Suriye’de Kimin Borusu Ötecek?
İç gelişmelerimiz, çerçeve yasa tasarısının yasalaşmasıyla ilgili süreç devam ederken, çok konuşulmayan ancak bizi yakından ilgilendiren Suriye meselesine aklımızın erdiğince bir göz atalım.
Suriye konusuna girmeden önce ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik açıklamalarına değinmek gerekir. Trump, füze saldırılarıyla diz çöktürülemeyen İran’a karşı görülmemiş bir ambargo uygulanacağını söyledi. Bu açıklama yalnızca İran’a değil, İran’la ticari ilişkileri bulunan ülkelere de verilmiş bir gözdağı niteliğindeydi. Nitekim Birleşik Arap Emirlikleri’nin İran’la ilişkilerini dondurduğu yönünde açıklamalar geldi.
Ancak burada son sözü Çin söyleyecektir. Çin’in nasıl bir tavır alacağı, bana göre son derece önemli olacaktır.
Suriye’de neler oluyor?
İsrail’in Suriye’deki Ebu Zuhur Hava Üssü’nü vurması ve İsrail yönetiminin Türkiye’yi doğrudan uyarması, bence basında çok yer edınmedi konuşulmadı da. Bölgedeki rekabetin ne boyutlara ulaştığına gelin bir bakalım.
Bizim o üssü ziyaret etmemizin ardından İsrail tarafından vurulması tesadüf müydü? Verilmek istenen mesaj oldukça açık değil mi?
Dahası, İsrail Savunma Bakanı Katz’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı açıkça “tehlikeli maceralara girmemesi” konusunda uyarması, bölgedeki gerilimin boyutunu ortaya koyuyor.
Katz, bu tehdit diliyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bence hiç tanımıyor. Yirmi beş yıl boyunca iktidarda kalacaksınız; ABD başta olmak üzere dünyanın en güçlü ülkelerinin liderleriyle yakın ilişkiler kuracak, bölgesel dengelerde Türkiye’nin ağırlığını artıracaksınız. Sonra da birkaç tehditkâr açıklamayla geri adım atacağınızı düşüneceksiniz. Gülüyorum.
Bu söylem ya Erdoğan’ı ve Türkiye’nin son yıllarda kazandığı siyasi tecrübeyi hiç anlamamak yada düpedüz aptallıktır diye düşünüyorum.
Bana göre asıl mesele, Suriye’de kimin borusunun öteceği tartışmasıdır. Türkiye, Ahmet Şara yönetimindeki Suriye’nin ordusunu ve devlet kapasitesini yeniden oluşturmasını destekliyor. İsrail ise güçlü ve Türkiye destekli bir Suriye’yi kendisi açısından tehdit olarak görüyor desem, yanlış olmaz.
Asıl dikkat çekici nokta ise ABD’nin, İsrail’in gerçekleştirdiği bu saldırıyı destekleyen açık bir açıklama yapmamış olmasıdır.
Türkiye’nin Suriye’deki hedefi yalnızca güvenlikten ibaret değildir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın açıklamalarına kulak vermek gerekir. Bayraktar, Türkiye’nin Suriye hükümetiyle birlikte petrol ve doğal gaz aramaya hazır olduğunu söyledi.
Bu gelişme; enerji sondajı, boru hatları, iş makineleri ve benzeri sektörlerin önünü açabilir. Petrole bağımlı bir ülke olan Türkiye için bu durum, bulunmaz bir nimet olarak değerlendirilebilir.
Savunma sanayisi ve devlet meselesi
Seversiniz ya da sevmezsiniz; bu iktidarın, bana göre, yaptığı en büyük hamlelerden biri savunma sanayisine verdiği destektir.
Doğumuzda, güneyimizde ve kuzeyimizde savaşların ve savaş çığırtkanlığının yükseldiği bir dönemde, Türk milletinin üretme gücü bilimle birleştiğinde ortaya çok güzel işler çıkıyor. Savunma sanayisine ne kadar bütçe ayrılırsa ayrılsın, ne kadar yatırım yapılırsa yapılsın, buna kimsenin itiraz edeceğini düşünmüyorum. İtiraz edenden de zaten şüphe ederim.
Keşke aynı başarıyı adalet mekanizmasında da daha etkili bir biçimde gösterebilsek. Ancak Akın Gürlek’in kimseye nefes aldırmayacağı konusunda birçok kişinin hemfikir olduğu görülüyor.
Devletin üzerinde hiçbir gücü, cemiyeti, cemaati veya suç örgütünü kabul etmek mümkün değildir. Adı ne olursa olsun, devletin varlığını yok saymak büyük bir ahmaklık değil midir?
Çerçeve yasa ne getiriyor?
Çerçeve yasa konusunda da kısaca birkaç şey söylemek gerekir.
Yurt dışında, başta Avrupa olmak üzere, yapılan değerlendirmelerde bu düzenleme “sınırlı af” veya “şartlı af” olarak nitelendirildi. Bunun tam ve genel bir af olmadığı vurgulandı. Öcalan ile üst düzey yöneticilerin kapsam dışında bırakıldığı; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar ve bazı suçlardan hüküm giymiş kişilerin de düzenlemeden yararlanamayacağı ifade edildi.
Reuters ise çerçeve yasayı, PKK’nın dağıtılması için yasal bir çerçeve oluşturan tarihî bir adım olarak nitelendirdi.
Türkiye açısından artık olan oldu, çıkan çıktı. Bundan sonra asıl mesele, yasanın kendisinden çok silahsızlanmanın nasıl doğrulanacağıdır.
Gerçek anlamda kalıcı bir silahsızlanma sağlanırsa, Güneydoğu Anadolu Bölgesi için Cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş bir yatırım ortamı oluşabilir mi?
Irak’la ticaret daha da gelişir mi? Suriye sınırındaki lojistik imkânların önü daha fazla açılır mı?
Elbette bunların gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini zaman gösterecek. Belki de bütün bunlar yalnızca hayalden ibarettir. Ancak bildiğim bir şey var: Eğer bu süreç yalnızca siyasi bir pazarlık unsuru olarak kullanılırsa, bütün bu ihtimaller rafta kalır. Değişmez koltukların sahipleri yerlerinde oturmaya devam eder, biz de yazmaya devam ederiz.
Sağlıcakla kalın.