Kimsenin bilmediği o yer
Leyla ile Mecnun diye bir dizi vardı. Başrol kahramanı Mecnun bir yön haritasının önünde buluyordu kendisini ve haritada 'buradasınız' imgesi yer alıyordu. Fakat başka bir belirleyici yok sadece 'buradasınız.'
Mecnun bir süre haritayı inceledikten sonra "Evet, neresinin burasındayım?" diyordu.
İşte tıpkı Mecnun gibi bazen bi yerde olduğumuzun farkında oluyoruz ama o yerin neresi olduğuna emin olamıyoruz. Aslında bunun bir sebebi olabilir.
Bazen Mecnun gibi hissedebilir ve "Evet buradayım ama neredeyim?" diyebiliriz. İşe gitmek, eve dönmek, sosyalleşmek, alışveriş yapmak…
Haritada hep belirli yer imleri var ve sürekli 'burada' olduğumuzu bize söyleyen bir imge. Peki ya asıl kaybolduğumuz yer haritada yer imgeleriyle gösterilmeyen yerlerse? (Zaten gösterilmiş olsa neden kaybolalım sevgili okur?!)
Bazen hepimizin adresini saklamayı seçtiğimiz bi odamız vardır. O odaya çocukluk travmalarımızı, mutsuzluklarımızı, noksanlıklarımızı, kırgınlıklarımızı, söyleyemediğimiz cümleleri, kabul etmek istemediğimiz gerçekleri koyarız.
Ve hayat tüm olağanlığında akmaya devam eder.
Büyürüz, severiz, güleriz, ağlarız, ülke değiştirir yeni bi hayat kurarız. O odayı terk ettiğimizi sanırız. Oysa görmediğimiz için kaybolmaz orası. Varlığını hatırlamamayı seçeriz sadece.
Belki bazı sabahlar mutsuz uyanmamızı sağlayan, durup dururken iç daralması yaşamamıza sebep olan, kendimizi yalnız hissettiren sebep orasıdır. Ve biz nedenini açıklayamadığımız bir türlü sonuçlandıramadığımız ama adına ruhsal yorgunluk dediğimiz şeyin sebebi odur.
Bazı kaybolmaların haritada adresi bulunmaz. Carl Gustav Jung'un da dediği gibi "Eğer gölge benliğini görmezden gelir onu yok sayarsan var olmak için kaderin olur"...