Merhaba dostlar,
Yeni bir haftaya başladık. Buyurun başlayalım…
Ayrık otu misali, bir yerde bitmeye başladı mı ardı arkası kesilmiyor. Her yerde bitiyor, vazgeçmiyor. Faydası zararını bilemem ama varlığı insanı tedirgin ediyor.
Nereden geldik buraya?
İki yerden birine, gün olmasın ki bir belediyeye daha operasyon yapılmasın!
Denetleme ve adli süreçlerin son bir yıldır çalıştığı kadar bu denli nizami ve hızlı çalıştığını görmedik desek yalan olmaz.
Boşaltılan sadece belediye içleri olsa!
FON olayında Reis kafa koparmaya başladı. Devamı gelecek mi? Göreceğiz. Peki, ne kadar inandırıcı oluyor? Onu da izleyip göreceğiz.
Lakin bir bildiğim şey var: FON dosyası bile iktidarın oy potansiyelinde çok fazla değişim yapmadı. Ancak ortaya Kararsızlar Partisi'ni doğurdu!
Evet evet, Kararsızlar Partisi!
Genel başkanı olmayan, teşkilatı olmayan, sessiz ve beklemede kalan, tek sloganı “İzleyip görelim!” olan bir partinin varlığı son anketlerde ortaya çıktı.
Sessiz adamdan her zaman korkarım. Ne yapacağını tam anlamıyla kestiremezsin. Lakin çok konuşan çok hata yapar. Onun ne yapacağını az çok tahmin eder, ona göre hareket alırsın.
İşte bu Kararsızlar Partisi'ndeki sessizlik modu, her iki cenah için de tam bir avlanası argüman!
Neden mi?
Kararsızlar Partisi öncelikle muhalefete bakacak. Ekrem İmamoğlu'nun yürüttüğü mücadele bir direniş mi, yoksa siyasi bir şov mu? Bu süreçten bir şey elde edip edemeyeceğine bakacak. Özgür Özel'in tek başına yetip yetemeyeceğini süzecek.
Kılıçdar'ı zaten bir kenara atacak!
Bakın görün, ilk seçimde Kılıçdaroğlu iktidar ağacının altında gölge arayacak. Oradan bir umudu yok!
Gelelim milliyetçi cepheye…
Bu cephe de çok tehlikeli. Milliyetçi adıyla birleşemeyen ama tek vatan, tek millet bahsinden vazgeçmeyen bir ortam var.
Şahsi menfaatlerden dolayı mı bu cephe bölük pörçük oldu? O da bir soru işareti.
Bu cephe de birleşemezse Kararsızlar Partisi'nin en büyük arayışı, bu ekonomik çıkmazdan kurtaracak bir oluşuma yönelmek olabilir.
Bu ortam Babacan için de bir fırsata dönüşebilir mi? Pek emin değilim. Çünkü Sayın Babacan bana göre çok naif kalıyor. Sanki milletimiz daha ağır abi konuşan bir belagat seviyor, olmasın?
Tabii bunlar şu anlık siyasi atmosferin getirdiği düşünceler.
Burada bir şeye değinmeden geçemeyeceğim.
Kararsızlar, Anahtar ile kapı açabilir mi? Veya ne kadar açacak?
Onu da izleyip göreceğiz.
Lakin Ağıralioğlu, bana göre belagati yanında vaatleri ile de kendisini aranan muhalefet çizgisine oturtuyor.
Nereden mi?
Adam vaat veriyor!
Peki, siyasetin aslı nedir?
VAATTİR ARKADAŞLAR!
Vaat…
Emeklilikte intibak yasasını çıkaracağız.
2008 kök maaş uygulamasını iptal ediyoruz.
Tarımda girdi maliyetlerini üstleniyoruz.
TMO'ya bütün alımları yaptıracağız.
Devlet kreş açacak.
Kamu İhale Kanunu'nu değiştireceğiz.
Bunlar gibi vaatler veren bir muhalif parti lideri olarak adam bir şeyleri yapacağını, bunu da siyaset ağzıyla “Söz veriyoruz!” diyerek anlatıyor.
İşte burada ne kadar etkili olur, ne kadar inandırıcı olur, o ayrı mesele.
Ama muhalefete her zaman “Politikanızı anlatın, girdaptan nasıl çıkılır, nasıl çözülür söyleyin!” diye kendimizi yırttık.
Bu belagat yeterli olacak mı?
Onu da izleyip göreceğiz.
Buraya kadar tamam.
Bundan sonrasını AK Parti Genel Başkanı Sayın Erdoğan'ın atacağı siyasi adımlar, politikası ve rotası belirleyecektir.
İkna kabiliyeti ve siyasi tecrübesi hakikaten çok ama çok üstün olan Sayın Erdoğan'ın, bana göre muhalefete rahat vermeyeceği ortada.
Görün bakın, seçime az bir zaman kala Kararsızlar Partisi “Ne varsa onda var!” diyebilir mi?
Bu haftalık da bu kadar diyor, sizleri Rabbime emanet ediyorum.
Sağlıcakla kalın.