Hiçlik ve Kendinden Kurtulmak
Bazı zamanlar fiziksel olarak yorucu bir koşuşturmacanın içinde olmasanız bile kendinizi çok yorgun, dibe yakın, tükenmiş hissedebilirsiniz. Bu bitmek bilmeyen derin yorgunluğu ruhunuzun bir parçası ve dinmeyecek gibi de hissedebilirsiniz.
Modern dünya insanının belki de başlıca sorunlarından biri bu ruh yorgunluğuna yaş, cinsiyet, sosyoekonomik durum ya da sosyal kimliklere bakılmaksızın düşebiliyor oluşu olabilir.
Böyle zamanlarda elimde bir sihirli değnek olsa ve herkese Şems-i Tebrizi’nin şu sözünü söyleyebilsem:
“Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol… Menzilin yokluk olsun.”
Aslında buradaki mevzu, bitmiş tükenmiş ol demek değil.
Arın…
Üzerindeki tüm maskelerden, sıfatlardan, egolarından uzaklaş. Uzaklaş ki aslında kim olduğunu görebil. Gün içerisinde birçok sahte maskelere maruz kalıyorsun zaten; çalışkan bir personel, mutlu bir insan, sorunsuz bir ebeveyn…
Bunca sıfatların altındaki asıl benliğini gizlemenin vermiş olduğu ruh yorgunluğu ile öz benliğinden de uzaklaşmış oluyorsun.
Peki sen, tüm benlik algılarından, sıfatlardan, sosyal kimliklerinden ve egolarından sıyrıldığında kimsin?
Din, dil, ırk, meslek, aile, memleket, sosyal medya hesapların, banka hesapların olmadan sadece SEN KİMSİN?
Tasavvufun belki de benlik krizi ya da arayışı konusunda insanlara en güzel öğüdü de bu: HİÇLİK.
Hiçlik aslında insanın toplumda onay isteği ve kurmuş olduğu sahte sosyal kimliklerinden uzaklaşarak öz varlığına ulaşmasının yolunun egolarından sıyrılmakla mümkün olduğunu savunuyor. Tüm dünyevi hırsları bırakıp, manevi olarak özgürlüğe ulaşmamızı amaçlıyor. “Halinin ne olduğunu bilmen için öncelikle haddini bilmelisin” diyor.
“Çok başarılı, çok görünür, çok etkili de olabilirsin ama yine de sen kimsin?” sorusu üzerinde dönen hiçlik kavramına en sevdiğim örneklerden birisi de Aziz Nesin’in soyadı kanunda almış olduğu soyadının hikâyesidir.
Nesin, “Soyadı almak için gittiğimde çok şaşırdım. Çünkü insanlar kendilerine ne kadar kibirli, sahte sıfatlar varsa ona talip olmuştu. Tıpkı bir kibir yarışıydı. Korkaklar Cesur, cimriler Cömert, pısırıklar Yiğit olmuştu. İnsanların bu yarışından öyle tiksinmiştim ki kendime insanların beni her çağırdığında ne olduğumu sorgulatması için NESİN soyadını aldım. Böylece biri bana seslendiğinde sen nesin ki, kimsin diyebilecektim” diyor.
İşte tasavvufta hiç olmak böyle bir şey. Üzerimize yapıştırdığımız tüm etiketlerden bağımsız olarak ‘SADECE’ kalabilmek.
Sıfatların yüzünden sevildiğinde “çok önemli bir doktor”, “zeki bir iş arkadaşı”, “başarılı bir çalışan” ya da “sabırlı bir ebeveyn” unvanlarından arındığında sende geriye ne kalacak?
Hiç olduğun bu anlarda kim olduğunu bulabilir misin?