Konya
Açık
31°
Aksaray
Açık
28°
Karaman
Açık
28°

Aynı hikaye, farklı isimler

YAYINLAMA:

Türk Milleti sağduyulu ve gerçekten insancıl bir millettir. Ve o nedenle de kandırılması çok kolaydır. Daha geriye gitmeyeceğim, 1980’li yılları hatırlayın… Bankerler olayı vardı. Bankalardan aha fazla faiz veren bankerler türemişti. Bu bankerler vatandaşların paralarını toplayıp bir kısmı kaçmış, bir kısmı batmış ve paralarını aldıkları insanlara, maddi, manevi çok zarar vermişlerdi. 

Bunun gibi 1990’lı yıllarda bir holding furyası başlamıştı. Bu sefer gözler Türk Milletinin “gurbetçi” yapısını öncelikli hedef almıştı. Gurbetçilerimiz “marklarını” bu holdinglere, “dövize iyi faiz almak” maksadıyla vermişlerdi. Ve günün sonunda onlar da sömürüldüklerini anlamışlardır. İlginç bir bilgi vereyim, o dönemde Konya’da 50’nin üzerinde holding kurulmuştur. 

O dönemde holding “sahiplerinden” biriyle sohbet esnasında çok ilginç bir olay anlatmıştı. Bu holding yöneticileri, para toplamak için Almanya’ya gidiyorlar ve oradaki Türk vatandaşlarla bir araya geliyorlar. Marklarına çok iyi bir faiz veriyorlar. Vatandaş paralarını getiriyor teslim ediyor. 1 sene sonra aynı yöneticiler vatandaşlarla tekrar buluşuyorlar. Teker teker vatandaşlara faiziyle paralarını öderken genelde o vatandaşlar ilk başta çok inanmadan verdikleri cüzi paralarını, faizle geri aldıklarını görünce, hem anaparalarını hem de faizlerini almayıp, biraz da evdeki yastık altı paralarını ekleyip geri holdinge veriyorlar. Holding patronunun şu lafı ilginçti: Patron “Eğer ikinci gidişimizde herkes hem anaparasını hem faizini alsalardı biz o zaman batmıştık” diyordu. 

Bu olayları “Çiftlikbank” gibi olaylar takip etti. Bu olayı sanırım herkes hatırlayacaktır. 2016 yılında Mehmet Aydın güya bir oyun kurup, vatandaşları da bu oyuna ortak ederek para kazandıracağını söylediği ve 2018’de dolandırıcılık olduğu anlaşılan bir olaydı.

Genelde bu olaylar vatandaşın çok para kazanma hırsıyla ilgili olarak ortaya çıkan olaylar gibi algılanır. Ama şunu belirtmek gerekir ki Türk Milletinin para kazanma hırsı yoktur. Zengin olmayı ister ancak bu bir hedef değildir. Kimseye muhtaç olmamak gibi bir hedefi vardır sadece. Aksi halde sınıfsal anlamda bir burjuva özlemi içerisinde falan değildir. 

Millet böyle iyi niyetli olunca yardım kampanyaları da çokça yapılır. 1990’lı yıllarda Refah Partisi ve Milli Gençlik Vakfı önderliğinde, Bosna Hersek’teki soydaşlarımıza ulaştırılmak üzere bir yardım kampanyası başlatılmıştı. 

O dönemde hatırlayanlar olacaktır, Konya’da da iş merkezlerinin olduğu yerde Demirci İş Merkezinin altı merkez depo gibi kullanılmıştı. Vatandaşlar neyi varsa yardım için, destek için getirmişti. Vatandaş belki kendisi geçim derdindeyken, evindeki bakır leğenini bile getirip teslim etmişti. 

Daha sonra zamanın başbakanı Tansu Çiller Bosna Hersek’e gönderilmek için toplanan yardımların, oraya gönderilmediği ve Refah Partisinde tutulduğu yönünde iddialarını gündeme getirmişti. Hatta o dönem Bosna Hersek’te, yardımları almaya tek yetkili kuruluş olan “Merhamet” tek kuruş almadıklarını belirtmişti. Daha sonra yapılan araştırmalarda bu paralar RP’nin kasası olarak da bilinen Süleyman Mercümek’in hesaplarında çıktı ve o dönem Mercümek ağır cezada yargılanmıştı.

Almanya’daki Deniz Feneri Derneği davası, 1999’daki deprem için toplanan paralar konusu gibi konular maalesef dönem dönem hep gözümüzün önüne geldi. Ve şimdi gelinen aşamada da AHBAP davası gündemde. 

Şimdi buna geçmeden önce işin sosyolojisine bir bakmak gerekir. Şunu artık kabul etmeliyiz ki bizler toplumsal hareketlerde, sivil toplumculukta yetkin değilizdir. Öyle “atalarımız şu vakfı kurmuş, bu vakfı kurmuş” hikayelerini boş verin. Bizim geçmişimizden bugünümüze dek bu tür toplumsal hareketleri de “devlet” mantığı yapmıştır. Yani her şey devletten beklenmiştir. Aynen şimdi olduğu gibi…

Günümüzde dernek kurulur ve bu derneğin yönetiminin ilk işi belediyeden ne kadar para koparacağız hesabıdır. Eskiden beri her zaman bizde her şey devletten beklenir. 

Ama popüler kültürün de etkisiyle, bu tür “STK’cılık” vatandaşlara cazip ve ilginç gelir. Halbuki vatandaşların en son dönüp dolaşıp geldikleri yer yine devlettir. 

Yukarıda yazdığım, konuların hepsinde darbe yiyen vatandaş devlete başvurmuştur ve devletten çözüm beklemiştir. Mağduriyetin en azından bir kısmını gideren yine devlet olmuştur. 

Dolayısıyla, Devlet’in kurumları ve kuruluşları Türk Milleti için en güvenilir yerlerdir. Yarım yüzyılı geçen ömrümde edindiğim tecrübe budur. Sizlere de bunu tavsiye ederim. “Oralarda da yolsuzluk oluyor” diyenleriniz vardır, onlara da şunu söyleyeyim Türk Devleti “yarına bırakır ama yanına bırakmaz” bunu hiç unutmayın.

Çok kimseye nasip olmayacak bir durum Haluk Levent’e nasip olmuştur. Vatandaşların büyük bir çoğunluğu kendisine çok güvenmiştir. Bu güven tüm ömründe her kapıyı açabilecek durumdayken, bir vurdumduymazlıkla, bunları eliyle itmiş ve yaptığı neyse karşılığını alma noktasına gelmiştir. En önemlisi de vatandaşın bu güveninden artık öyle ya da böyle mahrum kalacaktır. 

Davayı zaten herkes basın yoluyla takip ediyordur. O nedenle ben ayrıntısına girmeyeceğim. Suçlu mudur, suçsuz mudur bu zaten benim işim değildir. Ama ben bir vatandaş olarak şunu söyleyebilirim ki suçlu da olsa, suçsuz da olsa bir gerçek var ki yolu yanlıştır. 

Tüm bunlardan bir sonuç çıkarmak gerekirse; popülizm kötüdür. Popüler diye bir insanın peşinden gitmek kötü sonuçlar doğurabilir. Popüler işler her zaman geçicidir, kalıcı olmaya bakmak gerekir. Devlet’in kurum ve kuruluşları en güvenilir kurum ve kuruluşlardır. Bu kurum ve kuruluşları başındaki insana göre değerlendirmek doğru değildir. Kişiler geçici, kurum ve kuruluşlar kalıcıdır. 

Dostlukla kalın.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız