Şeriat romantizmi
Madem bir söz verdik, süreyi çok da uzatmayalım. Bugün mevzumuz şeriat. Sloganlarla değil tarihle…
Şimdi bu konuyla ilgili ne yazarsam yazayım ne söylersem söyleyeyim bir şeyler eksik kalacak. Çok detaylı bir konu ve her şeyi yazmaya kalkarsam da sayfalar sürecek. O yüzden geçebildiğim kadar özet geçmeye çalışacağım…
Ama önce sizleri Hz. Muhammed (sav) döneminde yaşandığı rivayet edilen bir hadiseye götüreceğim…
Hz. Muhammed, Usame bin Zeyd’i müşriklerin üzerine gönderir. Usame bin Zeyd ve yanındaki bir Ensar birinin üzerine yürüyünce adam “La ilahe illallah” der. Adamın bunu dediğini duyan Ensar durur ama Usame bin Zeyd mızrağını adama saplar ve öldürür. Yaşananlar Resulullah’a anlatılır. Hz. Peygamber ile Usame bin Zeyd arasında şu konuşma geçer:
- Ey Usame! “La ilahe illallah” dedikten sonra onu öldürdün mü?
- Evet ya Resulallah. O, bu sözü ölümden kurtulmak için söyledi ve o adam Müslümanların canını yaktı. Onun yüzünden şehitler verdik.
- Onun kalbini mi yardın ki buna inanıyor ve kesin bir şekilde konuşuyorsun! “La ilahe illallah” kelimesi kıyamet günü huzuruna geldiğinde ne yapacaksın, sana kim şefaat edecek, seni kim savunacak! Kelime-i tevhid getirildiğinde seninle tartışacak ve sana şöyle denilecek: O sözü söyleyeni nasıl öldürürsün?
Şimdi bu olayı ve Orta Doğu’nun bugünkü halini bir düşünün. “Allahu Ekber” diyen taraflar birbirlerine kurşun sıkıyor, roket atıyor vesaire. Detaylı yorumu, analizi size bırakıyorum…
Memleketin doçent, profesör unvanlı isimlerinden tutun, sokaktaki vatandaşlara kadar birçok kişi şeriat güzellemesi yapıyor, herkes gibi ben de karşılaşıyorum. “Şeriatla yönetim nasıl olur? Şeriatla yönetim şekli nasıl olmalıdır” diye iki ayrı Müslümana da sorsak, ‘cemaat liderlerine’ de sorsak farklı cevaplar verirler. Mesela, kimileri “Kur’an-ı Kerim’in esas alındığı bir yönetim şekli” derken diğeri “Sadece Kur’an yetmez, Kur’an yeter demek şöyledir böyledir, hadisler de esas alınmalıdır” der. Tam manasıyla bir uzlaşı yoktur yani.
Şeri hukukla yönetilen devletler var mıydı? Vardı. Bu devletlerde her şey şeriat destekçilerinin anlattıkları gibi güllük gülistanlık mıydı? Hayır. Sayısız isyan var ve isyan çıkaranlar da Müslümanlar.
Hulefa-yı Raşidin yani dört halife devrine bakalım. Hz. Ebu Bekir dışında eceliyle vefat eden halife yok. Resulullah’ın torunları Hasan ve Hüseyin de ecelleriyle vefat etmediler. Onlara kıyanlar da Yahudiler veya Hristiyanlar değil…
“Şeriat uygulansa yeniden saadete kavuşuruz” diyorlar ya hani, öyle bir saadet ne zaman, nerede olmuş, kaç sene sürmüş? Hulefa-yı Raşidin devrinde yok, Emeviler, Abbasiler, Memlükler ve hatta Osmanlı döneminde yok. Olmadığının da ispatı niteliğinde birçok örnek var. Şeriat, bırakın halkı saadete ulaştırmayı, halifeleri bile koruyamamıştır. “Şeriat halkı koruyamadı da laiklik mi korudu” diye sorabilirsiniz. Tartışmaya açık. Ki fark ettiyseniz yazıda laikliğe yönelik herhangi bir savunma yapmadım…
Tek bir ülkeden bahsetmiyorum; Orta Doğu’da makam mevki elde eden ve şeriatı savunan tarikatlar, cemaatler İslam’da olmazsa olmaz olan adalet, liyakat ve istişareyi bir kenara bırakmışlardır. Birçok hususta din adına aldatma yolunu tercih etmişler ve çıkarlarına göre hareket etmişlerdir, etmektedirler. Toplum önünde liyakatten bahsedenlerin kendi yakın akrabalarına ‘kıyak geçtiği’ haberlerini, paylaşımlarını siz de görüyorsunuz, ben de görüyorum, herkes de görüyor. Şöyle bir savunma var ya, “Bal tutan parmağını yalar” diye, bu anlayışın İslam ile bağdaşır bir tarafı var mı? Bence yok...
Bugün ‘hocaların’ (haksızlık etmeyeyim, tabii ki de hepsi aynı değil) çoğunun sıkıntılı eylemleri var. Gerçi bunların atıfta bulunduğu bazı ‘filan falan hazretlerinin’ de yazdığı söylediği problemli cümleleri mevcut. “Allah bana kadın vücudunda zuhur etti” diyen bile var. Tek tek de anlatırım bunların neler söylediklerini, yazdıklarını ama video çekmeye kalksam seri halinde belgesel olur, yazmaya kalksam külliyat olur. O kadar vaktim yok…
Bunları gören de “Ya bizi dinden soğutuyor” diyor. Yarasa gündüz görmüyorsa güneşin bir kabahati var mı? İmama bozulup abdest bozmak da pek mantıklı bir eylem olmasa gerek.
Madem “Allah”, “Peygamber”, “Kur’an” diyorsun, haline hareketlerine dikkat edecek, sözlerini iyi seçeceksin. Yoksa dini değerleri aşağılama suçlarından sizlerin de yargılanmanız icap eder. Yargılanırlar, yargılanmazlar o ayrı bir olay…
Mesela el kadar çocuğu istismar edip, “Rızası var” diyemezsin. Çocuğun ne rızası olacak, çocuğun rızasından ne olur? Her dönem kendi konjonktürüne göre değerlendirilir. Bugünün bakış açısıyla geçmişi değerlendirmek de doğru değil…
Bazılarının söylemleri de bir garip. Ya bizim aklımız ermiyor ya da kimsenin aklının ermeyeceğini zannediyorlar. Adamın ayağa kalkmaya mecali yok, İslam’ı ayağa kaldıracakmış. İslam düşmüş, yıkılmış mı ki kaldıracaksın? Sen önce kendin kalk…
Dediğim gibi, bu mevzu çok uzar. Ben uzatabilirim ama sizin de huyunuzu biliyorum, daha fazla okumazsınız. 40 kişiyiz birbirimizi biliriz. Madem öyle, şimdilik burada bitirelim.
Esenlikler…