Konya
Açık
31°
Aksaray
Açık
32°
Karaman
Açık
31°

Algı ve Anlayışta Estetik

YAYINLAMA:

Atasözleri, bir toplumun yüzyıllar boyunca biriktirdiği deneyimlerin, gözlemlerin ve kültürel hafızanın en somut halidir. Gerçekte yüzyılların imbiğinden süzülen altın damlalarıdır. Az sözle çok şey anlatma sanatının en nadide örneklerinden biri olan "Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az" atasözü, algı, kavrayış, iletişim biçimleri ve insan ilişkilerinin derinliklerine ışık tutan muazzam bir sözdür. Bu söz, mesajın gücünün yalnızca onu iletenin ses tonunda veya kurduğu cümlenin uzunluğunda değil, mesajı merkeze alan zihnin açık ve idrak kapasitesi ölçüsünde anlam bulur. 

Bu atasözü algı ve anlayıştaki incelik, güzellik ve estetikle birleşen söz olarak toplumun zihninde yer etmiştir. Böylece toplumsal algı kendi içinde derin bir kültür hazinesine dönüşmüş, mesaja estetik bir incelik katmıştır. Sözün ilk kısmında yer alan "Anlayana sivrisinek saz" ifadesi, yüksek bir kavrayış yeteneğine, empatiye ve zihinsel esnekliğe işaret eder. İnce düşünceli, feraset sahibi, algıları açık bir insan için büyük uyarılara, sert eleştirilere veya uzun sözlere gerek yoktur. Bazen hafif bir ima, küçük bir bakış veya adeta bir sivrisineğin kanat çırpışı kadar narin, zayıf, cılız bir işaret dahi hakikatin görülmesi için yeterlidir. Burada "sivrisinek sesinin saz gibi gelmesi" en küçük bir sembolün veya sesin bile anlam dünyasını derinden etkileyebilme gücünü temsil eder.

Bu tür bir kavrayış yalnızca kişinin sözel iletişime değil, hayatın getirdiği ipuçlarına, örtük mesajlara ve karşısındaki insanın hal ve hareketlerine karşı da duyarlı olduğunu gösterir. Alim, arif ya da basiretli olarak tanımlanan bireyler, söylenmeyenleri dahi duyabilen, satır aralarını okuyabilen insanlardır. Onlar için bilgi ya da uyarı, en zarif haliyle sunulduğunda bile karşılığını bulur. Bugünün sosyal medya platformlarının olmadığı, herkesin herkesle yüzyüze görüştüğü ortamlarda bakışlar, sözler, dahası davranışlar kimsenin kimseyi kırmayacağı şekilde yapılırdı. İkram ve izzetlerin adabı, her davranışın, bakışın bir anlamı vardı. Toplum kendi içindeki dertleri, sıkıntıları, üzüntü ve keyifleri de bu şekilde yaşar, sorunları yine kendi içinde çözerdi. Çocukların eğitimleri de bu zarafetin bir parçasıydı. Hiç unutmam bir akrabamızın babası, yaşıtımız oğluna “kapa ağzını sinek kaçar” diyerek toplum içinde ağzı açık biçimde durulmayacağını nazik bir şekilde çocuğuna anlatmıştı. O zaman için sözün derinliğini anlamasak, gülüp geçsek de bugün sözdeki derinliğin, inceliğinin ve kırmadan yapılan uyarının önemini anlayabiliyorum. 

Sözün ikinci kısmı olan "Anlamayana davul zurna az" ifadesi ise tam tersi bir zihinsel ve ruhsal durumu resmeder. Anlamak istemeyen, önyargılarına hapsolmuş, duyarlılığını kaybetmiş ya da algı kapasitesi sınırlı bir bireye ne kadar söylerseniz söyleyin ne kadar büyük kanıtlar sunsanız da kâr etmez. Davul ve zurna, en yüksek sesli, en baskın ve göz ardı edilmesi imkânsız enstrümanlardandır. Ancak zihni kapalı bir insan için bu denli yüksek ses dahi, bir anlam ifade etmez, sadece gürültüden ibaret kalır. Zira idrak eksikliği, kişide algılama direnci oluşturur ve anlasa da anlamak istemez. Bu durum menfaat durumunda da böyledir. Anlar ama anlamamazlıktan gelir. 

Burada "anlamamak" durumu, her zaman zekâ eksikliğiyle ilgili değildir. Bu çoğu zaman ciddiyetsizlik, kibir, duyarsızlık veya bilerek duymamazlıktan gelme duruşudur. Birey kendi doğru bildiklerinin dışına çıkmaya, kendini geliştirmeye ya da karşısındakini gerçekten dinlemeye niyetli değilse, iletilen mesajın büyüklüğü veya şiddeti hiçbir şey ifade etmez.

Günümüz modern dünyasında bilgiye ulaşmak son derece kolaylaşmış, iletişim kanalları hiç olmadığı kadar çoğalmıştır. Ancak iletişim imkanlarının artması, nitelikli bir anlayışın veya derinlemesine bir kavrayışın geliştiği anlamına gelmemektedir. Büyüyen gürültü çağında insanlar adeta "davul zurna" seviyesindeki uyarılara bile duyarsızlaşmakta, mesaj bombardımanı altında anlayışlarını kaybetmektedir.

Aslında atasözü, etkili iletişimin temeline "dinleme ve anlama" ahlakını koyar. Karşılıklı diyaloglarda sorunun çoğu zaman mesaj veren tarafta değil, mesajı alan tarafın tutumunda olduğunu hatırlatır. Empati ve basiretten yoksun bir zihniyete ne kadar dil dökülürse dökülsün, harcanan çabanın boşa gideceğini açık bir dille ifade eder.

"Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az" atasözü, insan ilişkilerinde boşa çaba harcamamak ve enerjiyi doğru kullanmak adına emsalsiz bir örnektir. İnsan, çevresine karşı duyarlılığını artırdığı, önyargılarını kırdığı ve zihnini öğrenmeye açtığı sürece incelikleri fark edebilir, yani sivrisineğin sesindeki mesajı anlayabilir. Aksi takdirde, hayatın sunduğu en yüksek sesli dersler bile bir kulaktan girip diğerinden çıkmaya mahkumdur. Bu nedenle asıl mesele, çok konuşmak ya da yüksek sesle bağırmak değil, muhatabın anlama kapasitesine ve niyetine göre mesaja anlam katabilmektir. 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız