Konya
Açık
18°
Aksaray
Açık
16°
Karaman
Açık
18°

Demini Almış Hayatlar

YAYINLAMA:

Anadolu kültürünün kadim hafızasında çay, yalnızca sıcak bir içecek ya da sohbeti tamamlayan basit bir ikram değildir. O, zamanın yavaşlatıldığı, gönül kapılarının aralandığı ve insandan insana temasın en yalın haliyle gerçekleştiği bir ritüeldir. "Çayın demlisi, insanın erdemlisi, sohbetin her demlisi geçerlidir" kelamı tam da bu derin ritüelin insan hayatındaki, ahlaktaki ve toplumsal ilişkilerdeki karşıtlığını özetler. Sözün özü, her şeyin yüzeysel ve hızlı tüketildiği bir çağda, hakiki olanın ancak bir süreçten, süzgeçten ve sabırdan geçerek "demlendiğinde" kıymet kazanacağını söyler.

Çayın demlisi, aceleye getirilmemiş bir emeğin simgesidir. Ocağın üstünde kaynayan suyun yaprakla buluşması, renk vermesi, özünü suya bırakması zaman alır. Aksi halde ham yaprak hemen demliğe atılıp süzülse elde edilen şey çay değil, yalnızca renkli bir su olur. Çaya o koyu kırmızı rengini, derin kokuyu ve damakta bırakan buruk ama tatlı lezzeti veren şey beklemesini bilmektir. Tıpkı insan gibi çayın da olgunlaşması gerekir. İnsanın erdemlisi de bir günde, çabasız ve sınanmadan ortaya çıkmaz. Erdem, hamlığın ateşinde pişmek, tecrübenin eleğinden geçmek ve karakterin sabırla şekillenmesi olarak tanımlanır. Çayın demini alması gibi, insan da yaş aldıkça, piştikçe, hatalarından ders çıkardıkça ve ahlaki değerleri içselleştirdikçe erdem sahibi olur. Olgun insan, hamlığın getirdiği kabalıktan ve sığlıktan uzaklaşmış, sükuneti, zarafeti ve bilgeliği özümsemiş kimsedir. 

Sohbetin demlisi ise işte bu iki unsurun —yani demini almış çay ile erdemli insanın— bir araya geldiği anlarda filizlenir. "Sohbetin her demlisi geçerlidir" ifadesi, laf kalabalığından, boş boğazlıktan ve dedikodudan arınmış, derinliği olan paylaşımları işaret eder. Yüzeysel bir iletişimde kelimeler havada uçuşur ama kalbe temas etmez. Oysa demli bir sohbet, dinlemeyi bilen, muhatabına saygı duyan ve sözüne anlam yükleyen insanların meclisinde gerçekleşir. Böyle meclislerde zamanın nasıl geçtiği anlaşılmaz ne çay soğur ne de gönüller. Söz, ruhu yormaz, aksine zihni berraklaştırır, kalbi hafifletir. 

Babamın kadim bir dostu vardı, rahmetli Mehmet çavuş, bir gün onların sohbetlerine çay servisi yaparken, Mehmet amca kulağıma eğildi ve “Mitadım kesmiyor, sırf dem olsun” dedi. Gençliğin verdiği deli dolu davranışlar içinde sözün anlamını tam olarak anlamamıştım. Bugün o sözün derinliğini kalben hissediyorum. 

Ne var ki günümüz dünyası, demlenmekten ziyade hızlı tüketime odaklanmış durumdadır. Hazır çaylar, yüzeysel ilişkiler, ekranların ardına gizlenmiş samimiyetsiz iletişimler hayatı kuşatmış durumdadır. Sabır gerektiren her şeyden kaçtığımız bu düzende, erdem de sohbet de demini alamadan heba olup gitmektedir. Oysa hakiki dostluklar, derin anlayışlar ve sağlam karakterler üzerine kurulur. Çay nasıl demini almadan çiğ kalırsa, insan da karakterini ahlakla birleştirmeden gerçek manada "var" olamaz. Bu nedenle hayatın anlamını anlamak çay gibi demlenmeyi yani bilgi, sabır ve ahlakı birleştirmekle olur. 

Sonuçta çayın rengi ve lezzeti nasıl ki demliğindeki sabırda ise insanın kıymeti de taşıdığı erdemdedir, bu insanların bir araya gelip kurduğu, samimiyetle demlenmiş sohbetler ise insan ruhunu dinlendiren keyif veren sohbetlerdir. Bir bardak demli çayın buğusunda edilen içten bir sohbet, dünyevi pek çok telaştan ve yükten daha kıymetlidir. Hayatın akışı içinde durmayı, demlenmeyi ve kendisi kalabilmeyi başaranlar erdem sahibi kimselerdir. Bu arada Katherine Branning ‘in “Bir çay daha lütfen” kitabını okumanızı tavsiye ederim. Kitapta, Katherina çayın nasıl bir etkisi olduğunu bize bizden daha iyi anlatıyor. 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız