Konya
Az bulutlu
20°
Aksaray
Kapalı
24°
Karaman
Az bulutlu
19°

Arada Kalmak

YAYINLAMA:

Günümüz dünyasının en büyük problemlerinden birisi, kuşkusuz arada kalmaktır. Zira işler, görevler ve sorumluluklar ciddi oranda değişmiş, haklı ile haksız, hangi düzeyden ve hangi pencereden bakıldığına göre farklılaşmaya başlamıştır. Toplumsal menfaatler giderek bireyselliğe, hatta bireyin önce kendisini kurtarma düşüncesine dönüşmüştür. Bu durum adalet anlayışına da yansımış, insanı haklı olduğu konularda bile kuşkuya düşüren bir ortam ortaya çıkarmıştır.

Elbette bunda ışık hızıyla hareket eden düşüncelerin, değişen ortamların ve özellikle sosyal medyanın büyük etkisini göz ardı etmemek gerekir. Artık bir olayın gerçeğini anlamak için zaman ayırmak yerine, karşımıza çıkan ilk bilgiye inanabiliyor, birkaç saniye içinde bir düşünceyi savunup yine birkaç saniye sonra tam tersini söyleyebiliyoruz.

Bir hikâye olarak anlatılır.

Yıllar önce, savaşların aylarca, hatta yıllarca sürdüğü dönemlerde Müslümanlarla Hristiyanlar arasında bir savaş yaşanır. Savaş sırasında Hristiyan genç bir asker Müslüman olur. Ancak savaş devam ederken şehit düşer. Annesi, ölen oğlunun yanına gelir; ağlar, ağıtlar yakar. Oğlunun din değiştirmiş olmasını kabullenmekte zorlanan anne, “İsa’yı küstürdün, Muhammed seni tanımaz, arada kalan benim oğlum” diye yakınır.

Hikâyenin doğruluğundan çok, taşıdığı anlam önemlidir. Bu nedenle bugün belki de dünyanın en önemli sorunlarından birisi, arada kalan insanlardır.

Yüzyılların imbiğinden süzülen bir Türk atasözünde de “At izi it izine karışmış” denir. Bugün gerçekten de öyle bir noktaya gelindi ki haklı ile haksız, doğru ile yanlış, gerçek ile yalan, fakirlik ile zenginlik, hatta iyi ile kötü bile birbirine karışmış durumdadır.

Sosyal medya platformlarında her kafadan bir ses çıkıyor. Bir olayın ne olduğunu anlamadan önce herkes onun hakkında bir kanaate sahip oluyor. Üstelik kanaat artık bilgiye dayanmadan da oluşturulabiliyor. Görüntüler değiştirilebiliyor, sesler taklit edilebiliyor, olmayan konuşmalar varmış gibi gösterilebiliyor. Yapay zekâ sayesinde gerçeğe çok benzeyen sahte görüntüler ve belgeler üretilebiliyor. Böyle bir ortamda insanın gördüğüne, duyduğuna ve hatta kendi hafızasına bile şüpheyle yaklaşması mümkün hale geliyor.

Eskiden “Gözümle gördüm.” denildiğinde mesele büyük ölçüde kapanırdı. Şimdi gözle görülenin de gerçek olup olmadığını sormak gerekiyor.

İşte insanı asıl arada bırakan da budur.

Çünkü insan yalnızca iki seçenek arasında kalmıyor. Gerçek ile kurgu arasında, bilgi ile kanaat arasında, hak ile çıkar arasında, vicdan ile menfaat arasında kalıyor. Daha da önemlisi, insan bazen kendi doğruları ile gerçekler arasında da kalıyor.

İnsanın bir tarafta ait olduğu aile, çevre, kurum veya toplum, diğer tarafta ise kendi vicdanı var. Bir tarafta herkesin söylediği, diğer tarafta insanın içinden gelen ses var. Bir tarafta susmanın getireceği rahatlık, diğer tarafta ise doğru bildiğini söylemenin bedeli...

İnsan böyle zamanlarda yalnızca bir karar vermek zorunda değildir. Aynı zamanda hangi ölçüye göre karar vereceğine de karar vermek zorundadır.

Bu nedenle belki de çağımızın en büyük ihtiyacı budur: Ölçü.

Çünkü ölçü kaybolduğunda herkes kendisini haklı görmeye başlar. Haklılık kişiye göre değiştiğinde ise adalet duygusu zayıflar. Adalet duygusu zayıfladığında insanlar birbirine güvenmemeye başlar. Güvenin olmadığı yerde ise toplumun ortak zemini kaybolur.

Arada kalmak bazen kaçınılmazdır. İnsan karar vermekte zorlanabilir, yanılabilir, hatta bir süre neyin doğru olduğunu anlayamayabilir. Bunlar insan olmanın doğal sonucudur. Asıl tehlike, arada kalmanın bir yaşam biçimine dönüşmesidir. Çünkü sürekli arada kalan insan, bir süre sonra ne tarafa ait olduğunu değil, hangi tarafta daha az zarar göreceğini düşünmeye başlar.

Oysa insanın her zaman bir taraf seçmesi gerekmeyebilir. Bazen yapılması gereken, tarafların dışında durup gerçeği aramaktır. Haklıya haklı, haksıza haksız diyebilmek, kendi tarafımızdan olanın yanlışını da görebilmek, başkasının doğrusunu sırf bize ait olmadığı için reddetmemek gerekir.

Bugün belki de ihtiyacımız olan şey, daha fazla konuşmak değil, doğru olanı düşünebilmektir.

Çünkü bilgi çoğaldıkça gerçeğe ulaşmak kolaylaşmadı. Tam tersine, bilgi ile gürültü birbirine karıştı. İnsan, kalabalığın içinde yalnızca sesini değil, bazen kendi vicdanını da duyamaz hale geldi. Yani insan kendisini kaybetti, kalabalıklar içinde yalnızlaştı, giderek kendi sesinden bile uzaklaştı.

Ve belki de bugün insanlığın asıl meselesi, hangi tarafta olduğundan çok, doğrunun hangi tarafta olduğunu anlayabilmektir.

Günümüzde at izi it izine karışmış olabilir. Ancak insanın hâlâ bir pusulası vardır. O da kendi vicdanıdır.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız