Konya
Açık
31°
Aksaray
Açık
32°
Karaman
Açık
31°
Anadolu'da Bugün Gündem On binlerce canı kaybetmiştik! 27 yıl sonra Konya’dan kritik deprem uyarısı

On binlerce canı kaybetmiştik! 27 yıl sonra Konya’dan kritik deprem uyarısı

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27. yıl dönümü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Konya Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Şükrü Arslan, depremlerin afete dönüşmesinin kader olmadığını belirtti. Arslan, zemin ve yapı güvenliği için jeolojik-jeoteknik etütlerin formalite olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı.

On binlerce canı kaybetmiştik! 27 yıl sonra Konya’dan kritik deprem uyarısı
KAYNAK: Haber Merkezi
Okunma Süresi: 4 dk

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27. yıl dönümü nedeniyle açıklamalarda bulunan Konya Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Şükrü Arslan, deprem gerçeğine ve afet risklerinin azaltılmasına dikkat çekti. Arslan, depremlerin afete dönüşmesinin kaçınılmaz olmadığını belirterek, bilimsel ve mühendislik esaslarına dayalı kentleşme çağrısında bulundu.

17 Ağustos 1999’da meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki Marmara Depremi’nin Kocaeli, Sakarya, Düzce, İstanbul, Yalova ve Bolu’da büyük yıkıma yol açtığını ifade eden Arslan, resmi rakamlara göre 18 bin 373 kişinin hayatını kaybettiğini, yaklaşık 50 bin kişinin yaralandığını ve 375 bin yapının hasar gördüğünü söyledi.

Arslan, depremin üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen acıların hâlâ taze olduğunu belirterek, “Depremde yaşamını yitiren yurttaşlarımızı bir kez daha saygı ve özlemle anıyor, yakınlarının acısını paylaşıyoruz” dedi.

“Deprem doğa olayı, afete dönüşmesi yanlışların sonucu”

17 Ağustos Marmara Depremi’nin yalnızca büyük bir jeolojik olay olmadığını vurgulayan Arslan, yanlış yer seçimi, plansız kentleşme, niteliksiz yapılaşma, denetimsizlik ve bilimsel mühendislik hizmetlerinin ihmal edilmesinin ağır sonuçlar doğurduğunu ifade etti.

Arslan, “Deprem bir doğa olayıdır. Afete dönüşmesi veya dönüştürülmesi ise yerleşim yeri planlayıcılarının, karar alıcıların ve uygulayıcıların yanlışlarının sonucudur” diye konuştu.

Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu hatırlatan Arslan, depremlerin afete dönüşmesinin kaçınılmaz veya kader olmadığını belirterek, deprem bilincinin yalnızca sarsıntı sırasında yapılması gerekenleri bilmekten ibaret olmadığını söyledi.

“Kentlerin jeolojik yapısı ortaya konulmalı”

Deprem bilincinin yaşanılan kentin jeolojik özelliklerini, deprem tehlikesini, zeminin davranışını ve yapıların güvenliğini bilmeyi de kapsadığını dile getiren Arslan, risklerin önceden belirlenerek azaltılması gerektiğini vurguladı.

Arslan, afetlere dirençli kentler oluşturulması için kentlerin jeolojik yapısının ortaya konulması, mikro bölgeleme çalışmalarının tamamlanması ve aktif faylar, sıvılaşma, heyelan, kaya düşmesi, taşkın, tsunami ve tıbbi jeolojik tehlikelerin belirlenmesi gerektiğini kaydetti.

Mevcut ve yeni yerleşim alanlarının yerleşime uygunluk durumlarının bilimsel veriler ışığında ortaya çıkarılması gerektiğini belirten Arslan, imar, yapılaşma ve arazi kullanım kararlarının da bu veriler doğrultusunda alınması çağrısında bulundu.

“Jeolojik-jeoteknik etütler formalite değildir”

Yerel ve merkezi yönetimlerin gelecek planlamalarının jeolojik verilere uygun olması gerektiğini vurgulayan Arslan, afet risklerinin azaltılması ve kentlerin dirençliliğinin artırılması için risk yönetim sistemlerinin ivedilikle hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti.

Arslan, “Gerek planlama gerekse yapılaşma amaçlı jeolojik-jeoteknik etütler süreçte tamamlanması gereken bir formalite ya da bir tercih değil; can ve mal güvenliğinin temeli, sağlıklı ve güvenli yerleşimlerin ve toplumsal yaşamın güvencesidir” dedi.

Yerleşim alanlarının planlanmasından yapıların projelendirilmesine, kentsel dönüşümden altyapı yatırımlarına kadar tüm süreçlerde jeoloji mühendisliği hizmetlerinden etkin şekilde yararlanılması gerektiğini belirten Arslan, kentsel dönüşüm uygulamalarında deprem tehlikesi, zemin koşulları, yapı güvenliği ve toplumsal ihtiyaçların esas alınması gerektiğini söyledi.

“Yeni riskler üretilmemeli”

Riskli yapıların güçlendirilmesi veya yenilenmesinin yanı sıra riskli alanlarda yeni yapılaşmanın önlenmesinin de hayati önem taşıdığını ifade eden Arslan, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak taleplerini şöyle sıraladı:

“Bütün yerleşimlerin mikro bölgeleme çalışmalarının tamamlanmasını, mevcut yapı stokunun risk önceliğine göre güvenli hâle getirilmesini, yapı denetim ve zemin denetim sisteminin kamusal ve bağımsız bir anlayışla güçlendirilmesini ve afet eğitiminin toplumun bütün kesimlerine yaygınlaştırılmasını bir kez daha talep ediyoruz.”

Afet sonrasında yaraları sarmaya dayalı anlayıştan, afet ve deprem öncesinde riskleri azaltan bütünleşik afet yönetimine geçilmesi gerektiğini vurgulayan Arslan, bilimin ve mühendisliğin gereklerinin yerine getirilmesinin kamusal sorumluluk olduğunu söyledi.

Arslan, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Afetlere dirençli yerleşimler mümkündür ve güvenli yaşam herkesin hakkıdır. Afetlere hazırlıklı ve dirençli yerleşimler bir tercih değil, kamusal bir zorunluluktur. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde yaşamını yitiren yurttaşlarımızı bir kez daha saygıyla anıyor, tekrarlarının artık yaşanmamasını umuyoruz.”

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız