Konya
Az bulutlu
12°
Aksaray
Parçalı bulutlu
18°
Karaman
Parçalı az bulutlu
14°

Değişen ne?

YAYINLAMA:

Bir haftanın daha sonuna gelirken, kendi kendime sordum: Değişen ne?

Konya Ticaret Odası'nda seçimler yapıldı. Yıllardır görevde olan aynı başkan, büyük ölçüde devam eden kadrolar ve yeni bir dönem...

Peki değişen ne?

Yıllardır aynı isimlerin, aynı anlayışların ve aynı yönetim alışkanlıklarının devam ettiği kurumlarda yalnızca seçim takviminin yenilenmesi, gerçekten bir değişim anlamına gelir mi?

Elbette tecrübe kıymetlidir. İstikrar da önemlidir. Ancak istikrar ile değişime kapalı olmayı birbirine karıştırmamak gerekir.

Mesela kamuoyunu uzun süredir meşgul eden fon olayları... Yaşananlardan sonra sistemde, denetimde, sorumluluk anlayışında ne değişti? Aynı yöntemlerle devam edilecekse yaşananlardan hangi dersleri çıkardık?

Bir başka örnek, Cumhuriyet Halk Partisi.

Kemal Kılıçdaroğlu döneminde yıllarca devam eden siyasi anlayış, değişim tartışmaları ve ardından gelen yeni yönetim... İsimlerin değişmesi, siyasetin dilinin ve yöntemlerinin de değiştiği anlamına geliyor mu?

Bir de Halk TV meselesi var. Muhalif yayıncılık alanında yaşanan son gelişmeler, zaten tartışmalı olan medya özgürlüğü meselesini yeniden gündemimize taşıdı. İktidarın karşısında söz söyleyebilen bir medya düzeni, demokrasinin vazgeçilmezlerinden değil midir?

İşte değişenlerden biri de bu!

Peki vatandaşın hayatında neler değişiyor?

Çalışarak, üreterek, istihdam sağlayarak ayakta kalmaya çalışan işletmelerin şartları değişiyor. İş hacimleri daralıyor, maliyetler yükseliyor, kazanç giderleri karşılamakta zorlanıyor.

Bugün birçok işletme sahibi, daha fazla çalışmasına rağmen daha az kazanır hâle geldiğini söylüyor. Bu şartlar devam ederse yalnızca zarar eden değil, çalıştığı ve ürettiği hâlde ayakta kalamayan işletmelerin sayısının artmasından endişe ediyorum.

Kira ve gayrimenkul fiyatlarında yıllardır yaşanan ölçüsüz artışlar karşısında, bazı bölgelerde görülen yavaşlama ve geri çekilmeler ise başka bir değişim.

Ancak insan sormadan edemiyor: Bu değişim, vatandaşın alım gücünün artmasından mı kaynaklanıyor, yoksa artık insanların bu fiyatları karşılayamamasından mı?

Asıl mesele de burada.

Biz değişimi yalnızca yöneticilerin koltuğunda, seçim sonuçlarında veya siyasi açıklamalarda arıyoruz. Oysa değişim, vatandaşın sofrasında, esnafın kasasında, sanayicinin üretiminde ve gencin geleceğe bakışında hissedilmelidir.

Biraz da kendimize bakalım.

Türk toplumu tarih boyunca lider kavramına büyük önem vermiştir. Hatta liderliği yalnızca düşüncesine değil, adeta ruhuna işlemiş bir toplum olduğumuzu söylesem sanırım çok da yanılmış olmam.

Belki de bugün yaşadığımız sorun lider bulmak değildir.

Asıl sorun, lidere yakışır bir divan oluşturamamak olabilir mi?

Eskiden divanlar vardı. İstişare vardı. Gerektiğinde hükümdarın karşısında doğruyu söyleyebilen insanlar vardı.

Bugün ise acaba yöneticilerin etrafında yanlışlarını söyleyenlerden çok, söylediklerini onaylayan insanlar mı bulunuyor?

Bir yöneticinin yaptığı yanlış işi, somut gerekçelerle dile getirmek düşmanlık değildir. Aksine, erdemli bir yönetici için bu uyarılar gelecekte yapılacak birçok doğrunun başlangıcı olabilir.

Yeter ki yönetenler eleştiriyi düşmanlık olarak görmesin, eleştirenler de eleştiriyi kişisel hesaplaşmaya dönüştürmesin.

Başta bulunanların erdemli, eleştirenlerin ise iyi niyetli olduğu bir siyaset ve medya dünyasıyla ilerlemek gerçekten bu kadar mı zor?

Gelelim haftanın bir başka önemli meselesine.

İstanbul, çok şiddetli yağışlarla karşı karşıya kaldı. Bazı bölgelerde metrekareye 240 kilogramın üzerinde yağış düştüğü açıklandı. Şehir hayatı ciddi biçimde etkilendi.

Deprem ne kadar doğal afetse sel de o kadar doğal afettir.

Elbette tabiat olaylarının önüne geçmek mümkün değil. Ancak afetlerin yol açacağı zararları azaltmak, hazırlık yapmak ve şehirleri buna uygun planlamak bizim sorumluluğumuzdur.

'Rabbimin afeti, ne yapacaksın?' anlayışıyla meseleye yaklaşmak yerine, 'Biz bu afetlere karşı ne kadar hazırız?' diye sormamız gerekmiyor mu?

İstanbul gibi bir mega kent, depreme olduğu kadar sele karşı da ne kadar hazırlıklı?

Yaklaşık iki yıldır İstanbul Büyükşehir Belediyesi etrafındaki siyasi ve hukuki tartışmaların yoğunluğu içerisinde belediyeciliğin asli meselesi olan hizmetleri ne kadar konuşabildik?

Yolları, altyapıyı, yağmur suyu hatlarını, dere yataklarını, afet planlarını ne kadar tartışabildik?

İstanbul'u muhalefet yönetiyor diye bu soruları sormak kolay olabilir.

Peki aynı soruları iktidar partisinin uzun yıllardır yönettiği Konya için de sorabiliyor muyuz?

Ben Konya'da yaşıyorum.

Şehrimiz böyle bir yağışla karşılaşsa ne olur? Altyapımız yeterli mi? Yağmur suyu tahliye sistemlerimiz, alt geçitlerimiz, yerleşim alanlarımız böylesine büyük bir afete hazır mı?

Sadece Konya da değil...

Türkiye'de hangi şehrimiz böyle bir doğal afeti en az zararla atlatabilecek hazırlığa sahip?

Afetin partisi olmaz. Sel suları seçmenin hangi partiye oy verdiğine bakmaz. Deprem, belediye başkanının siyasi kimliğini sormaz.

O hâlde hizmet anlayışımızı da siyasi çekişmelerin önüne koymamız gerekmiyor mu?

Yazının başından beri aynı soruyu soruyorum.

Değişen ne?

Başkanlar aynı kalabilir, kadrolar devam edebilir, siyasi partiler yönetim değiştirebilir. Bunların her biri demokratik hayatın doğal parçalarıdır.

Ancak önemli olan değişimin yalnızca isimlerde değil, anlayışta ve sonuçlarda yaşanmasıdır.

Çünkü vatandaşın hayatı değişmiyorsa, üreticinin yükü hafiflemiyorsa, şehirlerimiz daha güvenli hâle gelmiyorsa, yalnızca koltukların veya isimlerin değişmesi neyi değiştirir?

Belki de artık kimin değiştiğinden çok, neyin değiştiğini konuşmamız gerekiyor.

Bu haftalık da bu kadar.

Sizleri sırrın sahibi Rabbime emanet ediyorum.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız