Konya
Açık
28°
Aksaray
Açık
23°
Karaman
Açık
28°

Kurbanın Değişen Yüzü

YAYINLAMA:

Bir süre önce başlayan ve giderek yaygınlaşan vekâlet yoluyla kurban kesimi artık sıradan bir uygulama hâline geldi. Eskiden Kurban Bayramı'nın gelişi mahallelerdeki telaştan anlaşılırdı. Bayram günü evlerden et kokuları yükselir, bayram ziyaretine gidilen bir evden gelen koku o evde kurban kesildiğinin işareti olurdu. Hatta herkes kurban telaşıyla meşgul olacağından, bayramlaşmalar genellikle ikinci gün başlardı. O yıllarda evler bugünkü gibi yüksek katlı apartmanlardan değil, bahçeli müstakil yapılardan veya birkaç ailenin yaşadığı küçük apartmanlardan oluşuyordu. Kurban kesimi, işin ehli bir kişinin öncülüğünde aile bireyleri ve komşuların katılımıyla gerçekleştirilirdi. Kesilen kurbanın eti ihtiyaç sahiplerine dağıtılır, komşular arasında paylaşılırdı. Böylece kurban yalnızca bir ibadet değil aile içi dayanışmayı, mahalle kültürünü ve kardeşliği güçlendiren önemli bir sosyal etkinlik işlevi görürdü. Zamanla vekâlet yoluyla kurban kesimi yaygınlaştı. İnsanlar parasını verip kurbanını uzak bölgelerde kestirmeye başladı. Bu uygulamanın önemli faydaları da oldu. Özellikle şehirleşmenin arttığı, apartman ve site hayatının yaygınlaştığı günümüzde hijyen ve organizasyon açısından önemli kolaylıklar sağladı. Ancak kurbanın toplumsal boyutunda bir eksilme yaşandı. Mahalle dayanışması, ortak hazırlıklar ve birlikte yaşanan bayram heyecanı büyük ölçüde ortadan kalktı. 

Çocukluğumdan hatırlıyorum, mahallemizin bakkalı, Ahmet Ağa bir yıl deve kurban etmişti. Kaç kişi ortak olmuştu, deveyi nereden bulmuşlardı bilmiyorum. Ancak devenin kurban edilişini bütün mahalle birlikte izlemiş, hep birlikte tekbir getirmiştik. O günün heyecanı hâlâ hafızamdadır. Bugün deve kurban ediliyor mu bilmiyorum ama küçükbaş kurbanların da geçmişe göre daha az kurban edilir hâle geldiğini düşünüyorum. Aslında kurban ibadetinin özünü yeterince bilmediğimiz için onu çoğu zaman geleneksel bir alışkanlık gibi algılıyoruz. Kurbanda bir an önce keselim, iş bitsin anlayışı öne çıkıyor. Ortak kurban edilen büyükbaş hayvanlarda kaç kişinin ortak olduğu, kaç kilogram et çıktığı ve etin piyasa fiyatıyla kurban maliyetinin karşılaştırılması konuşuluyor. Ardından da akla şu soru geliyor: “Bağışlasaydık daha mı ucuza gelirdi?” Cep telefonları sayesinde bayramın ilk günü başlayan bir başka sohbet de şu oluyor: “Sizin kurban kaç kilo geldi, kaça aldınız?” Bu sorular köyden kente, en mütevazı evlerden en lüks sitelere kadar hemen her yerde dolaşıyor. Oysa kurbanın bir ibadet olduğunu çoğu zaman unutuyoruz. Kur'an-ı Kerim'de Hac Suresi'nin 37. ayetinde, Allah'a ulaşanın kurbanların etleri veya kanları değil, kulların takvası olduğu açıkça ifade edilmektedir. Eğer kurbanı bir ibadet olarak yerine getiriyorsak, öncelikle onun anlamını ve önemini öğrenmeliyiz. Eğer geleneksel bir uygulama olarak görüyorsak, o zaman da paylaşma, dayanışma ve kardeşlik gibi geleneksel değerleri yaşatmamız gerekir. Aksi takdirde kurban, yalnızca dijital ortamda ödemesi yapılan ve ardından unutulan bir işlem hâline dönüşmektedir. 

Kurbanın üzerinde yeterince durulmayan bir başka yönü de kesimi kimin yapacağı meselesidir. Profesyonel kasapların yanında, benim gibi eline bıçak alan herkesin kendisini kasap sanması da ayrı bir sorundur. Her yıl binlerce kişi kurban kesimi sırasında yaralanmakta ve hastanelere başvurmaktadır. Ben de gençlik yıllarımda bir erkek toklu kesmeye kalkışmıştım. “Ben yaparım” demiştim, gerçekten de kestim. Ancak iş sadece hayvanı kesmekle bitmiyordu. Sonrasında yüzme, parçalama, ayırma ve dağıtım aşamaları vardı. O gün ailece büyük bir uğraş verdik ve ben bir daha kasaplığa özenmemeye karar verdim. 

Diğer taraftan kurban ibadetinin mali yönü de sıkça tartışılmaktadır. Kurbanın mali gücü yerinde olanlara vacip olduğu ifade edilmektedir. Peki kredi kartı borçlarını güçlükle ödeyen, bir kartın borcunu diğer kartla kapatmaya çalışan bir kişinin kurban kesmesi gerçekten bir zenginlik göstergesi midir? Dini açıdan farklı değerlendirmeler yapılabilir, ancak ekonomik açıdan bakıldığında bu durumun yeniden düşünülmesi gerektiği açıktır. Zira borcunu borçla kapatmanın ya da borçlu olmanın zenginlik göstergesi gibi algılanması zihinde soru işaretleri oluşturmaktadır. 

Ayrıca hemen her konuda yeni düzenlemeler yapılırken, kurban kesiminin hâlâ büyük ölçüde amatörce uygulamalara bırakılması dikkat çekicidir. Amerika'da yaşayan bir arkadaşım, kurbanını kestirdikten yaklaşık bir hafta sonra etlerinin paketlenmiş şekilde evine teslim edildiğini anlatmıştı. Hayvan satın alınıyor, ancak kesim ve parçalama işlemlerinin tamamı profesyonel tesislerde gerçekleştiriliyordu. Türkiye'de de buna benzer uygulamalar bulunmakla birlikte henüz yaygınlaşmış değildir. Oysa nasıl vekâlet yoluyla yurt içinde ve yurt dışında kurban kestirilebiliyorsa, kesim işleminin de tamamen profesyonel kişiler tarafından yapılması teşvik edilebilir. Böylece hem hayvan refahı, hem insan sağlığı hem de hijyen açısından daha güvenli bir sistem kurulabilir. Dijitalleşme hayatın her alanına girdi. Kurban ibadeti de bundan payını aldı. Ancak teknolojinin sağladığı kolaylıkların, kurbanın özündeki paylaşma, dayanışma ve kardeşlik duygularını zayıflatmasına izin verilmemelidir. Asıl mesele kurbanı nerede ve nasıl kestiğimizden çok, onun bize ne anlattığını bilmektir. Allah kurbanınızı kabul etsin...

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız