Dünya neyle uğraşıyor?
Merhaba dostlar…
Ağustos ayıyla birlikte ülkemizde yine bildik siyasi gündemlerle meşgulüz.
Biz yeni parti, eski parti, kim kime geçti, hangi belediyede ne oldu derken sanki memleketin tek gündemi bunlarmış gibi davranıyoruz. Oysa artan maliyetler karşısında her gün biraz daha ezilen üretici, yavaşlayan sanayi, durma noktasına gelen satışlar ve yüzde 30'lu seviyelerde inatla kalan enflasyon kimsenin gündeminde hak ettiği kadar yer bulamıyor.
Gelin bugün biraz da dünyaya bakalım.
Çünkü dünya öyle bir hızla değişiyor ki, orada yaşanan her gelişme dönüp dolaşıp bizim cebimize, fabrikamıza, ihracatımıza ve soframıza dokunuyor.
Hürmüz'de kimin borusu ötecek?
Orta Doğu'da ABD ile İran arasındaki gerilim ne tam olarak bitiyor ne de tam anlamıyla savaşa dönüşüyor.
Bugün meselenin merkezinde Hürmüz Boğazı var.
Aslında kavga petrol değil; o deniz yolunda kimin söz sahibi olacağı.
İran boğazın güvenliğinde söz sahibi olmak isterken ABD buna karşı çıkıyor.
İran destekli Husilerin Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırıları da boşuna değil.
Çünkü İran açısından hem Hürmüz hem de Kızıldeniz yalnızca bir deniz yolu değil, aynı zamanda güç ve egemenlik meselesi.
Hürmüz'ün yeniden açılması petrol piyasasını rahatlatabilir. Ancak Süveyş-Kızıldeniz hattı güvenli hâle gelmezse Asya ile Avrupa arasındaki yük taşımacılığı pahalı olmaya devam edecek.
Burada Türkiye için önemli bir fırsat doğuyor.
Deniz yolları riskli hâle geldikçe Türkiye'nin Orta Koridor üzerindeki önemi daha da artıyor.
Ancak sadece "Türkiye köprüdür" demek yetmez.
Limanlarımızı, demir yollarımızı, gümrük sistemimizi ve lojistik altyapımızı güçlendiremezsek köprü biz oluruz ama kazanan başkaları olur.
Bizleri yakından ilgilendiren bir başka savaş ise Rusya-Ukrayna savaşı.
İhracat yapan sanayicimiz yıllarca bu pazarlara girebilmek için büyük emek verdi; kalite standartlarına uydu, belgelerini aldı, bayi ağları kurdu. Tam düzen oturdu derken savaş başladı ve bölge adeta kilitlendi.
Rusya-Ukrayna savaşı artık iki ülkenin savaşı değil
ABD, Ukrayna'nın hava savunmasını güçlendirmek için Patriot görüşmelerini sürdürüyor.
Öte yandan Ukrayna, Kuzey Kore'ye ait bir füze biriminin Rusya'da konuşlandırıldığını iddia ediyor.
Doğru çıkarsa bu, savaşın artık yalnızca Rusya ile Ukrayna arasında olmadığını gösterir.
Bir tarafta ABD ve Avrupa'nın desteği, diğer tarafta Rusya'nın yanında yer alan aktörler...
Bu bilgileri nereden alıyorsun derseniz; Reuters başta olmak üzere uluslararası haber ajanslarını ve yabancı kaynakları takip ederek yazıyorum. Kafama göre yorum üretmiyorum.
Savaş uzadıkça kazanan silah sanayisi oluyor, kaybeden ise yine insanlar.
Çin içeride müşteri bulamıyor, dışarıya satıyor
Dünyanın bir diğer önemli gündemi ise Çin.
Çin'in ihracatı güçlü seyrediyor. Özellikle yapay zekâ, teknoloji ve otomotiv sektörleri ihracatı ayakta tutuyor.
Ancak içeride tüketim zayıf.
Yani Çin, içeride bulamadığı müşteriyi dışarıda arıyor.
İşte bu durum Türkiye açısından çok önemli.
Çin'in iç pazarı yavaşladıkça fabrikalar üretim fazlasını dünya pazarlarına daha düşük fiyatlarla gönderecek.
Daha önce de yazdığım gibi Türk üreticisi artık yalnızca kendi rakibiyle değil, Çin'in fiyat politikasıyla da mücadele ediyor.
ABD'nin Çin'e karşı teknoloji alanında aldığı yeni tedbirler de gösteriyor ki artık rekabet yalnızca çip üretiminde değil; veri merkezlerinde, yapay zekâda, bataryada, elektrikli araçlarda ve kritik minerallerde yaşanıyor.
Peki bütün bunlar Türkiye için ne ifade ediyor?
Enerji fiyatları yeniden yükselebilir.
Karadeniz'deki güvenlik sorunu navlun ve sigorta maliyetlerini artırabilir.
Çin'in ucuz üretimi Türk sanayicisini daha fazla zorlayabilir.
Ama madalyonun bir de diğer yüzü var.
Orta Koridor'un değeri artıyor.
Türkiye Avrupa için daha önemli bir üretim ve lojistik merkezi hâline gelebilir.
Savunma sanayisi ve ağır sanayi için yeni fırsatlar doğabilir.
Avrupa Çin'e olan bağımlılığını azaltmak isterse Türkiye bundan önemli pay alabilir.
Sonuç olarak...
Biz içeride kimin hangi partiye geçtiğini, hangi belediyede ne olduğunu tartışırken dünya enerji yollarını, ticaret koridorlarını ve teknolojiyi paylaşma mücadelesi veriyor.
Elbette ülke gündemini takip edelim.
Ama dünyada olup biteni de kaçırmayalım.
Çünkü Hürmüz'de alınan bir karar Konya'daki fabrikanın elektrik maliyetini, Karadeniz'de vurulan bir gemi kullandığımız çeliğin fiyatını, Çin'in ihracat politikası ise Avrupa'ya satmaya çalıştığımız ürünün rekabet gücünü değiştirebilir.
Dünya küçülmedi belki ama meseleler birbirine hiç olmadığı kadar yaklaştı.
Ayda bir de olsa başımızı kaldırıp dünyaya bakmakta fayda var diye düşünüyorum.
Sağlıcakla kalın.