Dünya genelinde yaygın olan ve Kasım ayında markaların büyük indirime gittiği 'Efsane cuma' ülkemizde de oldukça yaygın. Bu indirimlerin yapıldığı süre içinde özellikle internet üzerinden sık sık alışveriş yapılıyor. Bu tür durumlarda ise bazen tüketicinin dikkatinden kaçan noktalar oluyor ve bu nedenle mağduriyet yaşanabiliyor.
Tüketiciler Birliği Konya Şube Başkanı Mustafa Dinç bu dönemlerde indirimlerin yoğun olarak gündeme getirildiğini söyledi. Bu indirimlerin gerçek olup olmama noktasında çeşitli tereddütlerin yaşandığını belirten Başkan Dinç, "Genellikle 10-15 gün öncesinden zamlar yapılıp fiyatlar şişirilip daha sonra bugüne özel indirim yapıldı şeklinde lanse ediliyor. '3 al 2 öde', '1 alana 1 bedava' veya '2. ürüne yüzde 20 indirim' gibi koşullu satışlarla ihtiyacınız olmadığı halde aldığınız ürünlerin size hiçbir faydası yok" diye konuştu.
"ALIŞVERİŞİ CANLI TUTMA İHTİYACINDAN KAYNAKLANIYOR"
Başkan Dinç, Efsane Cuma indirimlerinin kapitalizmin bir oyunu olduğunu ifade etti. Çeşitli günlerle alışverişi canlandırmayı hedeflediklerini söyleyen Başkan Dinç, "Yılbaşı, Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü gibi günler vasıtasıyla tüketimi canlandırmaya çalışıyorlar. Özellikle Türkiye'de AVM'lerin yaygınlaşmasıyla müşteri çekebilmek için AVM yönetimleri de bunun üzerine çok yoğun bir şekilde gidiyor" dedi.
"3 al 2 öde", "1 alana 1 bedava" veya "2. ürüne yüzde 20 indirim" gibi koşullu satışların yasak olduğunun bilgisini veren Dinç, bir ürünün satışının başka bir ürüne bağlanamayacağının bilgisini verdi. İhtiyacın olmaması halinde alınan ürünlerin boşa gideceğinin bilgisini veren Dinç, şu ifadelere yer verdi: "10 TL'lik bir ürünü 5 TL'ye almanızın size hiçbir faydası yok. Ürün 1 TL bile olsa 1 TL'niz boşa gider. Çünkü kullanmayacağınız bir ürüne vereceğiniz para boşa gitmiş bir para demektir. Dolayısıyla vatandaşlar ihtiyacı olmayan bir ürünü sadece indirim var ya da yarı fiyatına düştü diyerek satın almamalı."
HTTP KISMINDA 'S' HARFİNİ GÖRMEK GEREKİYOR
Pandemiden sonra alışverişin büyük bir kısmının internet ortamına kaymaya başladığını aktaran Dinç, internet ortamında vatandaşların alışveriş yaparken dikkat etmesi gereken hususların altını çizerek, şunları söyledi:
"Sosyal medya mecralarında direkt tıklayarak alışveriş yapma işlemlerinden vatandaş vazgeçmeli. Buralarda vatandaşları yanıltıcı linklerle kendi sitelerine yönlendirip vatandaşın kredi kartından paralarını çekiyorlar. Google reklam ücretini vereni internet aramalarında üst sıralara çıkarıyor. Bu yüzden arama motoruna değil adres çubuğuna firmanın ismini yazarak alışveriş yapmanızı öneriyoruz. Eğer sitelerden kredi kartıyla alışveriş yapılacaksa mutlaka sitenin adres çubuğundaki http kısmında 's' harfini görmek gerekiyor. Bu security (güvenlik) anlamına geliyor. Eğer bu harf yoksa kredi kartı bilgilerini bu sitelere girmemeleri lazım" tavsiyesine yer verdi.
“KİM NEYİ NE FİYATA SATARSA ONU KÂR SAYIYOR"
Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bünyamin Ayhan ise kasım ayında yapılan indirimlerin sadece Türkiye'de yaşanmadığını; Amerika başta olmak üzere diğer ülkelerde de bulunduğunu söyledi.
Efsane Cuma indirimlerinin direkt stokları eritmeyle ilgili bir kampanya olduğunu aktaran Prof. Dr. Bünyamin Ayhan, "Amerika başta olmak üzere kapitalist sistemlerin taşıyıcıları yılsonuna doğru ellerindeki var olan mevcut malların hızlı bir şekilde tüketilip yeniden sisteme yeni bir malzeme listesiyle girmek istiyorlar. Biz ise daha çok oradaki indirimleri, kampanyaları onlardan alarak uygulamaya çalışıyoruz. Fakat bizde böyle 'Kasım indirimleri, Efsane Cuma günü indirimleri' gibi kavramlar yok, bunları pazarlama taktiği olarak kullanıyoruz. Bunların kaynağı esasen Avrupa’dan bize geliyor. Kapitalizmin sürekli genişlemesi, kendini yenilemesi, sürekli üretilip, sürekli tüketilmesi gerekiyor. Cuma indirimleri batıdaki markalarda o dönemlerde gerçekten oluyor ama Türkiye’de enflasyonla ilgili ve köpük enflasyonla ilgili sorunları çözemiyoruz. Mesela X markasından bir ayakkabı almak isteseniz dolara bağlasanız olmuyor, enflasyona bağlasanız olmuyor, dünyaya göre kıyaslasanız olmuyor. 100 TL'lik bir ayakkabı bir bakıyorsunuz 500 TL oluyor. Bunun ekonomik olarak çok karşılığını göremiyoruz. O an kim neyi ne fiyata satarsa onu kâr sayıyor. Oysaki kapitalist sistemin de kendine has sosyal sorumlulukları vardır. Geri dönüşüm de önemlidir" diye konuştu.
"KATI BİR SİSTEM UYGULANMALI"
Türkiye’de üretim ve tüketim kalıplarının çok oturmadığını bildiren Ayhan, ülkede siteleri kontrol eden mekanizmaların olmadığını söyledi.
Ticaret Bakanlığı'nın denetleme konusunda çalışmalar yapabileceğini söyleyen Ayhan, "Bilinçli tüketiciler olabilmek için; altı aylık fiyat grafiklerinin takip edilmesi gerekiyor fakat maalesef ülkemizde bunu sağlayacak mekanizmalar çok yok. Bazı siteler olsa da bu sitelerin güvenilirliğini test etmek de kolay olmuyor. Bunları kontrol eden bir mekanizma yok. Ne sivil toplum örgütleri, ne kamu mekanizması, ne tüketiciler bireysel olarak kontrol edemiyor. Ticaret Bakanlığı bu tür çalışmalar yapabilir fakat Bakanlıklar hukuksal süreçlere uygun davranmak durumunda oldukları için çok hızlı karar alabilmeleri güç olabiliyor. Sivil toplum örgütleri ve toplum yararına faydalı olan kurumların bu tür denetlemeleri yapması gerekiyor fakat ne yazık ki bu kanalları da çok etkin ve verimli kullanamıyoruz. Bu hususlarda katı bir sistem uygulanması gerekiyor. Almak ve satmak arasındaki haz çatıştığı zaman tüketici kaybeder ve genelde biz kaybediyoruz. Bizim reklamlar, sosyal medya gibi çok etkilendiğimiz alanlar var ve genelde kazananlar belli. Günümüzde ihtiyacı olmasa da ayakkabılar, montlar, tişörtler vs. her şeyi alıyoruz ve çoğunu kullanmıyoruz" diyerek sözlerini tamamladı.