Konya
Açık
31°
Aksaray
Açık
32°
Karaman
Açık
31°

Siyasi risk Erdoğan’da, yönetim Gül’de

YAYINLAMA:

Ak Parti 25 yılını doldurdu. Zamanın güçlü iktidarı Demokrat Parti(DP) sadece 14 yıl; “6 kere görevi bırakıp 7 kere gelmesiyle” anılan Süleyman Demirel’in Adalet Partisi 19 yıl hayatını idame ettirebilmişti. Burada 1980 darbesi sonrası iktidarı alan ve güçlü lider portresiyle hatırlanan Turgut Özal’ın ANAP’ı, 26 yıl siyasi hayatına devam etmişti. Ancak orada da Ak Parti’den farklı olarak Özal sadece 6 yıl genel başkanlık yapmıştı. 

Yani anlayacağınız Ak Parti 2001 yılından beri siyasi hayatımıza dahil olmuş ve 2002’den beri de bir şekilde ülkeyi yöneten Hükümet Partisi durumundadır. Bu da ülkemiz açısından bakılınca bir ilktir demek yanlış değildir. Tüm Ak Partilileri kutluyorum. 25. Kuruluş yıldönümlerini tebrik ediyorum ve işin doğrusu bundan sonrasını da merakla bekliyorum.

Tabii asıl konum bu değil. Bugün, son zamanlarda çokça adı geçen Abdullah Gül ismini, Refah Partisi ve Ak Parti sürecini bir değerlendirmek istiyorum.

Genelde bizler vatandaşlar olarak sadece önümüze konulan, inanmamız gereken konulara inanırız. Bunun dışındaki konularla ilgili en ufak bir merakımız, değerlendirmemiz ve tespitimiz olmaz. 

Refah Partisi dönemini bilenler hatırlayacaktır. Erbakan Hoca’ya karşı “yenilikçiler” adı altında bir hizip çıkmıştı. “Bu hareketin başını kim çekiyordu” diye sorsam sanırım herkes Abdullah Gül olduğunu söyleyecektir. İşte o zamanlarda Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Belediye Başkanı olarak Erbakan Hoca’nın “elini öpmeye” devam ediyordu. 

Buradaki detaylara çok girmeyeceğim. Yani RP’nin kapatılmasıyla kurulan Fazilet Partisi’nde genel başkanlık için yenilikçiler açısından istenen ismin Erdoğan olduğu ancak buna rağmen Recai Kutan’ın genel başkan olduğunu sanırım bilmeyen yoktur.

İşin bundan sonrası için herkesin biraz düşünmesini istiyorum. 

1997’de Siirt’te okuduğu şiir yüzünden dava açılan Erdoğan; 26 Mart 1999’da cezaevine girdi. Yaklaşık 20 gün sonra 18 Nisan 1999’da da genel seçimler yapıldı. Bu gelişmeler ışığında Fazilet Partisinin kongresinde yenilikçilerin adayı mecburen “Abdullah Gül” oldu. Eğer Erdoğan cezaevine girmiş olmasaydı bu kongrede aday Kutan’a karşı Erdoğan olacaktı. Abdullah Gül burada seçimi kaybetmiş olsa da yeni parti için bir ışık gözükmüştü. Fazilet Partisi’nin de kapatılmasıyla Saadet Partisi kurulurken, seçim kaybeden Gül yandaşları da Adalet ve Kalkınma Partisi’ni(Ak Parti) kuruyorlardı. Ne hikmetse birden bire ibre değişmişti. 

Şimdi burada şöyle bir metafor yapalım istiyorum. Ben Abdullah Gül olsam kendimi ön plana çıkarmazdım. Tayyip Erdoğan’ı ön plana sürer. Erdoğan zaten “yasaklı” olduğu için Hükümeti kendim yönetir, partiyi Erdoğan’a bırakabilirdim. Parti’nin ilerleyememesi neticesinde, yani kötü gidişatta da zaten partinin başında Erdoğan olur ve kötü gidişat onun hanesine yazılırdı. 

Erdoğan yeni kurulan Ak Parti’nin başına geçti. Ancak milletvekili olamadığı gibi, partinin olası bir iktidarında başbakanlık da yapamayacaktı. Ve nitekim de öyle oldu. Parti iktidara geldi. Başbakan Abdullah Gül oldu.

Bu şu demekti: Siyaset sorumluluğu Erdoğan’da, yönetim gücü Gül’de oldu. Abdullah Gül böyle bir plan yapmış mıdır yapmamış mıdır bilemem ama eğer ben Abdullah Gül olsaydım ve de “bir plan yapacağım” deseydim aynen böyle bir plan yapardım. 

Çünkü işin sonrası da böyle devam edecekti. Yani Ak Parti’nin Meclis’in en büyük partisi olarak, cumhurbaşkanı seçiminde de en etkin parti olacağı görülmeyecek bir şey değildi. Peki, Ak Parti’nin cumhurbaşkanı adayı kim olacaktı? Tabii ki, Erdoğan olamayacağına göre yine Gül olacaktı.

Eğer Erdoğan’ın cezası kalkmamış olsaydı; o zaman siyasi risk Erdoğan’da, yönetim keyfiyeti Gül’de olmaya devam edecekti. Bu durumun getirisi ve götürüsü ayrıca tartışılacak bir konudur. Ama kısaca şunu söyleyeyim; ülke adına yararlı sonuçlanacak bir şey değildir. 

İşte o dönemde hiçbir siyasal riski olmadan siyaset yapmanın sonucunda şimdilerde bile hala CHP’den ayrılan güruhun ve soldaki bir kesim insanların bile aklında Abdullah Gül adaylığı mantıklı bir şeymiş gibi gözükebiliyor. 

İşte şimdi Ak Partililer olarak Abdullah Gül-Recep Tayyip Erdoğan ikilemini bir de bu açıdan düşününüz. 

Dostlukla kalın.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız