Fon, Hastane, CİMER ve Filistin
Bugün biraz eleştiri günümdeyim. Tabii ki öncelikle çok konuşulan “fon” olayı ile ilgili birkaç kelime yazmak istiyorum. CİMER, hastane randevuları hakkında da birkaç kelime yazacağım. Ama bu kadar eleştirinin üzerine bir de güzel bir şeyden bahsetmek gerekir; Filistin Milli Takımı ve Konyaspor maçından da bahsedeceğim.
FON OLAYINDA CEVAP BEKLEYEN SORULAR
Öncelikle şunu belirteyim, ülkemizde yolsuzluklarla ilgili olarak kimsenin kimseye laf söyleme hakkı yok. Bir toplum açısından en tehlikeli gelişmelerden biri, hukuksuzluğun ve haksız kazancın sıradanlaşmaya başladığı yönündeki algıdır. Çünkü insanlar, kuralların herkese eşit uygulanmadığına inanmaya başladıklarında yalnızca hukuka değil, birbirlerine olan güvenlerini de kaybederler.
Fon konusunda da teknik bilgiler falan vermeyeceğim. Onu zaten neredeyse 24 saat basından takip ediyorsunuz. Ama sonucunda hemen hemen aynı durumda olan kişiler arasında cezai bakımdan farklılıklar oluşuyorsa onun değerlendirmesini daha dikkatli yapmalıdır.
Vatandaş, eski bakanın sadece parti görevlerini bırakmakla bu işten sıyrıldığını düşünürken, hemen hemen aynı durumda olan bir başkasının mallarına el konuyor ve yakalama kararı çıkarılıyorsa, burada bir garabet vardır. Ve bunu vatandaşlara anlatmak zordur.
Sokağa çıktığımızda konuştuğumuz vatandaş aynen böyle düşünmektedir. İşin ilginç tarafı bu sefer Ak Partili vatandaş da aynı düşünceye sahiptir. Ve de suç işleyen mahkeme önünde hesap versin noktasına vatandaş da gelmiştir.
Partiden atmak, hukuk devletlerinde cezai bir işlem değildir. Cezai işlemin neticesini bağımsız mahkemeler vermelidir.
TIP FAKÜLTESİNDE 1 GÜN
5-6 ayda bir kontrol için doktora giderim. Geçtiğimiz gün yine Selçuk Tıp’ta idim. Selçuk Tıp’ın kendine özgü, “MHRS” gibi bir uygulaması var. O uygulamaya girip randevu alıyorsunuz. Ben de 9.30’a randevumu aldım.
Normal şartlar altında, 9.30’da orada olup doktorla görüşmem gerekir diye düşünebilirsiniz ama öyle değil. Sabah 09.00’da orada oldum. Önce o bölümdeki bankoya gidiyorsunuz. Orada banko görevlileri sizi tekrar sıraya sokuyorlar. Bu banko görevlileri de yanlış anlaşılmasın öyle sağlıkçı falan değiller. Bunlar ömürlerince okuyup, canımızı emanet ettiğimiz hekimlerimizi konfirme ediyorlar. Onlar “keyfe keder” konfirmelerini yapmazlarsa hekimlerimiz hasta bile bakamazlar yani.
Halbuki orada sıraya sokacaklarsa neden uygulamadan randevu alıyoruz ya da randevu alıp gidiyorsak neden tekrar yeni bir sıralama yapıyoruz anlamanın imkanı yok.
Neyse 10.30 gibi doktorun yanına girdik. Tabii ki tahlil istediler. Oradan çıktım, kan verme birimine geçtim. Orada da sıra numaramı aldım, yarım saat civarında da orada bekledikten sonra kanı da verdik.
İşlem bitti sanıyorsunuz ama değil. Öğleden sonra da tahlil sonuçlarını tekrar doktora göstereceğiz. Saat 15.30 gibi tekrar bankoya başvurumuzu yaptık, tekrar sıraladılar bizi. Yaklaşık bir buçuk saat kadar bekledikten sonra nihayet tahlilimizi de gösterdik. Görevimizi tamamladık.
Bu arada eğer doktorların olduğu bölmeye direkt geçerseniz ve “sıralamaya” dahil olmazsanız, işiniz çok daha çabuk bitiyor. Ya da bir sağlık görevlisiyle, hastabakıcıyla vb. gelirseniz o zaman da bekleme süreniz oldukça düşebiliyor.
Bu durum tüm Tıp Fakülteleri için mi geçerli yoksa Selçuk Tıp’a mı özgü bilmiyorum. Ama tüm tıp fakülteleri için geçerliyse vah vatandaşın haline…
CİMER MAĞDURİYET DE ÜRETMEMELİ
CİMER başvurularının kolaylaşması son zamanlarda haksızlıkları da körükler oldu.
Şahıs, bilgisayarı önünde evinde oturuyor. Canı sıkılıyor, birilerini şikayet ediyor. Bu şikayetten ötürü konuyla alakalı Devlet kurumunun elemanları şikayet edilen yere gidiyor ve denetleme yapıyor. Bununla ilgili de bir tutanak tutuyor. Çünkü şikayet CİMER’den gelince, şikayetin niteliğine bakmadan Devlet kurumları bunu incelemek zorunda kalıyor.
Aslında CİMER mevzuatında yalnızca tahmine dayanan, somut bilgi ve belge içermeyen bazı başvuruların işleme alınmamasına imkân veren hükümler bulunuyor. Bu filtre uygulamada yeterince işletiliyor mu? Her iddia doğrudan bir denetim sürecine dönüşüyorsa, hem kamu personelinin zamanı hem de hakkında asılsız ihbarda bulunulan kişilerin hakları nasıl korunacak?
Daha sonra bu şikayetin aslı astarı çıkmadığı zaman, şikayetçi hakkında bir yaptırım yok. Şikayet edilen yer, kimin şikayet ettiğini bilmediği için oluşan bir mağduriyetten ötürü muhatap bulup hakkını savunamıyor. Bu sefer mağdur şikayet edilen oluyor.
CİMER buna bir çözüm bulmalıdır. Ya şikayet edenin kimliği gizlenmemeli ve bir haksızlığa uğradıysa hakkını açıkça aramalıdır ya da Devlet kurumları kontrole gidecekleri konuyla ilgili bir bilgileri varsa o bilgiye istinaden kontrol edip etmemeye kendileri karar verebilmelidir.
Şikâyetçinin kimliğinin korunması elbette bazı durumlarda gereklidir. Ancak bu koruma, asılsız ve kötü niyetli başvuruların hiçbir sorumluluk doğurmadan yapılabileceği anlamına da gelmemelidir.
Aksi halde evde canı sıkılan vatandaş tarafından hem Devlet kurumlarının ve memurlarının zamanının işgal edilmesine hem de karşı tarafta haksız yere bir mağdur oluşmasına izin verilmiş olacaktır ki bu da toplum düzeni ve barışı açısından yararlı bir sonuç doğurmayacaktır.
KONYA’DAN FİLİSTİN’E GÜZEL BİR MESAJ
Bu kadar eleştiriden sonra güzel bir konuya da değinmek gerekir. Filistin Milli Takımı ile Konyaspor’un arasındaki dostluk maçı tek kelimeyle mükemmel oldu.
Her şey o kadar güzeldi ki, 1014 sporcu da, şehit edilen basın mensupları da, Filistinli çocuklarımız da unutulmamıştı. 42 bin kişilik stat tıklım tıklım doluydu. Doksanıncı dakikadan önce maçın tatil edilmesi yani sembolik olarak 89.59'da sona erdirilmesi de çok ince ve hassas düşünülmüş bir konuydu. Soykırımcı İsrail bir kez daha ifşa edildi.
Konya’da bu maç için emeği geçen, başta Konya Büyükşehir Belediyesi ve Konyaspor Kulübü olmak üzere herkese minnetlerimizi ve teşekkürlerimizi sunuyorum.
Dostlukla kalın.