Yeni Sistemin Yeni Siyasetçileri
Her fırsatta söylediğim bir şey var. Türkiye’de bir sistem değişikliği yaşanmıştır ve bu yeni sisteme herkes ayak uydurmak zorundadır. Artık bundan sonra hiçbir konuda eski sistem kullanılmamaktadır. Beğenelim veya beğenmeyelim Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de ülkemizin yeni yönetim sistemini temsil etmektedir. Muhakkak bu sistemde değişiklikler ve revizyon olacaktır. Ancak eski şekilde bir parlamenter sisteme dönüş olmayacaktır. Bunu kabul etmek zorundayız.
Bu sistem içerisinde “küçük” partiler her zaman olacaktır. Mesela bir parti kursak, bu partinin reklamlarını iyi yapsak, bunun için reklamları iyi kullansak, sosyal medya reklamlarını iyi organize etsek, halk arasında konuşulmaya başlansa, seçim döneminde bu partinin en azından genel başkanı milletvekili olabilir. Bu sistem, bu durumu maalesef ortaya çıkarabiliyor. Ancak bu partiler çok da fazla ve uzun süre hayatını idame ettirmekte zorlanır. Zamanla “tabela partisine” döner.
Bir de önemli olan siyaset yapacak kişilerin siyasetten gelen ve politika üretecek yapıda kişilerin olması bundan sonraki dönemde çok daha önemli olacaktır. İyi bir devlet memuru, iyi bir esnaf, iyi bir öğretmen, iyi bir sporcu gibi niteliklerle parlamenter olma devri de bitecektir. Hatta partilerin siyaset okulları ilerleyen süreçte çok fazla önem kazanacaktır.
Tabiri caizse “ısmarlama” politikacılarla siyaset yürütme imkanı olmaz. Bir yerde bu iş tıkanır.
Bir gün bir siyasetçi büyüğümle sohbet ediyorduk. Milletvekili olan değerli bir profesör politikacımızla ilgili güzel bir metafor anlatmıştı. Bu profesörümüz, milletvekili olmuştu ancak parti yönetimine bir türlü giremiyordu. Ve kendisi çok istiyordu. Bu siyasetçi büyüğüm çok güzel bir cevap verdi.
“Bu tür değerli kişileri siyasette isteklerini karşılamak çok zordur. Parti yönetimi ister, verirsin; merkez yönetimde görev almak ister. Merkez yönetimde görev verirsin; genel başkan yardımcılığı ister. Genel başkan yardımcılığı verirsin; genel başkanlık ister. Hadi genel başkanlığı da verelim; durmaz, o görevi de bırakır gider.” Dedi.
Şöyle bir düşününce siyasette o kadar ilginç bir deneyimdir ki bu, birçok örneği vardır. Mesela çok değerli Anayasa Profesörü Mümtaz Soysal vardı. SHP’de görev aldı. DYP-SHP koalisyonunda Dış İşleri Bakanı oldu 4 ay sonra istifa etmişti. CHP’ye geçti. CHP’de genel başkanlığa aday oldu ve daha sonra CHP’den ayrılıp DSP’ye geçmişti. DSP’de milletvekili olmuş ve oradan da ayrılarak kendisi Bağımsız Cumhuriyet Partisini kurmuştu. Daha sonra genel başkanlıktan ayrılmış ve burada genel başkan Muhibe Müge Gülses olmuştu.
Yaşar Nuri Öztürk Hocayı sanırım herkes hatırlayacaktır. Çok değerli bir ilahiyat profesörüydü. CHP’den milletvekili seçilmişti. Daha sonra bu partiden ayrılarak kendisi Halkın Yükselişi Partisi adı altında yeni bir parti kurmuştu. 2005’te kurduğu bu partiden 2009 yılında istifa ederek ayrılmıştı.
Aynı şekilde son günlerin gündemi olan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu örneği de sanırım bu konuda örnek olabilir. Ak Parti’de siyasete başlamıştı. Dış İşleri Bakanlığı, milletvekilliği ve başbakanlık yapmıştı. 2016 yılında başbakanlıktan istifa etmişti. 2019 yılında kendi partisini kurmuştu. Ve şimdi gelinen aşamada 2026 yılında partisini feshederek kapattı.
Yani yanlış anlaşılmasın, örnek verdiğim bu üç isim de kendi branşlarında muhteşem isimler. Çok değerli hocalar. Çok önemli akademisyenler. Ancak siyasette istediklerini bulamayan isimler de sanırım diyebiliriz. Bu konuda örnekleri çoğaltabiliriz. Ancak bu üç isim herkesçe bilinen ve zamanının çok önemli isimleri olduğu için örnek verdim.
Mesela iyi bir siyaset bilimci akademisyenin iyi bir siyasetçi olacağını düşünmek çok doğru bir yaklaşım olmaz. Politika ayrı bir dal, akademisyenlik ayrı bir daldır, diye düşünüyorum.
Bu yazıyı da birilerine kinaye olsun, birilerini öveyim veya yereyim diye yazmadım. Sadece benim de doğru bulduğum bir bakış açısını ortaya koymak için yazdım.
Dostlukla kalın.