Konya
Açık
31°
Aksaray
Açık
32°
Karaman
Açık
31°

CHP’de 2010 kırılması ve Yeni Parti arayışı

YAYINLAMA:

Dün Ak Parti’nin 25 sene öncesinden bahsetmiştim. Bugün de 2010 CHP’sine, 16 yıl önceye dönelim istiyorum. Çünkü başlangıçların tespitini yapamazsak sonuçlara ulaşmak konusunda yetersiz kalırız. 

Genel başkanlığı bırakan Merhum Deniz Baykal’la, 14 Mayıs 2010’da bir görüşme yapan Kemal Kılıçdaroğlu, bu görüşmenin sonucunda istediği desteği Baykal’dan alamamıştı. Baykal “Parti örgütünün desteğini almadan aday olma” demişti. Ardından yaptığı açıklamada Kılıçdaroğlu aday olmayacağını basına açıklamıştı. Aradan 2 gün geçtikten sonra bu sefer aday olduğunu açıklayan bir açıklama yaptı. Tabii bu iki gün içerisinde neler değişti, neler konuşuldu, bunlar bir muammadır. 

Kılıçdaroğlu birileri tarafından genel başkanlığa aday gösterilmiştir. Genelde CHP’liler bunu Önder Sav’ın girişimleriyle olduğunu zannederler ama Önder Sav’ın buradaki girişimi sadece Baykal’ın koltuktan indirilmesiyle ilgilidir. (Önder Sav birilerinin adamıdır gibi falan düşünmeyin. Önder Sav hizbi seven, “ben yaptım, ben çözdüm” gibi egosu yüksek kelimeleri seven bir siyasetçidir. Onun için tabiri caizse ‘atraksiyon’ olsun da ne olursa olsun” mantığında bir kişidir. Zaten öteki türlü etkili bir siyasetçi olsa, partinin başına geçmeye çalışır, bunun örgütlenmesini yapardı. Parti içerisindeki huzursuzluklarda hep adı geçmiştir. Baykal zamanında parti içerisinde Eşref Erdem ekibiyle huzursuzluğun arkasında da ismi vardır; Baykal’ın istifasının arkasında da adı geçmiştir; Kılıçdaroğlu’nun hem gelişinde hem de en son gidişinde de adı, konuşulanlar arasındadır.) Ama Sav, yapılan bir şeyin bozulmasının kolaylığı ilkesinden yola çıkmıştır. Yani Önder Sav’a “hadi bir parti kur da örgütlenme yap” deseniz başarılı olamaz ama “hadi şu partiyi ayrıştıralım” derseniz başarılı olması kuvvetle muhtemeldir. (Hani bu “aynayı kırmak kolaydır ama tamir etmek zordur” mantığı gibi düşünmek lazım)

Kılıçdaroğlu 2010’da CHP’nin başına getirildiğinde amaç neydi diye soranlarınız vardır. 1990’lı yıllarda (hatırlayanlarınız olacaktır) İkinci Cumhuriyetçiler çıkmışlardı. Bunların derdi, 1923 devriminin etkilerinden kurtulup artık yeni bir sistemle ilerleme talebiydi. Bu sistemde de Atatürk olmayacaktı. Atatürk’ün ilkeleri olmayacaktı. Ve de CHP olmayacaktı.

Tabii ki Atatürksüz bir Türkiye’yi marjinal bir kesimin dışında kalan, milli duygulara sahip, ülkesini milletini seven insanlara kabul ettirmek imkansızdı. Ve hala imkansızdır. Aynı zamanda pratik göstermiştir ki, ülkenin ilerlemesi için Atatürk’ün ilkelerine sahip çıkmak olmazsa olmazdır. 

Bu, desteği nereden aldıkları belli olmayan ikinci cumhuriyetçi güruh, Atatürk üzerinden yol alamayacaklarını anlayınca “CHP’yi nasıl yok ederiz” düşüncesine sarıldılar. Türk Halkının, iktidar yapmasa bile CHP tutkusu farklıdır. “CHP iktidar olmasa bile yaşamalıdır” düşüncesi Türk Halkının fikrini oluşturur. Dolayısıyla CHP’yi yok edemeyeceğini anlayanlar CHP’nin içini boşaltmanın en kolay yol olacağını belirlediler. Ve Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa gelmesiyle öncelikle parti içerisindeki Atatürkçü ve ulusalcı kanadı temizlemeye başladılar. Buradaki hedef, adı CHP olan ancak ideolojik olarak CHP’yle alakası olmayan bir parti oluşturmaktı. 

Bu arada Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmasını destekleyenler aynı zamanda kadrosunu da kendilerine göre oluşturmak istiyorlardı. 2011 seçimlerinde Özgür Özel’in de siyasete girmesi sağlandı. 2011 yılına kadar siyasetle alakası olmayan Özel 2011 seçimlerinde yeni bir CHP oluşturmak için yerini aldı. 

Sonraki 12 yılda Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı konusunu herkes takip etmiştir. Kılıçdaroğlu’nu genel başkanlığa getiren güçler, aynı zamanda Özgür Özel’i Kılıçdaroğlu’nun yanında görevlendirmiş ve zamanı gelince de 2023’te Kılıçdaroğlu’nu bırakıp Özgür Özel’e destek vermeye başlamışlardır. 

Tabii ki ortadaki oyunu büyüklüğünü gören Kılıçdaroğlu geç de olsa “uyanmış” ve de bozulmasında kendisinin de emeğinin çok olduğu CHP’ye sahip çıkması gerekliliği hasıl olmuştur. 

Bu arada zaten “CHP’nin müzeye kalkması gerekliliğini” savunan yapı; Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla tekrar CHP’nin başa geçmesini fırsat bilip, Özgür Özel’i kahramanlaştırıp, “CHP’yi ortadan kaldırabiliriz” düşüncesini harekete geçirdi. Yeni kurulan partinin adı “Yeni Parti” oldu. Sosyal Demokrat Parti olmadı, Halkçı Parti olmadı, Sol Parti olmadı, merkez sol ve sol adına bir isim olmadı. 1993’te Yusuf Bozkurt Özal’ın kurduğu partinin adını aldı. 

Yusuf Bozkurt Özal 1993’te Yeni Parti’yi kurmuştu. Amacı da ağabeyi Turgut Özal’ın ölümünden önce hazırladığı “İkinci Değişim Programının” uygulanması idi. Bu program neyi kapsıyordu derseniz, neoliberalizmin geliştirilmesi demek sanırım en kısa cevabı olur.

İşte 1993’te kurulup 1997’ye kadar siyasi hayatını devam ettiren Yeni Parti 29 sene sonra yeniden kuruldu.

Şimdi Atatürk’ün CHP yapısını devam ettirmek isteyenlerle, Yeni Partiyi devam ettirmek isteyenler arasında bir kavga gibi gözüken olayın, aslında sistem değişikliğinden yola çıkan bir “merkez sol” ve “neoliberal sol” (ne demekse) arasında bir kavga olduğunu değerlendirmek gerekir. 

Ülkeye her zaman bir merkez sol parti gerekmektedir. Ancak neoliberalizmin bu ülkeye katkısını beklemek biraz hayalperestlik olur.

Dostlukla kalın.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız