Konya
Açık
30°
Aksaray
Açık
31°
Karaman
Açık
25°
Fatih Talayhan profil resmi
anadoludabugun.com.tr Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
[email protected]
Tüm Yazıları

Ortak derdimiz

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

"Şeriat üzerine yazdıktan sonra bir daha yazamadı, başına bir şey mi geldi ki" diye düşünenler olmuş. Daha ilk yazımda da dediğim gibi, vaktim nispetince görüşlerimi yazarım. Yeni yazı için ancak vakit bulabildim yani, son konuyla bir ilgisi yok...

Aslında pek de değinmek istemediğim bir konu hakkında yazıyorum...

Malumunuz olduğu üzere, sektörümüzde bulunan bir çok köşe yazarı gazetecilik üzerine yazıp çizer. Sektörün sorunlarından, olması gerekenden bahsederler, şikayetlerini paylaşırlar, "Şöyle olmalı böyle etmeli" derler. Herkes gibi ben de bu yazılara epeyce denk geldim. Birçoğunu okurken de "Bundan millete ne kardeşim, mevzunun bu tarafı vatandaşı ne ilgilendiriyor" diye sorgulamışımdır. Bundan dolayı hem fakülteli hem de artık sektörde 'eski' olarak nitelendirildiğim sektörün bir parçası olarak bu konu hakkında görüş paylaşmamayı tercih ettim mümkün mertebe. Yeniden bu konuya girmemeyi umarak, burada mevzuya noktayı koymak niyetindeyim.

Bir çok insan gibi ben de Türkiye'de başlıca iki tane büyük sorunlu alan görüyorum. Birincisi eğitim, ikincisi de adalet. Adalet ile hukuk aynı şeyler değil bunu da özellikle hatırlatmış olayım.

Eğitimin de adaletin de ne durumda olduğunu kendiniz görüyorsunuz, tek tek anlatarak sizleri sıkmak niyetinde değilim. Gerekirse daha sonra bu konuları ayrı ayrı, farklı yazılarda değerlendiririm...

Bu eğitim ve adaletteki sorunlar, aksaklıklar millet olarak sizi etkiliyor mu? Etkiliyor.

Gazeteciler olarak bizleri etkiliyor mu? Etkiliyor.

Nitelikli personel yetişmemesi medya için de sorun, diğer sektörler için de sorun. Bu gözler klavye kullanmayı bilmeyen üniversite mezunu gördü...

Fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi, "-mış gibi" yapılması gazeteciler için de sorun, diğer işçiler için de sorun. Bir de bize "Gazetecinin mesaisi olmaz" diyorlar o da cabası...

Asgari ücret seviyesinde maaş, gazeteciler için de sorun, diğer meslekler için de sorun. İstanbul gibi bir memlekette 30 yılı aşkın süredir görev yapan bir muhabir 30-33 bin TL civarında maaş alıyor...

Mobbing, gazeteciler dahil herkes için sorun.

Bunların yanı sıra önemli gördüğüm bir husus daha var. Her zaman söylerim, milletin içerisinde olmadığı, odak noktası millet olmayan her şeyin içi boştur. Basının güç odağına ihtiyacı vardır ve bu güç odağında milletin olduğu ülkeler, toplumlar gelişmiştir.

Bir örnekle ete kemiğe büründüreyim. İsveç'te devlet medya kuruluşu olan SVT (yani bizdeki TRT gibi) enflasyon rakamları üzerine haber yapıyor. Vatandaş ne diyorsa o, habere konu olan şahıs eleştirel yorum da yapsa o yorum da yayınlanıyor. Nasıl oluyor o iş? Çünkü orada medyanın güç odağı millet. Onlara millet dışında kimse hesap soramaz, parmak sallayamaz. Bir keresinde Gazze-İsrail konusuna girdiler yorumcular, olayları değerlendirirken sadece İsrail penceresinden değerlendirdiler diye 'İsveç'in RTÜK'ü' "Filistin ve Gazze tarafından da değerlendirme yapmanız gerekirdi, bu yaptığınız değerlendirmeler tek taraflıdır, hatanızı düzeltin" dedi...

Şunu açık ve net bir şekilde söyleyebilirim ki Türk basını gücünü milletten alamıyor. Almıyor değil alamıyor. Türk yayıncısı "Kanala abone olun" diye kendini yırtıyor. Tıklanma almak için 'oltalama' yöntemi kullanıyor. Gazete aboneliği ve tirajları da herkesin malumu...

Desem ki, "Arkadaş ben internet haber sitesinde haber yayınlarken ciddi bir efor harcıyorum, emek sarf ediyorum. Haber, ekmek ve su gibi bir ihtiyaçtır. Nasıl ki ekmeğe ve suya para ödüyorsanız, benim emek emek uğraştığım haber için de cüzi bir miktar da olsa ödeme yapmanız lazım" diye, ortalık karışır. E, adamlar Avrupa'da yapıyor bunu. Millet de destek oluyor. Gazete, haber okumak kültür haline gelmiş durumda. Ödemesini yapıyor, haberini okuyor.

Bizde ne var? "Bunun haber değeri nedir?", "Böyle başlık mı atılır?", "Siz anca bunun haberini yaparsınız, şuna gelince yoksunuz", "Başka mevzu mu kalmadı", "Bunu yapacağınıza toplumun sorunlarına değinin", "Sürekli şu ve şunun haberlerini yapıyorsunuz" ve daha fazlası...

Avukata "Bana hakaret edenlere tazminat davası aç" desem, elde ettiğim tazminatla köşeyi dönerim. Edilen hakaretlerin haddi hesabı yok. Küfür kıyamet...

Esnaf, "Benim şu sorunumu dile getirin" diyor. "Eyvallah, getirelim, vazifemiz" diyoruz, "Ama bizim de desteğe ihtiyacımız var, sen de bize bir reklam verir misin? Hem senin de tanıtımını yapmış oluruz" deyince de "Ehehehe, benim reklama ihtiyacım yok" diyor. Böyle bir durumda bizim yerimizde olsanız eminim ki çoğunuz "Beter olun" dersiniz. Kendi adıma söyleyeyim, ben öyle bir şey demiyorum. Daha evvel de belirttiğim gibi "Kullanım hakkım büyük Türk milletine aittir."

Ama bunu dedik diye de yanlış anlamayın, kimsenin 'mayın eşeği' olmaya da niyetim yok.

Yani özetle; basın, milletten güç almadığı sürece ne gazetecinin derdi biter ne de vatandaşın sesi gerçek anlamda duyulur. Gazetecinin meselesi milletin meselesinden bağımsız değildir. Biri düzelmeden diğeri de düzelmez.

Esenlikler.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız