Konya
Açık
31°
Aksaray
Açık
32°
Karaman
Açık
31°
Anadolu'da Bugün Konya Haberleri 17 Ağustos’un görünmeyen yarası yıllar geçse de silinmiyor!

17 Ağustos’un görünmeyen yarası yıllar geçse de silinmiyor!

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen, milyonlarca insanın hafızasında bıraktığı izler silinmedi. Klinik Psikolog Büşra Baykuş, büyük afetlerin yalnızca binaları değil, insanların güven duygusunu ve psikolojik dünyasını da derinden etkilediğini belirterek, “Afet sonrası iyileşmek yalnızca yeniden bir yaşam alanı kurmak değil; yeniden güvenebilmek ve geleceğe dair umut duygusunu yeniden inşa edebilmektir” dedi.

17 Ağustos’un görünmeyen yarası yıllar geçse de silinmiyor!
MUHABİR: Evren Atcı
Okunma Süresi: 3 dk

17 Ağustos 1999’da meydana gelen Marmara Depremi, Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük felaketlerden biri olarak hafızalardaki yerini koruyor. Binlerce insanın hayatını kaybettiği, milyonlarca insanın doğrudan veya dolaylı olarak etkilendiği deprem, aradan geçen yıllara rağmen toplumun hafızasında derin izler bırakmaya devam ediyor.

Depremin yalnızca fiziksel yıkımlara yol açmadığını belirten Klinik Psikolog Büşra Baykuş, afetlerin bireylerin psikolojik dünyasında da uzun süre devam edebilen etkiler oluşturabileceğini söyledi.

“GÜVEN DUYGUSU BİR ANDA SARSILABİLİR”

Anadolu’da Bugün’e konuşan Baykuş, deprem, sel ve yangın gibi doğal afetlerin insanın en temel ihtiyaçlarından biri olan güven duygusunu ciddi şekilde sarstığını ifade etti.

Baykuş, “Afetler, kişinin en temel ihtiyaçlarından biri olan güven duygusunu bir anda sarsar. Dünyayı güvenli, öngörülebilir ve kontrol edilebilir bir yer olarak algılama biçimimiz değişebilir” dedi.

KORKU VE KAYGI UZUN SÜRE DEVAM EDEBİLİR

Afet sonrasında korku, kaygı, çaresizlik, öfke, üzüntü, uyku problemleri ve dikkat dağınıklığı gibi birçok psikolojik tepkinin görülebileceğini belirten Baykuş, bazı kişilerin uzun süre kendisini güvende hissedemeyebileceğini dile getirdi.

Baykuş, “En küçük bir seste irkilmek, yeniden afet yaşanacağı düşüncesiyle kaygılanmak ya da kendisini uzun süre güvende hissedememek, bedenin ve zihnin yaşanan tehdide verdiği doğal tepkiler arasında yer alabilir” ifadelerini kullandı.

Her travmatik tepkinin psikolojik bir bozukluk anlamına gelmediğini vurgulayan Baykuş, kişilerin afetlere verdikleri tepkilerin yaş, geçmiş deneyimler, yaşanan kayıplar ve sosyal destek gibi birçok faktöre bağlı olarak değişebildiğini söyledi.

Belirtilerin uzun süre devam etmesi, yoğunlaşması ve kişinin günlük yaşamını belirgin biçimde etkilemesi durumunda ise profesyonel destek alınmasının önemli olduğunu ifade etti.

ÇOCUKLAR DA DEPREMDEN FARKLI ETKİLENİYOR

Afetlerin çocuklar üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Baykuş, çocuklarda korkuların artması, ebeveynden ayrılmak istememe, uyku problemleri, içe kapanma ve öfke gibi davranış değişikliklerinin görülebileceğini söyledi.

Çocukların korkularının küçümsenmemesi gerektiğini belirten Baykuş, “Çocuğu dinlemek, yaşına uygun ve gerçekçi bilgiler vermek, rutinlerini mümkün olduğunca korumak ve güven duygusunu desteklemek iyileşme sürecinin önemli parçalarındandır” dedi.

TRAVMATİK GÖRÜNTÜLER DE PSİKOLOJİYİ ETKİLİYOR

Günümüzde afetlerin psikolojik etkilerini artırabilecek unsurlardan birinin de sürekli haber ve görüntü maruziyeti olduğunu dile getiren Baykuş, afeti doğrudan yaşamayan kişilerin dahi yoğun ve tekrarlayan travmatik içerikler nedeniyle kaygı ve çaresizlik yaşayabileceğini belirtti.

Bu nedenle güvenilir kaynaklardan bilgi edinilmesi gerektiğini söyleyen Baykuş, özellikle çocukların travmatik görüntülere maruz kalmasının sınırlandırılmasının önem taşıdığını ifade etti.

“PSİKOLOJİK DAYANIKLILIK DA HAZIRLIĞIN BİR PARÇASI”

Afetlere hazırlığın yalnızca binaların güçlendirilmesi ve fiziksel önlemlerden ibaret olmadığını vurgulayan Baykuş, psikolojik dayanıklılığın güçlendirilmesi, sosyal destek kaynaklarının bilinmesi ve gerektiğinde profesyonel yardım alınmasının da afet hazırlığının önemli bir parçası olduğunu söyledi.

Baykuş, “Çünkü afet sonrası iyileşmek yalnızca yeniden bir yaşam alanı kurmak değil; yeniden güvenebilmek, gündelik yaşama dönebilmek ve geleceğe dair umut duygusunu yeniden inşa edebilmektir” ifadelerini kullandı.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız