Konya
Açık
21°
Aksaray
Açık
20°
Karaman
Açık
18°
Anadolu'da Bugün Konya Haberleri Saadet Partisi'nden Konya'da tarım ve ekonomi eleştirisi: "Hükümet sorunları çözmüyor"

Saadet Partisi'nden Konya'da tarım ve ekonomi eleştirisi: "Hükümet sorunları çözmüyor"

Saadet Partisi Konya İl Başkanlığı, Ağustos ayı toplantısında ekonomik sorunlara ve hükümetin çözüm üretememesine dikkat çekti. Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Akın, tarım ve hayvancılığın çökme noktasında olduğunu vurguladı ve milletin huzur arayışını dile getirdi.

Haberleri
Saadet Partisi'nden Konya'da tarım ve ekonomi eleştirisi: "Hükümet sorunları çözmüyor"
KAYNAK: Saadet Partisi Konya İl Başkanlığı
Okunma Süresi: 6 dk

Saadet Partisi Konya İl Başkanlığı Ağustos Ayı il divan toplantısını partisinin il başkanlığında gerçekleştirdi. Divan Toplantısına Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Akın, AGD Konya Şube Başkan vekili Sami Başgil, Esder Konya Şube Başkanı Latif Işık ve çok sayıda partili katıldı.

Divan toplantısının basına açık kısmında konuşan Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Akın şu ifadelere yer verdi:

“Konyamızın ve milletimizin kendi problemleri ile baş başa bırakıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bakınız Konyamızda yeni büyükbaş çiftliklerine getirilen yasaklardan, su krizine, meraların tahrip edilmesinden, tarım arazilerinin imara açılmasına, merkez ilçelerdeki trafik sorununa, mahsulünü döken çiftçimizden birçok problemi var. Ancak bu problemleri çözemeyen bir hükümet ile maalesef karşı karşıyayız. Bakınız yapılan bağımsız araştırmalar gösteriyor ki milletimizin birinci gündemi ekonomidir. İkinci gündemi adalettir. Ki, toplumun her kesiminden yükselen feryatlar da bu araştırmaları doğruluyor. Hal böyleyken hükümet, toplumun derdine çare olmak yerine, toplumun yüzde 2’sinin dahi gündeminde olmayan konuları ısrarla tartışmaya açıyor. 

Bakınız Türkiye’miz yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle, insan kaynağıyla dünyanın sayılı ülkeleri arasındayken, milletimiz varlık içinde yokluk çekiyor, gözyaşı döküyor. İşte Türkiye’mizdeki genel tabloya baktığınız zaman; başta Konyamız olmak üzere Türkiye’de tarım ve hayvancılık çökme noktasına gelmiştir. 23 yılda 8 tarım bakanı değişmesine rağmen hâlâ çiftçilerimiz masraflarını karşılayamadığı için mahsulünü döküyor, sektörden çıkıyor. İşte 2002 ile 2012 arasında Konya’mızdaki kırsal nüfus dramatik bir şekilde yüzde 60 oranında düşmüştür. 980 bin olan kırsal nüfus 400 binin altındadır. Çünkü Konyalı hemşehrilerimiz kazanamıyor. 

2000 yılına kadar kırsal nüfus artarken maalesef son 23 yılda nüfus düşmüştür. İşte geçtiğimiz günlerde bir patates üreticimiz feryat içinde mahsulünü döktü. Biber, karpuz, domates üreticimiz aynı şekilde gözyaşı döküyor. Diğer taraftan yine çiftçimizin alım gücünün ne kadar düştüğünü göstermek için çarpıcı rakamlar paylaşmak istiyorum. 1997 yılında çiftçimiz, 1 kg buğday satarak 2750 gr gübre alabilirken 2025 yılındayız, 1 kg buğday ile ancak 310 gr gübre alabiliyor. O yıllarda çiftçimiz 1 lt mazot almak için 2 kg buğday satıyordu. 2025 yılındayız 1 lt mazot alabilmek için 4 kg buğday satması gerekiyor. İşte çiftçinin hali budur! İşte bu yüzden; Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) verilerine göre 2008-2020 yılları arasında çiftçilerin sayısı yüzde 48 oranında azalmıştır. 2008’de 1 milyon 127 bin olan çiftçi sayısı 2019’da 600 bine kadar düştüğünü üzülerek görüyoruz. Besicimizin durumu ise çok farklı değil. 

Bakınız 1971’deki gazete kupürünü sizlere arz etmek istiyorum. Türkiye’miz Rusya’ya 1 Eylül 1971 yılında 40 bin büyükbaş hayvanı ihraç ediyor. Bugün ise kimsenin aklına gelmez ülkelerden, Sırbistan’dan et ithal ediyoruz. Diğer taraftan süt üreticimiz kahveye gidip oturup, 1 bardak çay içebilmek için 1 lt süt satıyor. Bu yüzden besicimiz masrafları karşılayamadığı için süt ineklerini kesiyor, buna bağlı olarak ülkemizdeki hayvan sayısı yeterli gelmiyor. İthalata neden oluyor. Ve tüm bu sebeplerden dolayıdır ki köyler, ilçeler boşalmış. Çiftçimiz en iyi bildiği işi bırakıp, büyükşehirlere göçüyor. Montajcı sanayii de asgari ücrete mahkûm bir şekilde çalışmak zorunda bırakılıyor. Diğer taraftan ekonomik hayatta korkunç bir pahalılık, enflasyon almış başını gidiyor, vatandaşımız hangi marketten neyi ucuz alırım diye indirim günlerini kovalıyor, ucuza ekmek alabilmek için halk ekmek kuyruğunda bekliyor. Sanayici, esnaf kan ağlıyor, borç içinde, gün geçmiyor ki bir sanayicimizin daha iflas ettiğini duymayalım. Emekli, memur, işçi geçinemiyor, her gün bir yerde kitlesel iş bırakma eylemleri görüyoruz. Bu kitlesel eylemler bugün bitse bile, seneye yine aynı tabloyu göreceğimizi belirtmek istiyorum. Çünkü ekonomi hükümet eliyle çökertilmiştir. İşte geçtiğimiz gün memurlarımız iş bıraktılar, maaşları yeterli gelmiyor, artık aldıkları maaş bırakın çocuk okutmayı, birikim yapmayı, yaşamalarına dahi yetmiyor. Büyükşehirlerde artık ikinci iş yapmayan memurumuz neredeyse kalmadı. Memurumuz cuma mesaiden çıkıp pazar günü de dâhil olmak üzere tabiri caizse köle gibi çalışıyor. İşsizlik had safhada, kayıtlı işsiz sayısı 3 milyondur, kayıt dışılarla, atanamayan gençlerimizle, öğretmen, sağlık görevlisi vs. birlikte 15 milyon işsiz olduğu tahmin ediliyor. Ve en önemlisi milletimizin milyarlarca dolarlık maden sahaları, devlet fabrikaları özelleştirme adı altında yok pahasına holdinglerin cebine konulurken, madenlerin çıkarıldığı ilçede yaşayan vatandaşlarımız yoksulluk ve işsizlikle boğuşuyor, yarı taş yarı tuğla evde yaşıyor. 

Diğer taraftan ihaleler yoluyla 1 liralık iş 3 liraya, bazen 5 liraya yapılırken, israf, istismar, ihmal, lüks ve şatafat ile milletimizin hazinesi boşaltılıyor, tüm bunlardan dolayıdır ki dış borç anormal bir seviyeye ulaşmış. Büyük miktarlarda dış borç faizi ödeniyor. Ve bunların sorumlusu sanki milletimizmiş gibi boşalan hazineyi doldurmak için halkımız haksız ve yüksek vergilerle eziliyor, tüm bunlara bağlı olarak hepinizin şahit olduğu üzere milletimizde müthiş bir stres yükü artmış, asayiş olayları patlak vermiştir. 

Türkiye’de 23 yıldır kabineler, bakanlar hatta sistemler değişmesine rağmen, milletimiz yoksullaşıyorsa, sadece belli çıkar grupları, holdingler, güç odakları zenginleşiyorsa, ve belli mihrakların hedefleri gerçekleşiyorsa kimse bu olanların tesadüf olduğunu iddia edemez. Yusuf Has Hacip’in çok güzel bir sözü var: Devlet kılıçla alınır, kalemle yönetilir. Devlet bir takım kavramları istismar ederek, popülizm ile, polemiklerle, rakamlarla oynayarak yönetilmez. Devlet, ilimle, bilgiyle, planla, projeyle ve adaletle yönetilir. Ellerinde bu milletin sorunlarını çözecek, bu ülkeye sınıf atlatacak, sıçrama yaptıracak "kadroları ve projeleri” olmayanlar bu sorunları asla çözemez. Milletine değil çıkar gruplarına kendisini borçlu hissedenler bu sorunları çözemezler. 

İşte Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının açıkladığı 12. Kalkınma Planı’nı incelediğinizde, bir türlü gerçekleşmeyen bir önceki 11. Kalkınma Planlarının tekrarı olduğunu görüyoruz. Çoğu temenni düzeyinde ve çözüm diye söyledikleri şeyler hep pansuman tedbirlerden ibarettir. Hükümet artık bu ülkenin meselelerini nasıl çözecekleri hakkında çözüm ortaya koyamıyor, 23 yılda artık öne sürecekleri bir mazeretleri de kalmamıştır. Efendim yetkimiz yok, var işte yetkiniz, niçin çözemiyorsunuz? Bu millet size ne istediniz de vermedi? Artık oyalanacak, kaybedecek tek bir dakikamız bile yoktur. Milletimiz bu yükü daha fazla kaldıramıyor. Bu yüzden AK Parti hiç olmazsa bir erdem gösterip sandığını getirmeli ve sonucuna razı olmalıdır. Transfer yaparak, milletin kendisine vermediğini ben başka yollarla alırım demekle minderden kaçmayın! Milletimiz artık huzur ve saadete erişmeyi şiddetle istiyor, arzu ediyor. Biz inşallah Türkiye’nin en köklü partisi olan Saadet Partisi olarak, geçmişte yaptığımız gibi, ilk seçimde milletimizin bu arzusunu yerine getireceğiz.”

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız