Konya
Açık
31°
Aksaray
Açık
32°
Karaman
Açık
31°

Ebabilden Al Haberi

YAYINLAMA:

Ebabil küçücük bir kuş ama etkisi kendisinden onlarca kat büyük. Bilindiği üzere, İslam tarihinde ebabil kuşlarının Kâbe’yi yıkmak üzere harekete geçen Ebrehe’nin ordusunu nasıl perişan ettiği anlatılır. Kuş küçücüktür, sürekli uçar ve neredeyse hayatını kanatları üzerinde geçirir. Buna karşılık dev bir ordu, kuşların ağızlarından attıkları rivayet edilen küçücük taşlarla adeta yok olur. 

Küçücük canlıların büyük sonuçlar doğurabileceğini anlatan başka bir hikâye de Çin’den gelir. Bu kez karşımızda ebabil değil, serçe vardır.

Serçe de küçücük bir kuştur. İnsan yerleşimlerinin çevresinde yaşamaya alışmış, insanla iç içe varlığını sürdüregelmiştir. Fakat serçenin kaderi 1958 yılında Çin’de değişir. Çin Halk Cumhuriyeti lideri Mao Zedong, ülkeyi hızla kalkındırmak amacıyla Büyük İleri Atılım adı verilen devasa bir toplumsal ve ekonomik seferberlik başlatır. Bu dönemin en tartışmalı uygulamalarından biri hijyeni ve tarımsal üretimi artırmak amacıyla yürütülen Dört Zararlı Kampanyasıdır. Amaç tarımsal üretimde sorun oluşturan zararlıların yok edilmesiyle üretimin artırılmasıdır.

Hedefte sivrisinekler, sinekler, sıçanlar ve serçeler vardır.

Çin yönetimi, serçelerin tahılları tüketerek tarımsal üretimi azalttığını düşünüyordu. Dolayısıyla serçelerin ortadan kaldırılmasıyla tarlalarda daha fazla tahıl kalacağı ve üretimin artacağı varsayılıyordu. İlk bakışta oldukça mantıklı görünen bu hesap, doğanın yalnızca tek bir değişkenden oluşmadığını gözden kaçırıyordu.

Bir Halkın Kuşlara Topyekûn Savaş Açması

Çin halkı 1958 ilkbaharında serçeleri yok etmek için adeta seferber edildi. Yaşlısından çocuğuna, köylüsünden memuruna kadar milyonlarca insan bu kampanyaya katıldı. Uygulama basitti, serçelerin konmasını engellemek için tencere, tava, davul ve başka araçlarla sürekli gürültü çıkarıldı. Amaç, kuşları havada tutarak yorgunluktan düşmelerini sağlamak ve yakalayarak yok etmekti. Ağaçlarda, çatılarda her nerede bir serçe yuvası varsa bozuldu, yumurtaları kırıldı, yavrular öldürüldü. Kuşları yakalamak ve öldürmek için her türlü yöntem kullanıldı. Kampanya kısa sürede büyük bir başarı olarak sunuldu. Çok sayıda serçe öldürüldü, kampanyaya katılanlar ödüllendirildi. İnsanlar, doğaya karşı kazandıkları zaferin kutlamasını yapıyordu.

Oysa asıl hikâye henüz başlamamıştı.

Doğanın Hesabı

Politika yapıcıların gözden kaçırdığı basit fakat hayati bir biyolojik gerçek vardı. Serçeler yalnızca tahıl yemiyordu. Özellikle yavrularını beslerken çok miktarda böcek de tüketiyorlardı. Serçelerin sayısındaki ani ve büyük oranda azalma, tarlalardaki doğal avcı–av ilişkisini değiştirdi. Besin zinciri bozuldu. Böcek popülasyonları üzerindeki doğal baskı kalktı. Zararlı böceklerin ve özellikle çekirgelerin artışı tarımsal üretim üzerinde ciddi baskı oluşturdu. Üretim artışı beklenirken tersine böceklerden dolayı üretimde azalmalar meydana geldi. 

İşte doğanın bize verdiği ders burada başlıyor. Bir canlıyı yalnızca “zararlı” veya “yararlı” diye sınıflandırmak, ekosistemin gerçek işleyişini anlamaya yetmez. Bir canlı bizim gözümüzde zararlı olabilir, fakat aynı canlı başka bir canlı için besin, bir başka tür için ise ekosistemin devamlılığını sağlayan önemli bir halka olabilir.

Doğada hiçbir canlı tek başına yaşamaz/yaşayamaz.

Bir türü ortadan kaldırdığınızda yalnızca o türü yok etmiş olmazsınız. Onunla beslenenleri, onunla rekabet edenleri ve onunla başka biçimlerde ilişkisi olanları da etkilersiniz. Bir halkayı kopardığınızda zincirin tamamının davranışı değişebilir. Bu nedenle biyolojik dengenin korunması, üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak açısından hayati öneme sahiptir. 

Kıtlık ve Büyük Bir Yanılgı

Serçe kampanyasının ardından yaşanan tarımsal sorunlar, Çin’in Büyük İleri Atılım dönemindeki diğer ekonomik ve tarımsal politikalarla birleşti. Aşırı üretim hedefleri, zorunlu kollektifleştirme, yanlış tarımsal uygulamalar, ürünlerin gerçekçi olmayan biçimde raporlanması ve çeşitli çevresel sorunlarla birleşerek büyük bir gıda krizinin çıkmasına neden oldu. 

Büyük Çin Kıtlığı, 1959–1961 dönemindeki modern tarihin en ağır insani felaketlerinden birisi oldu. Açlıktan ölümlerin sayısı konusunda farklı tahminler bulunmakla birlikte, milyonlarca insan gıda bulamadığı için hayatını kaybetti. Elbette serçelerin yok edilmesi tek başına bu felaketin nedeni değildi. Fakat ekolojik sistemin yanlış okunabileceğini gösteren çarpıcı örneklerden birisi olarak tarihe geçti.

Hatanın fark edilmesiyle birlikte 1960 yılında serçeler Dört Zararlı Kampanyası'nın hedeflerinden çıkarıldı. Yerlerine tahtakuruları konuldu. Çin'in serçe popülasyonunu yeniden oluşturmak için Sovyetler Birliği'nden serçe getirildiği de biliniyor. Böylece Çin, yok ettiği küçük kuşun ekosistem açısından ne kadar önemli olduğunu acı bir deneyimle öğrenmiş oldu.

Küçük Canlı, Büyük Ders

Serçe hikâyesinin asıl önemi, yalnızca Çin'de yaşanmış tarihsel bir olay olmasından kaynaklanmıyor. Bugün de insan, doğaya müdahale ederken çoğu zaman aynı yanılgıya düşüyor.

Bir canlı çoğaldığında “zararlı”, azaldığında “faydalı” olarak görülüyor. Bir böceği öldürdüğümüzde yalnızca böceği ortadan kaldırdığımızı düşünüyoruz. Bir yırtıcı hayvanın sayısını azalttığımızda da bunun yalnızca o hayvanı ilgilendirdiğini sanıyoruz. Oysa ekosistem, birbirinden bağımsız canlıların oluşturduğu bir topluluk değil sürekli etkileşim hâlindeki karmaşık bir sistemdir.

Orman yangınları, istilacı türlerle mücadele, aşırı avcılık, sulak alanların kurutulması, yanlış pestisit kullanımı ve bazı hayvan popülasyonlarının kontrolsüz biçimde azaltılması bize aynı gerçeği hatırlatıyor: Doğanın hesabı insanın hesabından daha karmaşıktır.

Avustralya’da deve popülasyonlarının kontrolüne yönelik tartışmalar da benzer bir soruyu gündeme getiriyor. Bir bölgede fazla görünen bir canlıyı ortadan kaldırmanın yalnızca o canlı üzerindeki etkisini değil, su kaynaklarından bitki örtüsüne, diğer hayvanlardan yerel ekosistemlere kadar uzanan sonuçlarını birlikte değerlendirmek gerekir.

Doğaya kafa tutmak kolaydır. Zor olan ise doğanın nasıl çalıştığını anlamaktır.

İnsan, teknolojisi ve bilgisi sayesinde doğayı değiştirebileceğini düşünüyor. Gerçekten de değiştirebiliyor. Ancak değiştirebilmek, daha iyi hâle getirebilmek anlamına gelmiyor.

Bazen küçücük bir kuşun yokluğu, koca bir tarım sistemini etkileyebiliyor.

Bu nedenle ebabilin hikâyesinden de serçenin hikâyesinden de alacağımız ders aynı: Doğa küçüktür, ama hesabı büyüktür.

Ve doğaya müdahale etmeden önce, “Bundan ne kazanacağız?” sorusu kadar, “Bunun ardından neyi kaybedebiliriz?” sorusunu sormak gerekir.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız