Bu Ne Perhiz, Bu Ne Lahana Turşusu!
Evet dostlar, hafta ortasından merhaba…
Hepinize güzel bir hafta dilerken ekim ayının da sonuna doğru yaklaşıyoruz. Bu hafta Millî Eğitim Bakanlığının aldığı yeni bir kararı kendimce yorumlamaya çalıştım.
Bir eğitimci değilim. Sadece bir baba, bir veli ve bu ülkeyi seven bir insan olarak içimden geçenleri, kafama takılan soruları yazıya döküyorum. Hepsi bu kadar.
Gerçek derdi bu vatanın evlatlarını geleceğe hazırlamak olan, onların iyi yetişmesi için emek veren bütün eğitim emekçilerine de buradan selam olsun!
Buyurun, başlayalım…
Millî Eğitim Bakanlığı yeni bir uygulamayı daha hayata geçiriyor. Ortak Yazılı Sınav Sistemi ile öğrencilerin düşünme, yorumlama ve muhakeme becerilerinin değerlendirilmesi hedefleniyor. Açık uçlu sorularla öğrencilerin yalnızca doğru cevaba ulaşmaları değil, öğrendiklerini nasıl kullandıkları ve hangi konularda eksik kaldıkları da önem kazanıyor.
İlk bakışta son derece doğru bir yaklaşım. Yıllardır ezberci eğitimden şikâyet eden, çocuklarımızın analitik düşünmesini ve problem çözebilmesini isteyen bizler için sevindirici bir gelişme.
Ancak burada eğitim sistemimizin önemli bir çelişkisiyle karşılaşıyoruz.
Bir taraftan çocuklarımıza düşünmeyi, sorgulamayı, farklı çözüm yolları geliştirmeyi öğretmeye çalışırken diğer taraftan onları zamana karşı yarıştıkları sınavlara hazırlıyoruz.
Ortaokulda LGS, lisede TYT ve AYT...
Bu sınavlarda yalnızca doğru cevabı bilmek yeterli değil. O cevaba ne kadar sürede ulaştığınız, zamanınızı nasıl kullandığınız ve kaç soruyu doğru cevapladığınız da sonucu belirliyor.
Elbette çoktan seçmeli sorular da muhakeme gerektiriyor. Ancak bir öğrencinin nasıl düşündüğünü değerlendirmekle, belirli bir sürede kaç doğru cevap verdiğini ölçmek aynı şey değil.
Bir öğrencinin matematik sorusunu üç farklı yöntemle çözmesi, konuyu gerçekten kavradığının önemli bir göstergesi olabilir. Fakat aynı öğrenci LGS veya YKS'de o soruyu çözerken fazla zaman harcadığında bunun karşılığını alamayabilir.
İşte tam da burada insanın aklına o meşhur söz geliyor: Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!
Bir tarafta düşün, sorgula, farklı yollar dene diyen bir eğitim anlayışı; diğer tarafta süreyi yetiştir, doğru şıkkı işaretle, netlerini yükselt diyen bir sınav sistemi...
Bir de meselenin veli tarafı var.
Şimdi kendimize karşı samimi olalım.
Hangi veli çocuğu deneme sınavından geldiğinde, "Aferin evladım, bugün matematikte muhteşem bir muhakeme yapmışsın. Bir soruyu üç farklı yöntemle çözmüşsün, bravo sana!" diye karşılıyor?
Çoğumuzun ilk sorusu belli:
"Kaç net yaptın?"
Ardından "Neden full yapamadın? Bu soruları nasıl kaçırdın? Daha çok çalışmalısın." cümleleri geliyor.
Peki veliyi suçlayabilir miyiz?
Bence hayır.
Çünkü veli biliyor ki çocuğunun geleceğini belirleyen sınavlarda farklı çözüm yollarına değil, doğru cevaplara, netlere ve sıralamalara bakılacak.
Bakanlık çocuğun nasıl düşündüğünü ölçmek istiyor, veli ise kaç doğru yaptığını öğrenmek zorunda hissediyor. Çocuk da bu iki beklentinin arasında kalıyor.
Oysa muhakeme becerisini geliştirmek yalnızca sınav sorularıyla sınırlı olmamalı. Satranç, strateji oyunları, akıl yürütme ve problem çözme etkinlikleri ilkokuldan itibaren eğitimin daha güçlü bir parçası hâline getirilebilir. Böylece çocuklara yalnızca soruları çözmek değil, düşünmek ve karar vermek için de fırsatlar sunulabilir.
Burada fırsat eşitliğini de unutmamak gerekiyor. Bir çocuk okul dışında özel derslerle ve farklı kaynaklarla kendisini geliştirebilirken başka bir çocuk yalnızca okulda sunulan imkânlarla yetinmek zorunda kalıyor.
Yeni sistemin öğrencilerin eksiklerini belirlemesi elbette önemli. Ancak eksikliği tespit etmek başka, onu giderecek eğitim ortamını ve desteği sağlamak başka bir iştir.
Millî Eğitim Bakanlığının bu uygulamasını peşinen yanlış bulmuyorum. Aksine, doğru uygulanması hâlinde faydalı olabileceğine inanıyorum. Fakat okulda kazandırılmak istenen becerilerle öğrencilerin geleceğini belirleyen sınavların birbirini tamamlaması gerektiğini düşünüyorum.
Çocuklarımız hem düşünebilmeli hem de zamanını doğru kullanabilmeli. Bu dengeyi kurmak yalnızca öğrencinin, velinin veya öğretmenin sorumluluğu olmamalı. Eğitim sistemini planlayanların da temel sorumluluklarından biri olmalı.
Artık yalnızca okul yazılılarını değil, LGS'den üniversiteye geçişe kadar bütün ölçme ve değerlendirme anlayışımızı birlikte ele almalıyız.
Çünkü bizim ihtiyacımız yalnızca sınav kazanan değil, hayatın karşısına çıkardığı sorunları da çözebilen, düşünen, sorgulayan ve üreten nesiller yetiştirmek.
Çocuklarımıza düşünmeyi öğretirken, onların geleceğini yalnızca birkaç saatlik sınav performansına bağlamanın sonuçlarını da yeniden değerlendirmeliyiz.
Sizleri Rabbime emanet ediyorum. Sağlıcakla kalın.