İslamofobinin İslam ve korku anlamında ki iki kelimenin birleşiminden meydana gelen bir kavram olduğunu söyleyen Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Aydın, kısaca ‘İslam korkusu’ anlamına geldiğini açılımının ise İslam’ın veya Müslümanların etkin olduğu bir dünyada Müslüman olmayanların kendilerini güvende hissetmemeleri hali olduğunu belirtti.
“YEGÂNE RAKİP İSLAM OLDUĞU İÇİN AŞAĞILANIYOR”
İslâm’ın barış anlamına gelmesine ve temel esprisinin de bu olmasına rağmen maalesef böylesi bir temanın ısrarla sürdürülmeye, bu duyguyu besleyecek şekilde terörle birleştirilmeye çalışıldığını söyleyen Aydın, “Aslında İslâm, Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi ehli kitap dinler ve mensuplarını birinci dereceden müttefik gruplar olarak ilan etmesine rağmen bu din mensupları tarafından başından beri gerçekçi dayanakları bulunmayan bir rekabet sürdürüle gelmiştir. İslamofobinin tarihsel süreçteki adı oryantalizmdir. Oryantalizm Greko-Romen Batı Hıristiyanlığının İslam karşıtlığının adıdır. Dünden bu günü bu süreç bir kaç aşamadan geçmiştir: Klasik oryantalizm, modern oryantalizm ve postmodern oryantalizm. İslâm’ın ilk yüzyıllarından 1800’lü yıllara kadar süren klasik oryantalizm basit bir İslâm düşmanlığı idi, İslâm ve özellikle Hz. Peygamber ile ilgili düzmece belli fikirlerin ileri sürülmesinden ibaretti. Yaklaşık yarım yüzyıl öncesine kadar süren modern oryantalizm, bir fikri hareket olarak sürdü, oryantalist bilim adamları önemli bir kısmı kafa karıştırıcı fikri bir taarruz dönemi yaşattı. İki dönemde de bir terör ve korku teması yoktu. Bu son dönem post modern oryantalizm dönemidir. Bu dönem fikri mantıki tarafı olmayan bir dönemdir. Buna göre her Müslüman terörist veya bir terör adayıdır. İşte İslamofobi bu son dönemin özel bir adıdır” şeklinde konuştu. Bu durumun Batının yaşadığı bir ontolojik güven bunalımından kaynaklandığını, Batı kültürünün rahat olmadığını, nereden bakılırsa bakılsın bir gerilim yaşandığını belirten Aydın, “Bunun karşısında şimdi ciddi bir güç olarak görünmese de yegâne rakip İslâm’dır ve bundan dolayı da aşağılanmaktadır” dedi.
“11 EYLÜL SALDIRISI İSLAMOFOBİYE İVME KAZANDIRMIŞTIR”
İslamafobinin uzun bir tarihsel sürecin geldiği son nokta olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aydın, İslamafobinin stratejik olarak terör teması üzerine oturtulduğunu, bunun bir Batılı stratejinin ürünü olduğunu söylerken sözlerine şöyle devam etti: “Modern dönemlerde barışçı İslam’ın üzerine gölge düşürebilmenin en açık yolu terörle ilişkilendirmektir. Her geçen gün yayılma istidadı gösteren ve modern dönem sorunlarının içinden çıkma yolu olduğu görülen İslam’dan insanları soğutmanın yolu onu terör ortamına çekmekten geçmektedir. Gerçekten de 11 Eylül saldırısı İslamofobiye ivme kazandırmıştır. Üzerinde şaibeler taşıyan ve mahiyeti bir türlü aydınlatılamayan mezkûr saldırı ister bizzat Batının kendisi, isterse Müslüman kimlikli birileri tarafından gerçekleşsin İslâmofobi stratejisine uygun düşmüş, Batı dünyası tarafından tepe tepe kullanılmıştır. Bu gün İslamofobiyi ayakta tutan en önemli etken terör olayıdır. Maalesef İslam dünyası o kadar sorunludur ki teröre yatkın bir dünya vardır. Müslümanlar sistematik bir şekilde köşeye sıkıştırılmışlardır. Dengesiz güçler arasındaki çatışmalarda bu gayri nizami yol, istenen bir şey olmasa da sıklıkla yaşanmaktadır.”
“TERÖRİST HİKÂYELERDEN GELİŞTİRİLMİŞ BİR TABLO VAR”
“İslamofobi, şöyle ya da böyle Müslim ve gayrimüslim hemen herkesin üzerinde bir etkide bulunmaktadır. İslamofobi Müslümanlar üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılmaktadır” diyen Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Aydın, Amerika gibi en özgürlükçü kabul edilen ülkelerde bile Müslümanların bir İslamofobi baskısı altında yaşadığını, stratejik yerlerde kimlik kontrollerinde sıklıkla terörist gibi bakıldığından bahsetti. Müslüman’ın tehlike olabileceğine ilişkin inanca sahip fanatik kesimlerin oluştuğuna değinen Aydın, “Empoze ile oluşmuş bu duygunun rasyonel bir açıklaması yoktur. Ortada terörist hikâyelerinden geliştirilmiş bir tablo vardır. Mesela Batı televizyonlarında Ortadoğu’daki bir intihar saldırısı haberi verilirken ekranda, herhangi bir camide saflar halinde namaz kılan Müslümanlar, İslâm dünyasının değişik ülkelerinde çarşı pazarda işleri için dolaşan başı örtülü kadınlar gösterilmekte, zımnen bunların birer terör adayı oldukları izleyiciye işlenme çalışılmaktadır. İşte postmodern ahlaksız iletişimcilik İslamofobiyi işleme görevini böyle yerine getirmektedir. Tabii ki İslamofobi sürecinin gayri Müslimler üzerinde de ciddi etkileri vardır. Çünkü bu temayla İslam’dan uzak durmaları, Müslüman’ın tehlikeli olduğu işlenmektedir. Bunun etkili olduğu söylenebilir. Gerçi 11 Eylül saldırısının İslamofofi yaygarasının insanlığı İslâm’ı öğrenmeye yönelttiği, İslami eserlerin yaygınlık kazandığı da bilinen bir gerçektir. Hatta İslam’ı kabul edenlerin oranında da bir artış olduğu gözlenmektedir. Demek ki insanlar İslam’ın nasıl bir tehlike (!) olduğunu öğrenmek istemekte, okumalarının sonunda da kendilerini onun içinde bulmaktadırlar” şeklinde konuştu.
“AMERİKA’DA POLİSİN SİLAHSIZ İNSANLARI AVLAMASI TERÖR DEĞİL Mİ?”
Bir İngiliz gazetesinin editörüne 2004 yılında yöneltilen, ‘Neden Müslüman dünyasını, terörle bağlantılı gösteren haberler yapıyorsunuz?’ şeklindeki soruya, “Gazetecilik ticari bir kuruluş. Her gün sayfalarımın yarısını bana reklam verenlere satıyorum, diğer yarısını da bu reklamları satmak için haberlerle doldurmam gerekiyor. Şu anda 3 şey satışlarımı artırıyor. David Beckham, Irak Savaşı ve İslami terör...” diye cevap verir. Batı medyasındaki İslamofobi hakkında İngiliz gazetesinin editörü durumu böyle özetliyor. Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Aydın, bu konudaki düşüncelerini şöyle anlattı: “İngiliz gazetecisinin söylediği ‘ben bir basın mensubu olarak insanların ilgi duyduğu bir konuyu es geçemem” anlamında ilkece doğru bir sözdür. Ancak bunun sonuna kadar doğru olmadığını söyleyebiliriz. İnsanlığın biricik konuları bunlar ve tabii İslam terörü değildir. Farkında olmadan bizzat o alanda atlanmış pek çok konu vardır. Mesela terör ve kıtal ile ilgili olarak Amerika’da polis her gün sokakta silahsız insanları güvenlik gerekçesiyle avlamaktadır. Bu durum terörden farklı bir şey değildir. Bu kabadayılığın sırtını bir yasallığa dayaması, bir insani sorun olmaktan çıkarmamaktadır. Ama teröre duyarlı İngiliz gazeteci, muhtemelen okurlarını böyle bir sorunla muhatap etmemektedir. Yani habercilik sırf okuyucunun, tabir caizse sakalına göre tarak vermek değil, insani duyarlılıkları da hedefler. İslam gibi koskocaman bir dini bütünüyle terörist olarak takdim etmek, bu olması gereken duyarlılığın içinde yer almaz. Sözün kısası Batı medyası gerekli duyarlılıklara sahip değildir.”
“PUSUDA İSLAM GİBİ POTANSİYEL GÜÇLE DOLU BİR DİN VAR”
“İslamofobiyi tetikleyen sebeplerin başında, biz Müslümanlar yeterince farkında olmasak da İslam’ın geleceğe yönelik yegâne mesajı taşımış olmasıdır” diyen Prof. Dr. Mustafa Aydın, “E. Gellner’in dediği gibi ‘geleceğe yönelik bir sözü olan varsa o da İslâmdır.’ Hali hazırda bir güç değildir. Sömürge gelirleriyle azmanlaşmış Batının rolü bitmek üzeredir. Bunun farkında olmayan biz Müslümanlardır. İslam’ı Batının teknolojisi karşısına koyup onunla karşılaştırmaya kalkışan zavallı bir nesil bu gerçeği pek kolay anlayacak gibi de gözükmüyor. Tabii hemen hayat bulacak bir projeden söz etmiyorum veya teselli olsun diye söylemiyorum. Ama Batıda belli bir entelektüel çevre bunun farkındadır. Türkiye’nin de yakından tanıdığı ünlü düşünür B. Lewis, Amerika’da bilim ve siyaset adamı özel bir kesimle uzun zaman peryodik toplantılar düzenledi. ‘Batı uygarlığının temsilcisi dostlar, mutlaka bir şeyler yapmamız lazım. Pusuda İslam gibi potansiyel güçle dopdolu bir din var. İnisiyatifi kaptırırsak bir daha etkin ve egemen olamayız. Üstelik birkaç yüzyıllık kültürel birikimimiz de yok olur, bizi yeni bir hayat tarzının içine çekerler…’ Sözün kısası Lewis, böyle bir sonucun yaşanmaması için Müslümanlar kendi başlarına bırakılmamalı, başları terör gibi belalardan kurtulmamalıdır. Sürekli bunun yolları sağlanmalıdır şeklinde konuştu. Bazı Batılı stratejistler 11 Eylül hareketi sonrasında ‘bundan sonra çatışma bizzat Müslümanların kendi arasında olacaktır’ demişlerdir ki şu anda da Orta Doğu’da yaşananın bundan başka bir şey olmadığını vurgulayan Aydın, İslam kimlikli ama düşmanı Müslüman olan şiddet örgütlerinin bunun tipik örnekleri olduğunu söyledi.
“İSLAMOFOBİ YALNIZ IŞİD İLE AYAKTA DEĞİL”
IŞİD ve benzeri Müslüman kimlikli terör örgütlerinin oluşmasının iç ve dış iki genel dinamiği olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mustafa Aydın, “Dış dinamik Batı dünyasıdır. Bu tür kuruluşları oluşturup geliştiren finans sağlayan, Batı dünyasıdır. IŞİD de bu kuralın dışında değildir. Afganistan’da Rusya’nın Kızıl ordusuna karşı savaşan mücahitlerin, Ortadoğu’da İhvan’ın uzun zaman ABD tarafından desteklendiği bilinmektedir. Yani bazı İslâmi gruplar kullanılmak üzere el altında bulundurula gelmiştir” şeklinde konuştu. İkinci önemli iç etkenin İslam dünyasının hali pürmelâliyle ilgili olduğunu anlatan Aydın, “Müslümanların yaşadığı ülkelerin çoğu siyaseten sorunludur. Uzun bur süredir Irak perişan haldedir. Buna Mısır ve Suriye de eklendi. İşin gerçeği buralarda bir devlet sorunu yaşanmaktadır. Birileri bu boşluğu kullanmaya kalkıştı, sözüm ona hayali bir devlet hedefi gösterdi. Bu görevi şiddet ve terör üstüne kurulu bir örgüte ihale ettiler. Maalesef değişik İslâm ülkelerinde İslami bilgi bakımından zırcahil, Müslüman başını kesmek gibi radikal bir eylemcilikle cennete gireceğini düşünen eli kanlı insanlar toplandı. Bu durum Batının arayıp da bulamayacağı bir ortamdı” dedi. İslamofobinin yalnız IŞİD ile ayakta olmadığını, ama bu gün önemli argümanlardan birisi olduğunu belirten Aydın, “Müslümanlar bu terör örgütüyle mücadelenin yanında daha fazlasıyla ortamla mücadele etmelidirler. Bunun yolu Müslümanların Kur’an eksenli bir İslam anlayışı için çalışmalarıdır. Yoksa uzun zaman önüne gelenin manipüle edeceği bir kitle olmaktan çıkamazlar” mesajını verdi.
“TÜRKİYE İSLAMCILIĞIN ÖNÜNDE ENGEL OLARAK GÖRÜNÜYOR”
Ortadoğu’da terör üzerinden işleyen olaylar İslam’a verdiği zarar kadar pratikte Türkiye’yi dize getirmeyi de amaçladığını vurgulayan Prof. Dr. Aydın, Türkiye’nin İslamcılığın önünde en önemli engellerden birisi olarak göründüğünü, Irak, Suriye ve Mısır’dan sonra Türkiye’nin düşürülmek istendiğini, Türkiye siyasetini elinde tutanlara karşı şiddetli düşmanlık da şahıslarından farklı olarak bu bağlamda değerlendirilebileceğini söyleyerek sözlerini sonlandırdı. (Aslı Çetin)