydın Çavuş; Latin ve Kiril alfabesi ile okuma yazmayı bilirdi. Almanca, Boşnakça, Arnavutça konuşurdu. Ölümünden on yıl öncesine kadar Türkçe dışında hiçbir dil ile konuşmamıştır.  Avrupa kültürüne çok önem verdiğinden; Avrupa’dan meslek kitapları, dergiler broşürler getirtir; bunları okuyarak incelerdi.

13 Aralık 1969 günü 73 yaşında, Konya’da hayata gözlerini kapamış ve aynı gün Musalla Mezarlığı’na defnedilmiştir. Mezar taşında “Aydın Çavuş Belediye Baş Bahçıvanı Ruhuna Fatiha. 1312 – 1969” yazılıdır.

 

++

Yorumlar (0)

ankara escort eryaman escort sincan escort etlik escort
Gazeteler